Kümelenme Türkiye İçin Sanayileşme Modeli Olabilir Mi?

Posted by ertemcemil132 | Posted in Makaleler | Posted on 23-05-2008

0

Özet:

Kapitalizmin sermaye birikim serüveni devam ediyor. Arkasında büyük çoğunluk için yoksulluk bırakan bu serüven geldiğimiz aşamada çok önemli değişimleri önümüze koymuş durumda. Bu değişimler insanlık için bir fırsat, bir dönüşüm eşiği olabilir mi? Tekelleşmenin ve tekellerin önüne geçecek bir çıkış noktası bulmamız nasıl mümkün olur; bir alternatif model geliştirebilirmiyiz? Çalışmanın amacı bütün bu sorulara yanıt aramak.

Rekabet eden ama rekabet ettiği ölçüde birbirini tamamlayan sanayi ve hizmet kümelenmeleri (Porter, 1998) dünyada bugün teknolojinin taşıyıcısı olmuş durumda. ABD’de Detroit’te, Kaliforniya’da Silikon Vadisi’nde İrlanda’da, İtalya’da ki örnekler bunu kanıtlıyor.

Türkiye’de bilişim teknolojilerini kümelenme modeli çerçevesinde geliştirip yaygınlaştırabilir. Bunun dışında tekstil gibi katma değeri giderek düşen sektörlerde bu model ve KOBİ’lere yönelik teşviklerle istihdam yaratabilir ve gelir dağılımını ve bölgesel eşitsizliği giderecek adımları atabiliriz. Çalışmanın sonucu uygun bir teşvik politikası ile Türkiye’nin kümelenme modelleri aracılıyla teknoloji üreteceği vurgusunu yapıyor.

Anahtar kelimeler ve kavramlar: Kümelenme, Sermaye birikimi, KOBİ ekonomisi, Rekabet, Teknoloji.

Abstract:

Capital accumulation adventure of capitalism persists in going on. This adventure, that leaves poverty for a mass majority behind it, has put forth quite remarkable changes for our consideration within the current situation. Can these changes stand as an opportunity, as a threshold for transformation in favor of humanity? How is it possible to find a way out in order to obstruct monopolization and monopolies; can we develop an alternative model? The aim of this study is to seek for answers to these questions.

Industrial clusters and service clusters which do not only compete but also do complement each other at the same time (Porter, 1998) has become the carrier of technology today throughout the world. Those in Detroit, California, USA, in Silicon Valley, in Ireland, in Italy can be given as supporting examples.

Turkey has the possibility of developing and expanding its information technology around cluster models as well. In addition to informatics, this model, with inducements for SMEs, can create employment opportunities in sectors of which the additional value is decreasing more and more such as textile sector; thus we can take the necessary steps to overcome regional inequality. The conclusion of the study emphasizes that Turkey will be able to produce technology through cluster models and with a commensurate inducement policy.

GİRİŞ

Rekabet, sermaye birikimi ve tekel kavramları ekonominin daha geniş tanımıyla ekonomi-politiğin anahtar kavramları sayılmıştır. Klasik iktisat ve hem onu takip eden hem de onun karşısında olan iktisat öğretilerinin ilk amacı, ekonominin maddi zenginliğinin nedenleri araştırmak olmuştur. Bu zenginliğin neden ve sonuçlarının tarihsel bir perspektifle ele alınması ekonomilerin (toplumların) gelişme yönlerini gösterdiği gibi onların değişimlerinin niteliğini bize anlatmıştır. Bu çalışmada günümüzde sermaye birikiminin temel örgütlenme modelleri ele alınacak, bu modellerin özellikle “gelişmekte olan toplumlarda” ki işlevi ve evrimi incelecektir.

Alternatif bir iktisadi yapılanma aynı anda alternatif ekonomik modelleri öne sürmek ve geliştirmekten başlar. Kapitalizmin var olan haldeki sermaye birikim modelleri, alternatif bir modelleme için hangi yönleriyle ele alınmalıdır? Bu çalışmadaki temel sorumuz budur.

