2008′de Kriz Yok, Ama…
Cemil Ertem 2007-12-28 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı
Şu günlerde bir “2008’de kriz” söylentisi aldı başını gidiyor. Bu “kriz” öngörüleri, taksi ve berber muhabbeti düzeyinden meslek örgütü raporu düzeyine kadar çeşitli basamak ve kategorilerde giderek yayılmakta ve yayıldıkça da bir 2001 krizi korkusuna dönüşmekte…
Bir kere bu kriz meselesini tanımlamak gerekiyor herhalde. Şimdi herkes için kriz ölçüsü 2001 yılında yaşanılanlar. Bu kriz aslında Türkiye’nin 1980 yılında girdiği yolun son dönemeciydi. 2001 krizi, Türkiye mali sistemini Avrupa mali sistemi ile bütünleştiren bir silkinmeydi. Bunun için çok şiddetli ve yıkıcı oldu.
Tam entegrasyon, kapalı bir ekonominin çarpık olarak büyüttüğü banka sistemi ve kamu maliyesi ile olmazdı. Kriz, hem banka sistemini hem de giderek yüksek faizden borçlanan kamuyu yeniden düzenledi.
Banka sistemi 2001 krizinden sonra tümüyle yeniden yapılandı.
Kriz öncesi, sermaye hareketlerinin serbestleştirildiği bir ortamda “yönlendirilen esnek kur rejimi” ile reel kurda nispi bir istikrar sağlanmaya çalışılmış, faizler büyük ölçüde piyasaya bırakılmıştı. Kamu kesimi faiz-dışı dengede yeterli ölçüde fazla yaratılamadığı ve (1999 yılı hariç) kamu kesimi- dış koşulların rehaveti ile- net dış borç ödeyici konuma geldiği için, iç borçlanma gereği hızla büyümüş ve yüksek faizli nakit iç borç stokunda hızlı bir artış gerçekleşmişti. Bunu da kamu bankaları, banka sistemi üstlenmişti. Yani 2001’de kamunun çarpık durumu banka sisteminin üzerindeydi.
Raylarda tren gitmiyordu. Bunun için ilk önce makas değiştirildi; sonra bütün ray sistemi. İşte kriz tanımı budur. Bir makas ve sistem değişimi gereği bize kriz tanımını verir.
Şimdi böyle bir durum yok. Sadece yapısal sorunların getirdiği sıkışıklıklar bizi zorluyor.
Bu yapısal sorunların ise, bilindiği gibi, iki kaynağı var: Birincisi dışarısı, ikincisi ise Türkiye ekonomisinin seksen yıldır biriktirdiği sorunlar.
Önümüzdeki yıl, her şeye rağmen, dünya ekonomisinin stop edeceği bir yıl olmayacak. Ancak esas sorun içerde. Çünkü son çeyrekte büyümede olan düşüş bize, dış borç, uyduruk doğrudan sermaye girişi ve özelleştirme geliri ile dış açık finanse edip, büyüme sağlamanın sonuna gelindiğini söylüyor. Tarımdaki yüzde 7,8’lik negatif büyüme birçok sosyal soruna işaret ediyor. Bu eğilim sürecek ve işsizlik buna bağlı olarak artacak. Türkiye’nin bunu telefi etmesi için yüzde 6’nın üzerinde üç yıl büyümesi gerekir. Oysa son on yıllık ortalama büyüme periyodu yüzde 4’lerde geziniyor.
Özel sektörün dış borcu çok ve kar oranları düşük. Bu faiz oranları ile hem borç ödeyip hem yapısal dönüşüm sağlamak hayal. Hammadde fiyat artışları nihai ürün fiyat artışlarından yüksek. Büyümedeki yavaşlama arz yönlü. Ama eriyen ücretlere bağlı olarak da iç talep düşüyor. Bu bize 2008’in iyi geçmeyeceğini söylüyor.
Ancak kriz yok. İdare edilir mi, edilir; ama ne pahasına? İşte size 2008’in ilk ancak en önemli sorusu.

Yorum Yaz