İkinci Ekonominin Karanlığı…

Şaşırmıyorsunuz değil mi? Müzelerin o müzeleri koruyanlar tarafından soyulmasına. Hatta dünyanın en değerli taşlarından biri olan ve eşi olmayan Kaşıkçı Elması sahte çıkarsa da şaşırmayacaksınız. Ama onlar çok şaşıracaklar, nasıl olduğunu birbirlerine soracaklar, sonra suçu birbirlerinin üzerine atacaklar. Ama şaşırmadan önce de inkar edecekler, tarihçi de olsalar, bakan da olsalar fark etmeyecek, Kapalıçarsı’da çekirdekten yetişmiş bir kuyumcu edası ve tezgahtarlığıyla sahtelerin aslında gerçek olduğunu söyleyiverecekler. Hep böyle olmadı mı zaten..

Müzeleri soyanlar, sokaklarda birbirlerini vuranlar, yoksulluk ve çaresizlikten kapkaç-hırsızlık yapanlar nasılsa ortada ve suç yine onların üzerine kalacak. Bu ülkede milyarlarca dolarlık bir karanlık ekonomi yaratan yoksullaştırıcı politikaların yine üzerinden atlanacak.

Kara parayı yaratan suç ekonomisi bugün artan bir hızla denetimden çıkmaktadır. İnsanı hiçe sayan yoksulluklaştırıcı politikalar bu ekonominin dünyada giderek karşı konulamaz bir büyüklüğe ulaşmasını sağlamıştır.

Küreselleşme ve düzensizleştirme bugün kara para ekonomisini büyütmektedir. İkinci ekonominin büyümesi ile yoksulluğun artması birbirine paralel iki gelişmedir.

Türkiye bugün dünyada kara paranın en önemli, en yoğun geçişlerinden biri. Avrupa’ya dağıtılan uyuşturucunun yüzde sekseni Türkiye’den geçiyor. Bu rakamın 50 milyar doların üzerinde olduğu söyleniyor. Bu ticaretin yaklaşık % 10’u Türkiye’de kalıyor. Bu çok önemli bir rakam. Tüm dünyada trilyondan dolara yakın kara para dolaşıyor.

Dünyada, şimdilerde bir kriz kaynağı olarak görülen ve Merkez Bankalarınca faiz artırma yarışıyla geri çekilmeye çalışılan trilyon dolarlık fonların kaynaklarından birisi bugün ikinci ekonominin yarattığı “kara para.”

Kara Paranın Politik İktisadı..

Yaygın ama çok yanlış bir söylenti var; paranın karası, akı olmaz, o her zaman gelir yaratır; önemli olan yastık altında yatmasın ekonomiye girsin. Tamam girsin dolaşsın da nerede, nasıl dolaştığı önemli değil mi? Bugün rahmetli Hulusi Kentmen kıvamında fabrikatör mafya babası gözünüze çarpıyor mu? Yani uyuşturucudan kazandığı paralarla fabrika açacak, istihdam yaratacak, sendikaya ses çıkarmayıp en yüksek ücreti verecek. Yok tabi. Peki bu paralar nerede dolaşıyor. Yaklaşık yüz bin bilemediniz iki yüz bin kişinin ekonomisi bu. Bu para, bugün rant sermayesi olarak, hızlı dönen lüks tüketim ekonomisi olarak İstanbul’un mutena semtlerinde, çete finansmanı olarak Ankara’nın bilinen kasvetli binalarının loş odalarında dönüp duruyor. Yani yoksulluğa yoksulluk, eşitsizliğe eşitsizlik katıyor. Ama Türkiye’de sağ iktidarlar buna hep kucak açtılar ve bu ekonomiyi büyüttüler. Türkiye, kaynağı sorulmayan paranın cenneti oldu. Böylece bir avuç azınlığın ikinci ekonomisi gelişti. Büyük çoğunluk ta giderek yoksullaştı.

