SON EKONOMİK VERİ VE GELİŞMELERE İLİŞKİN YORUM VE NOTLARIMIZ

 Yeni bir kapatma davası tartışmalarından bağımsız son ekonomik gelişmeler aşağıdaki gibi, ancak tabii ki kapatma davası ekonomiyi bu sefer, geçen seferkinden çok daha derin etkileyecek. FED’in faiz artırmayacağını belli idi. Çünkü ABD yüksek faiz, güçlü dolarla ayakta kalamayacağını biliyor. Ancak aynı adımı Çin’den bekliyor. Bununla ilgili değerlendirmemiz aşağıda. Kapatma davası açılırsa AKP çok hızlı olarak erken seçime gidecektir. Bu gelişme Türkiye’nin tam iki yıl kaybetmesi anlamına gelir. Bu iki yıl Türkiye’ye sermaye girişleri duracaktır. Bunun olası sonuçları üzerinde şimdiden yorum yalpak erken ancak çok olumsuz gelişmeler olacağını ve büyümenin, düzelmekte olan, işsizlik oranlarının yeniden yüzde 14 ve üzerine çıkacağını söyleyebiliriz. Şu an açılacak bir kapatma davası Türkiye Cumhuriyet tarihinin, ekonomik olarak, en büyük ihanetlerinden birisi olacaktır. 

 

İŞSİZLİK…

 

 TÜİK’in açıkladığı rakamlara göre, tarım dışı istihdam Aralık ayında bir önceki Aralık ayına göre, 348 bin kişi, tarım dışı işgücü ise 371 bin kişi artmıştır. Böylece tarım dışı işsizlik oranı, 16,8 seviyesinden 16,6 düşmüştür. Bu, işsizlikte önemli bir iyileşmeyi işaret ediyor. Nitekim işsizlik oranı da 0,5 puan azalarak yüzde 13,5 seviyesine gerilemiştir. Bu arada işgücüne katılım oranı da geçen yılın aynı dönemine göre, 1,1 puan artmıştır. Türkiye’de işgücüne katılım yüzde 47,6 sevisindedir.  Tarım dışı istihdamın artmaya başlaması çok önemli ve memnuniyet verici bir gelişmedir.

 

 

İşgücü durumu (Aralık)

 

 

TÜRKİYE

 

 

KENT

 

 

KIR

2008(*)

2009

2008(*)

2009

2008(*)

2009

Kurumsal olmayan nüfus (000)

70 096

70 907

 

48 530

48 921

 

21 567

21 986

15 ve daha yukarı yaştaki nüfus (000)

51 211

52 079

35 963

36 357

15 248

15 721

İşgücü (000)

23 799

24 812

16 238

16 712

7 560

8 100

    İstihdam (000)

20 466

21 451

13 713

14 098

6 753

7 353

    İşsiz (000)

3 332

3 361

2 525

2 614

807

747

İşgücüne katılma oranı (%)

46,5

47,6

45,2

46,0

49,6

51,5

İstihdam oranı (%)

40,0

41,2

38,1

38,8

44,3

46,8

İşsizlik oranı (%)

14,0

13,5

15,6

15,6

10,7

9,2

    Tarım dışı işsizlik oranı (%)

16,8

16,6

15,9

16,1

20,9

19,0

    Genç nüfusta işsizlik oranı(1)(%)

26,0

24,1

27,1

25,6

23,5

20,7

İşgücüne dahil olmayanlar (000)

27 412

27 266

19 725

19 645

7 687

7 621

(1) 15-24 yaş grubundaki nüfus 

Not: Rakamlar yuvarlamadan dolayı toplamı vermeyebilir.

(*) 2008 Aralık dönemi sonuçları yeni nüfus projeksiyonlarına göre revize edilmiştir.

 

 

 

TÜİK’in verilerine göre, Aralık 2009 döneminde, istihdam edilenlerin yüzde 24’ü tarım, yüzde 20,3’ü sanayi, yüzde 57,’si inşaat, yüzde 50’si ise hizmetler sektöründedir. Önceki yılın aynı dönemi ile karşılaştırıldığında, tarım istihdamının 2 puan, inşaat sektörünündeki istihdamın 0,2 puan arttığı buna karşılık sanayi sektörünün 0,5 puan ve hizmetler sektörünün de 1,7 puan istihdam kaybına uğradığı görülmektedir. Hizmetler ve sanayideki azalma 2009’daki krizin etkisi ile olmuştur. Önümüzdeki dönemde hizmetler ve sanayide istihdam artışı bekliyoruz. Böylece işsizlikteki artış duracak ve 2010’un ikinci yarısından itibaren işsizlik seviyesi, kriz öncesi durumuna gerileyecektir. Yani işlerini kaybedenlere sanayinin kapıları yeniden açılacak.

