TÜRKİYE’DE GÖKKUŞAĞININ İKİ GÜÇLÜ RENGİ
Türkiye geçen ay Şakir Eczacıbaşı’nı kaybetti. Hani hep denir ya; “bizde de burjuva mı var canım, burjuva dediğin sanattan anlamalı, hatta sanatın bir dalını icra edebilmeli, bizdekiler parayı bulunca şehre göçmüş kasabalı toprak zenginleri” Eh, ne demeli bir zamanlar yerli yersiz dillerden düşmeyen bu “saptamanın” tabii ki dışında, aykırı bir örnekti Şakir Eczacıbaşı. Ama burjuva olmak sadece sanattan, bilimden, politikadan anlayacak kadar eğitimli olmayı ve gerekli kültür birikimini içselleştirmeyi mi gerektirir sadece.
Burjuva, her şey den önce bir sınıfın adı. Devrim yapan bir sınıfın. Bu anlamda burjuva politiktir. Burjuva, kendi sınıfının nefes alamayacağı bir ortamda yaşayamaz. Eğer yaşarsa özünü, yani sınıfsal özelliklerini kaybeder. Bırakın sanat gibi “ince” zevkleri ve faaliyetleri olmasını, ekonomik olarak var olamaz. Yani yatırım yapamaz, iş kuramaz ve yok olur.
Ya da Türkiye’de olduğu gibi yağmacı bir devletçi anmayışın bir parçası olarak, burjuva değil ama egemen yoz bir zengine dönüşerek yaşamını sürdürür.
Aşağıdaki yazı, geçen hafta Taraf gazetesi’nde yayınlandı. Bugün Elazığ depremi nedeniyle yazıyı buraya da koyuyorum. Elazığ’daki deprem orta büyüklükte bir deprem. Yani Şili depremi Elazığ depreminin yaklaşık 1000 katı şiddetinde falan. Ama neredeyse Şili’de ölenlerle Elazığda ölenler sayı olarak aynı. Öte yandan Şili’de Türkiye’de “azgelişmiş” ülke değil mi? İşte bu depremler ortaya koyuyor ki Şili ve Türkiye artık aynı gelişmişlik düzeyindeki ülkeler değil. Peki 20 yıl öncesine kadar aynı gelişmişlik düzeyine ve kadere boyun eğen bu iki ülke son 20 yılda nasıl farklılaştı? Çok basit Şili darbe ve askeri vesayet rejimi kalıntılarını bu 20 yılda sildi; en azından silmeye çalıştı. Türkiye ise tam aksine yeni darbe tezgahları, post modern darbeler ve bunlara bağlı entrikalarla ve yağmalarla boğuştu. Sonuç ortada. Şili’de sosyalisler başka bir deyişle sosyal demokratlar darbecilerden hesap sordu; darbecilerden hesap sormak için Hristiyan demokratlar, Sosyalistler ve Radikal demokratlar birleşti. Türkiye’de ise “sol” ve “sosyal demokratlar” nasyonel sosyalistlere dönüşüp şeriat geliyor diye (!) darbecilerle aynı cephede yer aldı. Demokratikleşme AKP’ye bırakıldı ve dolayısıyla geciktirildi. Sonra da bunlar, AKP niye 12 Eylül’den hesap sormuyor diye AKP’ye hesap sormaya başladılar ki; 12 Eylül’ün aslına dönüştüklerinin farkına varmadan… İşte size 8.8 Şili depremi ve 6.0 şiddetindeki Elazığ depremi; buyrun… Sonuçlarına birlikte bakalım! 
Aşağıdaki söyleşi 4 Şubat 2010′da Özgün Duruş dergisinden Dilaver Demirağ ile yapılmıştır. 