Bu çerçevede ilk önce sermaye birikiminin tarihsel serüveni ele alınacak, her sermaye birikim dönemi için içkin teknolojiler ve bu teknolojileri karşılayan temel kontrol sanayilerinin üretim modelleri, örgütlenme biçimleri ve denk düştükleri tarihsel dönem vurgulanacaktır. Bunu yaparken temel amacımız, yaşadığımız dönemin başat üretim modeli olan esnek üretiminin örgütlenme biçimleri ele alınması ve bunların alternatif bir iktisadi model ve giderek toplum için dönüşüm potansiyellerini saptamak olacaktır.

Ekonominin maddi zenginliğinin ilk basamağı sermaye kavramına dayanmaktadır. Klasik iktisatçılar tarafından ekonominin maddi zenginliği, sermaye stokunun bir fonksiyonu olarak tanımlanmıştır.[1] Ancak sermaye birikimi zenginliğin ve kalkınmanın temelidir. Ama sermaye birikiminin en önemli taşıyıcıları işbölümü ve teknolojidir.[2] İşbölümü ve teknolojinin sermaye birikiminin öncülü olması ve onu ex-ante karşılaması işbölümünün ve teknolojinin sermaye birikiminin o tarihsel dönemine uygun olarak oluşması gerekir. Smith için işbölümü, gelişmeyi sağlayan en önemli etkendir. Ancak Smith’den sonra Marx, sermaye birikimi için, işbölümüne teknolojik gelişmeyi ve üretim ölçeğini eklemiştir. Üretim ölçeğinin büyümesi Marx’a göre sermaye birikiminin sonuçlarından biridir. Ancak sermaye birikimi bir süreç olarak verili bir teknoloji ve o teknolojinin gerektirdiği üretim farklılaşmasını içerir.

Kapitalizmde üretim farklılaşmaları üç önemli olguyu belirler;

Birincisi devletin siyasi duruşu ve yapılanması, ikincisi üretim araçlarının mülkiyetinin şekilsel biçimlenişi ve üçüncüsü de sistemin kontrol sanayilerinin ya da kontrol gücünün şekli.

Örneğin fordizmin dönemi, bir üretim farklılaşması olarak, hegomonik-emperyal devletlere ve bu devletleri tamamlayan yeni sömürge baskıcı devletlere tekabül eder. Bu dönemde fordist seri üretim, ABD’nin başını çektiği yapılanmada ölçek ekonomilerini yaratarak sermaye biriktirmiştir. Ölçek ekonomileri kendileri için içsel ve dışsal avantajlar yaratarak büyük çaplı seri üretimin merkezleri olmuşlardır. Ancak fordist seri üretimin hemen yirminci yüzyılın başında başlayan serüveni 1970’lerin ilk yarısında, kendini gösteren, çok yönlü bir krizle son bulmuştur.

Bundan sonraki hikâye çok daha renkli ve bir o kadar da doğurgan. Bir önceki sermaye birikimi, emperyalist ulus-devleti, yeni sömürgeciliği, seri üretimi, ölçek ekonomilerini dayattı. Şimdi küreselleşme; tek pazarı, bölgesel eşitsizliği ve yoksulluğu, esnek üretimi aynı anda da kümelenme modellerini getiriyor. Ancak burada bir önceki sermaye birikim modelinden ayrı bir durum var. O da şimdinin fırsatlarının eskiye göre çok daha fazla olması. Merkezi planlamanın geçersizliğinin topyekûn ilan edildiği bu yeni süreçte, bölgesel gelişme yeni araçlarla sağlanabilir mi? Bu soruya ancak dünya ekonomisinin yeni düzenleme çerçevesine bakarak cevap verebiliriz. Ulusal ekonomilerin düzenlenmesinin ve planlanmasının olanaklarının giderek ortadan kalktığı tartışma götürmez; çünkü artık dünya kapitalizmi kendisini ulus devlet olarak düzenlemiyor. Sermaye birikimleri de ulus devletler üzerinden olmuyor. Şimdilik sermaye birikimlinin gerçekleştiği üç önemli kıtasal pazar var.