 

SANAYİDE CİRO VE SİPARİŞLER

 

 

Yine dün TÜİK’in yayınladığı sanayi ciro ve sipariş endeksi de, 2010 yılı Ocak ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11,7 artış göstermiştir. Siparişlerde ve dolayısıyla cirolarda bu birebir artış önemli bir düzelme işareti. Ayrıca dayanıklı tüketim malı imalatında, yüzde 31 ciro artışı görülmektedir. Dayanıklı tüketim malı cirolarında artış iç ve dış talebin hareketlendiği anlamına gelmektedir. Ayrıca sermaye malları grubunda da, geçen seneye göre, yüzde 18 artış gözlemlenmektedir. Bütün bu veriler Türkiye’nin krizden çıkma doğrultusunda yavaş ama kararlı adımlar attığını göstermektedir.  

 

Ana Sanayi Grupları sınıflamasına göre Aylık Sanayi Ciro Endeksi incelendiğinde, en yüksek artış yüzde 31,0 ile Dayanıklı Tüketim Malı İmalatı’nda görülmüştür. Bunu, yüzde 18,0 ile Sermaye Malı İmalatı takip etmektedir. Sermaye mallarındaki artış bir çok açıdan anlamlıdır. Bu artışı önümüzdeki dönemde hem talep hem de istihdamda ki artışın ön habercisi olarak yorumlayabiliriz.

 

 

 

İmalat Sanayi alt bölümlerinin 2010 yılı Ocak ayında 2009 yılı aynı ayına göre yüzde değişim oranları incelendiğinde, en yüksek artış oranının yüzde 43,6 ile Motorlu Kara Taşıtı, Römork ve Yarı römork İmalatında gerçekleştiği görülmektedir. Bunu, yüzde 36,0 ile Tıbbi Hassas ve Optik Aletler İmalatı takip etmektedir.

 

 

TÜKETİCİ GÜVENİNDE SON DURUM

 

Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen Aylık Tüketici Eğilim Anketi, tüketicilerin harcama davranış ve beklentilerini değerlendirmektedir.

 

Endeksin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durum, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durum, 100 olması ise tüketici güveninde ne iyimser ne de kötümser durum olduğunu göstermektedir.

 

2010 yılı Ocak ayında 79,24 olan Tüketici Güven Endeksi, Şubat ayında Ocak ayına göre %3,30 oranında artarak 81,85 değerine yükselmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÇİN-ABD TARTIŞMASI ÖNE ÇIKIYOR; ÇİN’İN TAVRI TÜRK İHRAÇATSININI İLGİLENDİRİYOR

 

Beklenen olmaya başladı. ABD, Çin’i parası yuanın değerini aşırı düşük buluyor. Yerel paraların satın alma gücünü ölçen en basit ve popüler endeks olan Mic-Mac endeksine göre yuan yüzde 40 oranında düşük.  ABD, Çin’den parasını en az yüzde 20 revalüe etmesini istiyor. Çin ise çift haneli büyüme temposunu yitirmemek ve ihracat rekabetini kaybetmemek için buna yanaşmıyor. Biz Çin’in bu tavrının bir süre daha sürdüreceğini tahmin ediyoruz. Ancak Çin’in bunu yapması için doların değerinin hızla düşmesi ve Çin’in dolar almaktan vazgeçmeye hatta elindeki dolarları elden çıkarmaya başlaması gerek. ABD ise bunu çok yavaş yapıyor. Yani esas sorun Çin’de değil ABD’de. Bugün FED faiz kararını açıklayacak, eğer FED faiz artırma yönünde bir işaret verirse kimse Çin’den parasının değerini yükseltmesini beklemesin zaten. Buradaki kritik tarih 2012’dir Bu tarihe kadar ABD-Çin dengesinin böyle devam edeceğini öngörüyoruz. Yani Çin Türkiye gibi ülkelere karşı ihracat rekabetini kur ve düşük ücret çerçevesinde devam ettirecek. Ayrıca Çin elindeki dolarları –şu an Çin’in 2.5 trilyon dolar fazlası var ve bu sürekli artıyor- emtia alımlarına yönlendiriyor. Böylece piyasalardan ucuz emtia alıyor. Çin’in piyasalara girmesiyle emtia fiyatları yükseliyor ve biz ondan sonra emtia pazarlarına girip emtia alıyoruz. Esas sorun düşük kur değil budur bizce. Bunun için özellikle makine sanayi için ulusal ortak satın alma geliştirilmeli ve bu kurumsallaştırılmalıdır.  