Türkiye’nin uyuşturucu ticareti ve yurtdışından gelen kara parayla tanışması altmışlı yıllardan sonra olmuştur. O yıllarda Avrupa’ya iş için gitmeye başlayan çaresiz işsizler ordusunun, küçük bir azınlığı, ülkeye kaçak sigara, içki, silah, döviz sokmanın, permi toplamının dayanılmaz cazibesine kendisini kaptırmıştı. Bu yolla ülkeye giren döviz ise, ithal ikameci yeni sömürgeci politikalar sonucu, döviz fakiri olan ülkeye ilaç gibi geliyordu. İşte kaynağı sorulmayan bu dövizler Dövize Çevrilebilir Mevduat (DÇM) skandalını yarattı. Döviz ticareti yasaktı ama Tahtakale’de istediğiniz kadar dolar, mark sizi bekliyordu. Yer altı ekonomisi ve onun karanlığı, iç savaşın kanı üzerinde oluşuyordu. Silah kaçakçılığının, yasa dışı döviz ve sigara, içki ticaretinin paraları faşist çeteleri besliyor, faşist çetelerde grev çadırları basıyordu. Sonra 24 ocak ve 12 Eylül oldu. Grev yasaklandı ama yine döviz önemliydi. Banker skandalları, sırdaş hesaplar, kaynağı sorulmayan Döviz Tevdiat Hesapları kara para aklamanın coşkun akan nehirleri gibiydiler. Hayali ihracat gelirleri ikinci ekonomiyi, reel ekonominin büyüklüğüne yaklaştırdı. 1989’da 32 sayılı kararname geldi. “Türk Parasının Kıymetinin Korunması” kalkmıştı. Yani isteyen istediği kadar dövizi ülkeye sokabilecekti. Türkiye, milyarlarca dolarlık spekülatif sermayenin rulet masasıydı artık. Banka Sistemi ve sonra Borsa yeşil çuhalı masalar oldu. Devlet para basmıyor ama yüksek faizli iç borçlanma senedi basıp bunları bankalara satıyor bankalarda kaynağı belli olmayan sermayeye bunları pazarlıyordu. Sonuçta, 1994, 2001 krizleri ve bugün.

Türkiye’de 1996 yılından günümüze nüfusun beşinci %20’si toplam gelirin %54’ünü elde ederken, ilk %20, % 4.5’unu elde etmiştir. Bu farkı, kara para ekonomisini besleyen ekonomi politikaları yaratmıştır. Bu korkunç fark da bugün bu topluma tarihini soyduruyor.

DÜNYA…

FAİZ TERÖRÜ

Artık faiz terörü demek gerekiyor herhalde. FED’in faiz artırma tehditleri devam ederken Avrupa Merkez Bankası (AMB) faizleri 0.25 puan artırıp 2.75’e çıkardı. Aslında bu bekleniyordu. Ama piyasalar yeterli görmedi ki Avro-Dolar paritesi faiz artırımından sonra 1.26 ya kadar geriledi. Ama yine de bu oran üç senenin en yükseği. Bu oranın yeterli olmaması Avrupa’da da, Amerika gibi, hedefin üstünde ilerleyen enflasyona bağlanabilir. Ancak Avrupa’nın büyüme oranı da oldukça düşük. Ancak yılın en çarpıcı açıklaması Avrupa Bankalar Federasyonundan (EBF) geldi. EBF, 2006 yılının ikinci yarısı için hazırladığı ekonomik görünüm raporunda, büyümenin 2 sınırını aşacağı vurgulandı. Buna bağlı olarak ta 2007 yılında Avro-Dolar paritesinin 1.40’ı göreceğini, yani avro’nun dolar karşısında değerleneceği tespitini yaptı. Gerçekten bütün sancı biraz bu durum gibi geliyor. Doların Amerikan egemenliğinin bir sembolü olarak baş aşağı gitmesinin siyasi sonuçları olduğu kadar, ekonomik olarak da şimdiden tahmin edilemeyen sonuçları olabilir. Örneğin düşen dolar, giderek rezerv para özelliğini kaybederse, milyarlarca dolarlık pozisyonlar neyle yer değiştirecek? ABD artık dolar satamaz ve açıkları sürdürülemez hale gelirse yeni dengeler nasıl oluşacak? Bu soruların şimdilik cevabı yok. Bundan dolayı FED’in başını çektiği faiz artırarak durumu kontrol etme yarışı sürüyor. Ama bu durum aynı zamanda belirsizliği artıran bir ekonomik teröre de dönüşmek üzere.