Birincisi Amerika kıtasal pazarı; ikincisi gelişmekte olan Asya ve üçüncüsü genişleyen Avrupa. Bu önemli değişim ve yeni düzenleme alanları, bölgesel pazarlar ve çok yönlü entegrasyon bize hiç şüphesiz yeni araçları ve fırsatları veriyor.

İşte bu çalışma bu fırsatların özellikle Türkiye gibi ülkelerde alternatif bir sanayileşme ve buna bağlı kalkınma modeline dönüştürme olanaklarını araştıracaktır.

2-SERMAYE BİRİKİMİNİN TARİHSEL EVRİMİ

Sermayenin bir zenginlik olarak statik olarak değil de bir değişim dinamiği olarak var olması kapitalizmle birlikte olmuştur. Kapitalist değişim süreci içinde sermaye birikimi, teknolojiyi ve işbölümünün karşılıklı etkileşimi içerir. Bu etkileşimde teknoloji düzeyi dinamik bir faktör olarak değişimi belirler. Teknolojinin düzeyi üretim biçimini ve örgütlenmesini, üretimin hızını (verimliliğini) belirler. Marx, teknolojik gelişme ve rekabetle birlikte sermayenin organik bileşiminin ve buna bağlı ölçeğin artacağını belirtmiştir. Sermayenin yeniden üretiminde teknoloji ve üretim ölçeği birbirlerini karşılıklı olarak etkilerler. Teknolojik gelişme sonucunda firma içinde birim maliyeti azaltan içsel ekonomiler ortaya çıkar. Öte yandan bir sanayi kolunda gerçekleşen içsel ekonomilerin, bu sanayi kolunun ürettiği malı girdi olarak kullanan diğer sanayi kollarının da etkilenmesi ve böylece dışsal ekonomilere olanak sağlaması da gözlenen gelişmelerden olmuştur. Böylece sermaye birikiminin temel taşıyıcı ve kontrol sanayileri doğmuştur.

Kapitalist gelişmenin ilk evresinden şimdiye kadar temel kontrol sanayileri verili teknoloji ile ölçek yaratmışlar, ölçek ekonomileri ilk aşamada teknolojinin verimliliği ve içsel ekonomiler nedeniyle kar oranlarını yükseltmişler ancak daha sonraki aşamada sermayenin organik bileşiminin yükselmesi ve ölçeklerin büyümesi ile düşük fiyattan bol miktarda mal arz eden yapılara dönüşünce kar oranları da düşmüştür. Böylece düşen kar oranları ve giderek eskiyen teknoloji ile birlikte işletmeler teknoloji verimliliği yerine, ağırlıklı olarak, emek verimliliğine yönelmiş ve bu yönelim kar oranlarını, ancak geçici bir süre, yükseltirken iç pazarı daraltarak talep yetersizliğine yol açmıştır. Bu kriz çevrimi sanayileşme ile birlikte hemen hemen bütün sermaye birikim dönemlerinde kendisini göstermiştir. Ardışık uzun dalgalar birbirilerini krizle son bulan tıkanıkları sonucunda takip etmişlerdir.