 

 

KUR TARTIŞMALARI ANLAMSIZ! İHRACAT KURA BAĞLI ARTIK ARTMAZ!  

 

Bu bağlamda Türkiye’de de bazı ekonomi yazarları yine kur tartışması başlattı. (Güngör Uras)

Bu tartışmaların şu aşamada bilimsel ve pratik bir kıymeti harbiyesi yoktur. Türkiye düşük kurla ihracatçı olamaz. İhracat artışı için, bütünlüklü bir sanayi politikası, marka ve teknoloji üstünlüğü gerekir. Bu konudaki görüşlerimizi çeşitli çalışma ve notlarımız da paylaştık.

 

Önümüzde, yavaş ama istikrarlı bir düzelme çizgisinin olduğunu, sektörün ihracat ağırlıklı büyüme veresine yavaş da olsa girdiğini söyleyebiliriz.

 

 

 

 

 

 


TÜRKİYE’DE GÖKKUŞAĞININ İKİ GÜÇLÜ RENGİ

  Türkiye geçen ay Şakir Eczacıbaşı’nı kaybetti. Hani hep denir ya; “bizde de burjuva mı var canım, burjuva dediğin sanattan anlamalı, hatta sanatın bir dalını icra edebilmeli, bizdekiler parayı bulunca şehre göçmüş kasabalı toprak zenginleri”  Eh, ne demeli bir zamanlar yerli yersiz dillerden düşmeyen bu “saptamanın” tabii ki dışında, aykırı bir örnekti Şakir Eczacıbaşı. Ama burjuva olmak sadece sanattan, bilimden, politikadan anlayacak kadar eğitimli olmayı ve gerekli kültür birikimini içselleştirmeyi mi gerektirir sadece.

Burjuva, her şey den önce bir sınıfın adı. Devrim yapan bir sınıfın. Bu anlamda burjuva politiktir. Burjuva, kendi sınıfının nefes alamayacağı bir ortamda yaşayamaz. Eğer yaşarsa özünü, yani sınıfsal özelliklerini kaybeder. Bırakın sanat gibi “ince” zevkleri ve faaliyetleri olmasını, ekonomik olarak var olamaz. Yani yatırım yapamaz, iş kuramaz ve yok olur.

Ya da Türkiye’de olduğu gibi yağmacı bir devletçi anmayışın bir parçası olarak, burjuva değil ama egemen yoz bir zengine dönüşerek yaşamını sürdürür.


Elazığ depremi vesilesiyle;Şili depreminin unutulmaz sonuçları

chile-earthquake-radius1Aşağıdaki yazı, geçen hafta Taraf gazetesi’nde yayınlandı. Bugün Elazığ depremi nedeniyle yazıyı buraya da koyuyorum. Elazığ’daki deprem orta büyüklükte bir deprem. Yani Şili depremi Elazığ depreminin yaklaşık 1000 katı şiddetinde falan. Ama neredeyse Şili’de ölenlerle Elazığda ölenler sayı olarak aynı. Öte yandan Şili’de Türkiye’de “azgelişmiş” ülke değil mi? İşte bu depremler ortaya koyuyor ki Şili ve Türkiye artık aynı gelişmişlik düzeyindeki ülkeler değil. Peki 20 yıl öncesine kadar aynı gelişmişlik düzeyine ve kadere boyun eğen bu iki ülke son 20 yılda nasıl farklılaştı? Çok basit Şili darbe ve askeri vesayet rejimi kalıntılarını bu 20 yılda sildi; en azından silmeye çalıştı. Türkiye ise tam aksine yeni darbe tezgahları, post modern darbeler ve bunlara bağlı entrikalarla ve yağmalarla boğuştu. Sonuç ortada. Şili’de sosyalisler başka bir deyişle sosyal demokratlar darbecilerden hesap sordu; darbecilerden hesap sormak için Hristiyan demokratlar, Sosyalistler ve Radikal demokratlar birleşti. Türkiye’de ise “sol” ve “sosyal demokratlar” nasyonel sosyalistlere dönüşüp şeriat geliyor diye (!) darbecilerle aynı cephede yer aldı. Demokratikleşme AKP’ye bırakıldı ve dolayısıyla geciktirildi. Sonra da bunlar, AKP niye 12 Eylül’den hesap sormuyor diye AKP’ye hesap sormaya başladılar ki; 12 Eylül’ün aslına dönüştüklerinin farkına varmadan… İşte size 8.8 Şili depremi ve 6.0 şiddetindeki Elazığ depremi; buyrun… Sonuçlarına birlikte bakalım!

