Başbakan Haklı Ama…
Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı
Başbakan Erdoğan Türkiye’nin cari açık sorunu olduğunu ama bundan çekinmediklerini bir kez daha yineledi. Bu açıklamadan birkaç gün öncede Merkez Bankası’nın Finansal İstikrar Raporu’nda bu konuyla ilgili biri açık biri örtülü olmak üzere iki saptama vardı. Birincisi, Merkez Bankası, açık olarak, küresel dalgalanmaların önceden kestirilemeyen etkilerine vurgu yaparak, cari açığı önemli bir risk unsuru olarak gördüğünü yineliyordu. Ama bir önceki sayfada da- bence- bu vurgudan daha güçlü bir örtülü saptama vardı.
Raporda, cari açığın, daha çok uzun vadeli krediler ve doğrudan sermaye girişleri ile finanse edildiğine vurgu yapılıyor. 2002 yılından beri doğrudan yatırımların cari açık finansmanındaki ağırlığına dikkat çekiliyor. Bunun da cari açığın finansman kalitesini artıran bir unsur olduğunun altı çiziliyor.
Yani Merkez Bankası şunu söylüyor: “Cari açık konusunda bizim tarafta bir sorun yok. İşler böyle giderse biz bu işi sürdürürüz. Yeter ki dışarısı sapıtmasın.”
Zaten Başbakan da aynı şeyi söylüyor.
Her iki tarafta bu konuda oldukça rahat. Peki niye; bizim dışımızda ne biliyorlar?
Bilinen şu: Türkiye artık siyasi olarak olmasa bile finansal yapı olarak AB pazarı içinde. Önümüzdeki yıllarda banka ve özellikle de sigorta sektöründeki birleşmeler sürecek.
Merkez Bankası AB’ye yeni üye olan ülkelerin büyüme ve cari açık oranları da vermiş.
Buna göre, bu ülkelerinde büyüme oranları ve cari açıkları at başı gidiyor. Dolayısıyla AB’de tek tek ülkelerin cari açık verip vermedikleri önemli değil. Önemli olan AB bölgesinin eşit ve sürdürülebilir bir büyümeyi yakalaması.
Böyle olunca makro ekonomik dengeleri ulusal ekonomi değişkenleri üzerinden kuran teorik yaklaşımlar da geçerli olmuyor. Cari işlemler açığı, bütçe açığı ve tasarruf açığı arasında, ulusal ekonomi çapında, pozitif ilişki kuran yaklaşımlar artık pek geçerli değil.
Mesela şöyle bir mantık silsilesinin artık geçerli olduğunu sanmıyorum: “Açık bir ekonomide, kamu harcamalarının artması ulusal tasarrufları azaltacaktır. Ulusal tasarrufların azalması ise faiz oranlarını yükseltecektir. Yüksek faiz oranları ulusal parayı değerlendirecek, değerli para ihracatı düşürüp cari açığı artıracaktır. Bunun sonucunda cari açığın GSMH’ya oranı yüzde 5’i geçerse kriz olur.”
Bu artık geçerli değil.
Birçok ekonomide bu oran yüzde onları buldu. Ama bir şey olduğu yok.
Bunun nedeni, ekonomilerin sermaye birikimlerini ulusal pazarlar üzerinden yapma devrinin bitmiş olması.
İşte Merkez Bankası da, Başbakan da bunu biliyor.
Ama;
Türkiye’nin cari açığı Avrupa banka sistemi aracılığıyla özel sektör tarafından finanse ediliyor. Yani kamu borçlanması giderek düşüyor.
Ancak bunun sürdürülebilir olması ve sonuçta –hiç olmazsa- AB ülkelerindeki kadar adil gelir dağılımına yol açması için; iki şey gerekiyor: Daha fazla demokrasi ve daha fazla teknoloji.

Yorum Yaz