Freeman [3] kapitalizm var olduğundan beri ardışık gelişme uzun dalgalarının temel özelliklerini beş dalgada toplamıştır. Birinci dalga 1770’lerde başlar. Freeman buna erken makileşmenin Kondratieff dalgası adını verir. Burada temel taşıyıcı sanayiler (ya da kontrol sanayileri) tekstil, tekstil kimyasalları, demir işleme, su gücü ve seramiktir. Bu birinci dalganın hemen arkasında buhar makineleri ve makineli üretime geçiş dönemi başlar. Bu dönem el aletleri ve evlere götürü işin olduğu manifaktürün yerleştiği bir dönemdir. İşbölümü, ücretli emek dönemin devrimci dinamikleri olarak filiz verir. 1830 ‘da ikinci dalga başlar. Bu dalganın tanımına buhar gücü ve demiryolları damgasını vurur. Böylece ulusal pazarlar ve yapılar gelişmeye, olgunlaşmaya başlar. Bu dönemin başat kontrol sanayileri demir-çelik ve ona dayanan endüstri kollarıdır. Hızla büyüyen ve üçüncü dalgayı hazırlayan sanayiler ise elektrik, gaz, sentetik ve ağır sanayi mühendisliğidir. Thompson 1830 yılı başını şöyle özetler” 1830 yılında hala tipik endüstri işçisi fabrika ya da büyük imalathanelerde değil, ( zanaatkar ya da usta olarak) küçük atölyelerde ya da kendi evinde, ya da ücretli olarak sokaklarda, inşaat alanlarında ve doklarda nispeten arizi işlerde çalışıyordu.” [4] Görüldüğü gibi Freeman’ın tahlilleriyle Thompson’ın o tarihdeki var olan durumu anlatan gözlemleri arasında önemli bir farklılık var. Ancak Thompson var olan durumun tahlilini yaparken, Freeman yaşanılanların evrimini ele almış ve krizlerle birlikte gelen teknolojik kopuşlara ve yeni sermaye birikiminin karakteristik yönlerine vurgu yapmıştır. İkinci dalgada (1840’lardan 1890’lara) üretim ölçeği sınırları yine teknoloji sınırları ile belirleniyor. Örneğin su gücünün getirdiği sınırlamalar üretim ölçeğini, giderek gelişme hızını, gelişme bölgelerini ve temposunu belirliyor. Bu sorun büyük ölçüde buhar makinelerinin devreye girmesi ile ve demiryolları gibi yeni ulaştırma sistemleri ile çözülüyor. Burada aynı anda küçük firmalar arasındaki rekabetin zirve noktasına ulaşılıyor. Bu noktadan sonra teknolojinin ve sermayenin birikiminin merkezileşmesi sonucu liberal iktisatçıların tam rekabet dedikleri şey gerilemeye başlıyor.[5] Bu arada ölçeklerde aynı hızla büyümeye devam ediyor. Ölçek büyümesi şirketlerin hukuki örgütlenmelerinde önemli değişikleri getiriyor. Mali piyasalar hızla gelişiyor ve anonim şirket örgütlenmeleri önem kazanıyor.

“ 1825’ten sonra yaklaşık on yıllık aralıklarla patlamalar ve krizler birbirini izliyor.

On dokuzuncu yüzyılın sonuna doğru konuyu araştıran Fransız iktisatçı Clement Juglar on yıllık devrelere kendi adını verdi, “Juglar Döngüsü” On yılık döngüler on dokuzuncu yüzyıl iktisatçılarınca kredi genişlemesi ve daralması, imalatçı envanterlerinin artması ve azalması, hatta güneş lekelerinin dönemsel olarak görünmesi gibi çeşitli faktörlere bağlandı. John Stuart Mill’e göre, her patlamanın tohumları, kredi likiditasyonunun aktif fiyatlarının gerçekten kelepir denilebilecek kadar çok düşmesine neden olduğu bir önceki krizde atılıyordu. Bunun ardından hızla yeni bir canlanma ve spekülasyon dalgası geliyordu.” [6] Ve nihayet kapitalizmin tekelci evresi üçüncü dalgada iyice belirginleşti. ( 1890’lardan Birinci Dünya Savaşı’nı içine alarak 1929 Bunalımını ve faşizmleri kapsayarak İkinci Savaşa kadar olan dönem) Bu dalga ve daha doğrusu genişleme evresi yirminci yüzyılı belirleyen çok önemli ekonomik örgütlenme ve yapılanmaları içerdi.