nizam23_elazigdeprem1


Türkiye’de sermayenin (yeniden) oluşumu ve birikimi süreçleri

Aşağıdaki yazı Forbes dergisinin bu ay hazırlanan “zenginler” dosyası için kaleme alınmıştır. Yazının burada okuyacağınız versiyonu dipnotları ile orijinal halidir. Bu yazının bir değişik şekli de Aktüel dergisinin son sayısında yayınlanmıştır.

 

Forbes’in bu ay hazırlığı “zenginler” dosyası birçok açıdan hepimize çok önemli ipuçları veriyor. Türkiye’de şu sıralar yapılan tartışmalar ve bunların sonucunda kalkan toz duman biraz sukuta erdiğinde karşılaşacağımız tabloyu bu çalışma ve çalışmanın sonuçları anlatıyor aslında. “En zenginler” ile diğerlerinin arası açılıyor. Ama ne olursa olsun artık o eski zenginler yok. Yani dünyada uzunca bir süredir bilgi teknolojileri ve bilgisayar gibi teknoloji sektörlerinde “sıfırdan” en zenginler listesine girenlerin ağırlığı ortadayken Türkiye bu yeni ve genç zenginlerle tanışmamıştı. Ancak 2008 krizinin getireceği köklü değişim, özellikle Amerika’da görülen yeni zengin neslin, ilkönce kıta Avrupa’sında sonra da Türkiye gibi “gelişmekte olan” ülkelerde “eskileri” hızla geriye iteceğini bize gösteriyor.

Ancak Türkiye’deki değişim, aynı zamanda, siyasi ve sonra de köklü hukuki değişimleri de arkasından sürükleyeceği için, dünyadakinden, çok daha sancılı olacak.

Türkiye’de zenginliğin kaynaklarına baktığımızda tabii ki ilkönce devleti görürüz.


2011 seçimlerinin sonucu niye belli?

Türkiye bir müddet sonra 2011 seçimlerini konuşmaya başlayacak. CHP’nin hükümeti erken seçime zorlaması anlaşılır bir şey. Çünkü şu an Türkiye ekonomide görebileceği dibe gelmiş durumda. En sorunlu veri olan işsizlik verileri için de bunu söyleyebiliriz. 2010’un ikinci yarısından itibaren Türkiye kriz öncesi büyüme ivmesini yakalayacak. Sanayideki istihdamın da aynı dönemde artmaya başlayacağını söyleyebiliriz. Bununla birlikte işsizlikteki artış duracak. Ama ekonomide daha önemlisi, Körfez kaynaklı Doğrudan Yabancı Yatırımların bu yılın ikinci yarısından itibaren gelmeye başlayacak olması ve belki bir üçüncü varlık barışı uygulaması. Hükümet bunun için IMF anlaşmasını bekletiyor. IMF’nin şu sıralar Türkiye’ye diyeceği bir şey yok. Hükümet ne zaman isterse IMF imzayı basar. Burada küresel güçler iktidar partisinin arkasında. Çünkü 2012’de Obama’nın mutlaka yeniden seçilmesi gerekiyor. Bu seçimin anahtar ülkesi Türkiye. Ancak hem Amerika-İngiltere hem de AB 2011 seçimleri için fazla endişeli değil. Çünkü sonucu az çok tahmin ediyorlar. Türkiye’de bir önceki genel seçimlere göre, siyasi aktörlerde, kurumlarda bir değişiklik yok. CHP aynı CHP; MHP’nin artık Türkiye için yeri ve cesameti belli. CHP’nin yanında ya da solunda alternatif bir sol oluşum-ne yazık ki- ortaya çıkamadı.