TÜRKİYE EKONOMİSİ…

YENİ DENGELER…

Türkiye ekonomisi artık yeni makro ekonomik dengeler üzerinde. Düşük kur dönemi bitti. Artık ne kadar enflasyon o kadar kur dönemi başladı. Bu durumda kurda şu anki düzey, yani dolarda 1.552 ve avro da 2.00 seviyesi ekonomi yönetimini ve piyasa oyuncularını çok rahatsız etmiyor. Ama faizler yüksek, yabancıların bono satışına, hazinenin YTL ile borçlanması eklenince faizler 18.59 seviyesine fırladı. Merkez Bankasının faiz artırımını herkes alkışladı. Ancak durum “herkesin” sandığı kadar parlak değil. Bundan sonra, Merkez’in de katkısıyla hazine daha yüksek faizle borçlanacak. Bu bütçeye ek yük getirecek. Faiz dışı fazla önemli olduğundan bu yük halkın sırtına binecek. Bütçe açığı için yeni vergilerin gelmesi yakındır. Dolaylı vergiler, her zamanki gibi, artacak. Bu arada dışarıdan sıcak para girişi de yavaşlayacağından büyüme düşecek. Merkez Bankasının beklenti anketinde büyüme 4.7’ye kadar düşmüş durumda. Yani önümüzdeki altı ayda ve 2007’de artan fiyatlar, düşen büyüme ve işsizlik, yeni vergiler herkesi bekliyor.

BORSA…

DAHA DÜŞER Mİ ?

Hafta içi dış borsalarla paralel düşüş gösteren İMKB; haftanın son günü de, yılın en düşük düzeyinden kapandı. 35.000 direnci gösteremeyen endeks, 34803 seviyesinde kapandı. Aslında pazartesi günü 35000 direncini tekrar test etmesi beklenebilir. Zaten Cuma günü hem borsa, hem döviz hem de faiz aşağıda idi. Bu üçünün aynı anda düşmesi çok görülen bir durum değil. Bu durumda pazartesi sabahı İMKB, büyük bir olasılıkla alımla başlayacak. Öte yandan, Yatırım bankası JP Morgan yayınladığı raporunda, başta Türkiye ve Rusya olmak üzere karlılığın çok arttığı Doğu Avrupalı şirketlerin hisselerinin yakından izlenmesini tavsiye etti. Rapora göre bu ülkelerdeki karlılıklar tahminleri de aşacak. JP Morgan, dün yayınladığı raporunda yatırımcıların dikkatlerini yüksek getiri sağlayan başta Türkiye ve Rusya olmak üzere Doğu Avrupalı şirketlerin hisse senetlerine çekti.

AB Daimi Temsilciler Komitesi COREPER, ortak tutum belgesinde uzlaşmaya vardı. Ancak müzakere belgesinde uzlaşma yok. Önümüzdeki hafta Türkiye için fiili müzakerelere başlama ışığı yeşil yanarsa, İMKB 40000 sevilerine doğru hareketlenir. Aksi halde 35000 den dönüp 32000 seviyesinden aşağı gitmesi olasılığı yüksek.

PARA VE FAİZ…

SAVAŞ, PETROL, FAİZ..

Günümüzde mahşerin üç atlısı savaş, petrol ve faiz. ABD’nin bir demokles kılıcı gibi dünyanın başında salladığı savaş ve savaş tehdidi petrol ve faizleri yukarı itiyor. Zaten bu üçü bugün ABD’yi ayakta tutan sacayağı. Zerkavi öldürüldü petrol düştü. Petrol ve savaş ilişkisini bu kadar iyi hiçbir teori anlatamazdı herhalde. Petrolün ABD için bir savaş aracı olduğu artık çok açık. Türkiye ise faizin ve yüksek petrol fiyatlarının kıskacında daha uzunca bir süre debelenecek. Haftanın son günü dolar 1.53′lü seviyelere kadar çekilirken, faiz yüzde 18 bileşiklerin altına gelerek yüzde 17.70′leri gördü. ABD dış ticaret açığı 63.43 milyar dolar (beklenti 65.5) ve ithal fiyatları yüzde 1.6 (beklenti 0.7) arttığı haberi yurtdışı piyasalarda doları, avro karşında, biraz olsun, yukarı taşıdı. Ayrıca Avrupa Merkez Bankasının faiz artırımı yetersiz bulundu. Bu da paritenin avro aleyhine gerilemesini artırdı.

İMKB Tahvil ve Bono Piyasası Kesin Alım Satım Pazarı’nda işlem gören 9 Nisan 2008 vadeli tahvil bugüne valörlü işlemlerde düne göre 0.20 puanlık kayıpla yüzde 17.89 bileşikten kapanırken, pazartesi gününe valörlü işlemlerde 0.32 puanlık kayıpla yüzde 17.76 bileşikten işlem görüyor.


Yorum Yaz