Fransa’da başlayan ve tüm Avrupa’ya Üçüncü Napolyon ile yayılan krizin bitimi ile 1890’larda ortaya çıkan bu tarihsel dönem, içine Birinci Dünya Savaşını alarak 1929 bunalımına kadar dayandı ve ikinci savaş önceline kadar insanlığı sürükledi. Bu dönemin kontrol sanayileri elektrik, işlenmiş demir ve buna dayalı ağır sanayi oldu.

Ağır silah sanayi, seri üretim ve buna bağlı fordizm bu dönemde ortaya çıkan olgulardı. Ama bu dönemi karşılayan ve onun içinden çıkmakta olan teknoloji dalgası daha da ilginçti. Telekomünikasyon, radyo ve alüminyum, plastik bir sonraki dönemi belirledi. Bu dönem ve onu karşılayan dönemde ( 1940’lardan 1980’lerin ortalarına kadar) monopol ve oligopol yapılar devletinde önemli bir ekonomik oyuncu olması ile birlikte ortaya çıktı ve gelişti. Kamusal yaygın alt yapı hizmetlerinin düzenlenmesi ya da kamu sahipliğine geçmesi, bankacılığın ve finans kapitalin büyük şirketlerde yoğunlaşması fordist üretim ile birlikte bu tarihsel döneme damgasını vurdu. Esasında fordizm ve buna bağlı ölçek ekonomilerinin gerçek ağırlığı ikinci savaş sonrası dönemde artmıştır. Elektrik üretimi ve dağıtımı fordizmin kılcal damarları olarak dünyayı sarmış ve kapitalizmi her yere taşımıştır. Bu üretim hızla otomobil ve diğer demir-çeliğe dayalı sanayileri ve dayanıklı tüketimi geliştirmiştir. Yine bu dönemde hiyerarşik denetim ve büyük şirketlerde tekno-yapılaşma ortaya çıkmış ve uygulanmıştır. Perakende ve mağaza zincirleri, eğitim turizm ve eğlence sektörleri hızla gelişmiştir. Bu dönemin ana yürütücüsü ülkeler Almanya, ABD, İngiltere, Fransa, Belçika, İsviçre ve Hollanda’dır. Bu dönem AB genişlemesinin de ikinci dalgasına tekabül eder. Yani AB merkezi bir kontrol sanayileri ve gelişmiş ulus-devletler sıkışması olmaktan çıkarak bölgesel bir entegrasyon için ilk önemli adımlarını bu dönemde atmıştır.

Yine bugün yaşadığımız zamanlara damgasını vuran kamu düzenlenmesinde ulusçu ve emperyalist devlet en gelişmiş halini bu tarihsel dönemde almıştır. Bu olgu aynı anda yaşanılan dönemde sanayileşmeye ve sanayinin alt yapı özelliklerini de damgasını vurmuştur.

Üçüncü dalga Pax-Britannica ve sömürgeciliğin devam ettiği ama aynı zamanda sonlandığı ve yerini Pax-Americana’ya bıraktığı dönemdir. Üçüncü büyük sermaye birikim dönemini takip eden dördüncü dönemde ABD’nin hegomonik devlet olarak iktisadi ve askeri hâkimiyetinden bahsedebiliriz. SSCB’nin bu dönemdeki ekonomik örgütlenmesi ve silahlanma yarışı, soğuk savaş olguları ABD’nin emperyalist-hagemonik devlet olarak yapılanmasını tamamlarken, SSCB’nin varlığı kapitalizmin o dönemdeki yapılanmasının ve sermaye birikiminin, çoğu kere söylendiği üzere, alternatifi olmamış onun tamamlayıcısı olmuştur. Wallarstein bu konuda oldukça iddialıdır. Wallarstein ABD ve SSCB ilişkisinin yüzeydeki görüntüsü başka, altında yatan gerçek başka der. [7] Wallarstein’e göre 1917’den beri olan, kapitalizmin işleyişini güvenle sağlamak ve fordizm, merkezi planlama gibi örgütlenme biçimlerini ve araçları farklı veçheleriyle uygulamaktı. Bu anlamda ulusal merkezi planlama, fordist üretim, devletçi ekonomi gibi uygulamalar ve araçlar sanıldığının aksine sol bir seçenek değil, tam aksine, dönem itibarıyla ABD egemenliğini pekiştiren ve onu dengeleyen-devam ettiren (sürekliğini sağlayan) oluşumlardı.

