Hiç Yaşlanmayan Bir Marksist

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem 2008-03-11 tarihli Taraf Gazetesi Yazısı

1978 yılında iktisat okumaya başladığımda okulda bana anlatılacakların yeterli olmayacağını biliyordum. O yıllarda solcu bir iktisat öğrencisinin elinin altında hangi kitapların olduğunu tahmin edersiniz. Ama makro iktisadın konjoktürel –tarihsiz- Keynesci çözümlemelerini ve mikro iktisadın-sanki- mantık geliştirmek için yazılmış zorlama tahlillerini elimin altındaki çeviri Marksist kitaplara uyarlamak ve oradan kalkarak bunları anlamaya çalışmak, o günlerde, en önemli uğraşımdı. Sonra bu zorlu uğraşımı kolaylaştıran iki kitap keşfettim: Birincisi ODTÜ yayınlarından çıkan ve Fikret Görün’ün derlediği “Türkiye’de Üniversitelerde Okutulan İktisat Üzerine” adlı kitaptı. Bu kitapta Türkiye’de iktisat düşüncesinin evriminden mikro ve makro iktisat öğretimi üzerine önerilere kadar birçok ufuk açıcı makale vardı. Böylece bize o yıllarda okutulan iktisat müfredatının zeminini bu kılavuz kitap sayesinde bir parça kavramış oldum.

Keşfettiğim ikinci kitapta Sadun Hoca’nın Gerçek Yayınlarından çıkan “ 100 soruda İktisat” kitabı idi. Bu kitap aslında Sadun Hoca’nın ders notları idi. Sonradan Sadun Aren bu kitabı niye yazdığını şöyle anlatacaktı: “ Bu kitabı ben, Marksist iktisat ile üniversitelerde okutulan bildiğimiz iktisadı birbirine yaklaştırmak için yazdım. Bu açıdan, bu kitabın faydalı olacağını düşünüyorum” Hoca haklıydı. Kitap kısa zamanda “gayri-resmi” iktisada giriş ders kitabı muamelesi görmeye başladı. Mesela kitapta “Milli Gelir” bahsi Marksist Yeniden Üretim kavramıyla başlar. Kitaptaki birçok konu neden-sonuç ilişkisiyle, tarih kavramı atlanmadan verilir. Böylece egemen iktisat anlatısının “tarihsizlik” tuzağından okuyucu çekip alır kitap. Bu yüzden Sadun Hoca’nın bu yapıtı hiçbir zaman eskimedi. Şimdiki baskısı “Ekonomi Dersleri” adını taşıyor.

Sadun Hoca artık yok. O’nu çok arayacağız. Ama onun, tıpkı yaşıtı ve meslektaşı İdris Küçükömer gibi çok az anlaşıldığını ve haksızlığa uğradığını da unutmayalım. İdris Küçükömer, solcu geçinen devletçilerin gerçek kimliklerini, yüzlerine boş bir eldiven gibi çarptı ve aforoz edildi. Sadun Hoca’da ömrünün son yıllarında liberallikten, dönekliğe varana kadar birçok haksız söyleme maruz kaldı. Onun hiç yaşlanmayan, kendini yenileyen bakış açısını anlamak yerine suçlamayı tercih ettiler. Mesela Hoca şöyle diyordu:

“… Şimdiye kadar söylediklerimizin birçoğu geçerliliğini kaybetti. Fakat şaşkınlık içinde olduğu için kimse bir şey söylemek istemiyor. (…) Örneğin ben özelleştirmeye karşı çıkmayı çok gerekli bulmuyorum. Çünkü sosyalizme bu yoldan gidilecek değildir. Nitekim eskiden Türkiye’de kamu sektörü çok geniş olduğu halde, Türkiye sosyalist falan değildi. KİT’leri özelleştirmek onları burjuvazinin kolektif mülkiyetinden çıkarıp bazı burjuva bireylere vermektir. (…) Bugünkü ortamda özelleştirmenin hiçbir önemi yok demek çok güç. Ama bu, teorik bir önem değildir. Mesela çarçur etmek, yok pahasına akrabasına satmak vs. söz konusu ise karşı çıkılır, ama ilericilik diye karşı çıkılmaz. Herhangi bir hırsızlığa karşı çıkılır gibi karşı çıkılır.” Şimdi bu tespit sanıldığının aksine liberal değil, Marksist devlet teorisini öne çıkaran bir vurgudur. Ama İdris Hoca’nın dediği gibi Türkiye’de “sol” aslında sağdır. Böyle olunca da İdris Hoca’nın ihtiyar sağcıları varsın Sadun Aren’e “dönek” desin. Haklılar; o yüzünü ve yüreğini hep sola döndü. Gerçek sol’a… Seni okumaya devam edeceğiz Hocam…

Write a comment