Bugün Freeman beşinci dalgayı 1980’lerden başlatıyor ve günümüze getiriyor. Bu dönemi tanımlayan temel niteleme enformasyon ve iletişim. Temel taşıyıcı büyüme sektörleri ise yazılım, esnek üretim sistemleri, sayısal haberleşme ağları, uydu teknolojisi, biyoteknoloji. Castells, Freeman’ın bu çerçevesini enformasyon teknolojisi paradigması ile tamamlar.[8] Yeni teknolojilerin hızlı yayılımı, bu teknolojilerin ağ kurma iradesi ve etkileşimi, esnekliğin temel olduğu ve yatırım üretim planlamasını bilgisayar ağlarına bağlı yapan oluşumların ortaya çıkması ve üretim zincirini oluşturması paradigmanın başlıca ayaklarıdır. Castells şöyle devam eder:…”Böylece mikro elektronik, telekomünikasyon, opto-elektronik, ve bilgisayarlar artık enformasyon sistemleri ile bütünleşmiştir. Bu noktada örneğin çip üreticileri ile yazılımcılar arasında hala işletme düzeyinde bir farklılık mevcut olacaktır. Ancak bu tür bir farklılaşma, çip donanımlarına yazılımların yerleştirilmesi kadar, şirketlerin stratejik ortaklıklar, işbirliğine dayalı projeler çerçevesinde giderek daha fazla bütünleşmesiyle bulanıklaşmıştır.” [9]

Bu gelişmenin taşıyıcı ülkeleri daha doğrusu bölgeleri Freeman’a göre, ABD, Asya, AB, Rusya ve diğer gelişmekte olan ülkelerdir.

Bu stratejik gelişmelere uluslar arası finans piyasalarının serbestleşmesi ve düzenlenmesi eklenince karşımıza tek bir pazara doğru giden bir kapitalizm çıkıyor.

Öte yandan içinde bulunduğumuz sermaye birikim döneminde ölçek ekonomileri ve seri üretim yerine esnek üretimin ve kümelenme ağlarlının ve modellerinin öne çıktığını görüyoruz.

3) ÖLÇEK EKONOMİLERİNDEN KÜMELENME MODELLERİNE GEÇİŞ

Üretimin kendini yenileyerek sürmesi ve sürdürülebilirliğinin sonucu ölçek büyümesi ile mümkün olur. Marx, Kapitalin ilk cildinde büyük ölçekli kapitalist üretimin üstünlüklerini ayrıntılı olarak ortaya koyar. Enerji maliyetleri ve diğer sabit maliyetler ölçek büyümesine bağlı olarak azalır. Bunun dışında büyüyen ölçekler kendi dışsal ekonomilerini yaratırlar. Kapitalist ekonomide ölçek zaman içinde üretim maliyetlerini belirlediği için bunun etkisi göreli fiyatlara yansır. Malların mallar ve işgücü ile üretildiği bir yeniden üretim sisteminde, ölçek büyümesi sermaye birikiminin kendisidir. Bu aynı zamanda ekonomik büyüme ve gelişmeyi de karşılar. Ancak yukarıdaki bahiste de belirttiğimiz gibi, üretim süreci, tarihi süreç içinde teknoloji gelişimine bağlı olarak gerçekleşir. Ölçek ekonomileri büyük çaplı seri üretimin geçerli olduğu, bu seri üretimi karşılayacak talebin oluştuğu ekonomilerde ve dönemlerde ortaya çıkmışlardır. “ Teknolojik gelişme ile birlikte gerçekleştirilen sermaye birikimi; ölçek büyümelerine ve birim ürün maliyetlerini azalmasına yol açarak, kar oranlarını artırır. [10]

Bir sanayi kolunda gerçekleşen ölçek ekonomileri kapitalist üretimin yapısı gereği, diğer sanayi kollarında da benzer teknoloji ve ölçekleri yaratır.

Ölçek büyümeleri kar oranları artırarak sermaye birikim sürecini hızlandırmışlardır.

Bu büyüme aynı anda tekelci yapıları doğurur. Yukarıda özetlediğimiz gibi, seri üretimin önem kazanması, fordist üretim yönteminin hâkim olması monopol ve oligopol yapıların ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Ölçek ekonomileri ve teknolojik gelişme, aynı zamanda statik genel dengeyi bozarak krizinde hazırlayıcısı olurlar. Bu açıdan ölçek ekonomilerini Walras’ın genel denge analizi dışlar. Çünkü Walrasgil genel dengede zaman ve gelişen teknoloji veri değildir. Bu bağlamda teknolojik gelişmenin ikili bir yapısı vardır. [11]Birincisi ölçeğin büyümesini zorlar ve bunu başardığı oranda maliyetleri düşürerek kar oranları artırır; ama aynı zamanda sermayenin bileşimini emek aleyhine bozarak orta ve uzun dönemde kar oranlarını düşürür. Kar oranlarının düşmesi ve pazar daralması sürdürülen sermaye birikim rejiminin bir krizle sona ermesi anlamına gelir.

Bu açıdan ölçek ekonomileri kapitalizmin gelişiminde iki döneme damgasını vurmuştur.

Ancak dünya ekonomisi, yirminci yüzyılın hemen başında başlayan ve ölçek ekonomileri yaratan süreci tamamlamıştır. Statik genel dengeyi teknolojinin ve ölçeğin sürekli gelişmesi bozmuştur.

Bugün kitlesel seri üretim yerine esnek, özellikli üretim geçerli.

Ar-Ge faaliyetleri ile hız kazanan üretim ve proses mühendisliği ile pazarlama stratejileri arasındaki yatay bütünleşme günümüzün üretim profilini belirliyor. Ölçek ekonomileri yerini kümelenme modellerine bırakıyor.

4) KÜMELENME MODELLERİ VE KOBİ’LER

Kümelenme ve rekabet gücü arasındaki ilişkinin yapısını 1990’lı yıllarda kurup geliştiren Michael Porter kümeleri şöyle tanımlıyor:

Aynı sektörde faaliyet gösteren, aralarında işbirliği ve aynı zamanda rekabet olan işletmelerin, onlara mal/hizmet sunan tedarikçilerin,  ilgili kurumsal yapıların (üniversiteler, meslek kuruluşları, iş koluyla ilgili standartları belirleyen ve kontrol eden kurumlar, gibi) aynı coğrafi bölgede yoğunlaşmaları

Bu yoğunlaşma stratejisini 19. yüzyılın sonlarına doğru ünlü İngiliz iktisatçı Alfred Marshall’da bir yöntem olarak ortaya koymuştur.

19. yüzyıldaki sanayileşme birleşmeleri, gümrük duvarlarını, devlet himayesini gerektirmiştir. Örneğin Alman sanayileşmesinin ilk aşamaları devletin etkin müdahalesi ve çeşitli sanayi kollarını bir araya getirme şeklindeydi. Dokuma, maden işleme, demir sanayileri devletin sürekli kredi sağladığı ve belli bölgelerde bütünleştirdiği (özendirdiği) sanayiler olmuştur. Bütünleşme ulusal politik bütünleşme ile paralel gerçekleşmiştir. Bu strateji List’in etkin devletçilik kuramından ilham almıştır. İngiltere’nin ilkönce serbest rekabetçi ve yoğun emek sömürüsüne, daha sonra da sömürgeleştirmeye dayanan birikimi devletin araya girmediği çok hızlı tekelleşme ile olmuştur. Bu modelde küçük işletmeler yoğun rekabet sonucu yerlerini uluslar arası sömürüyü götürecek çapta işletmelere bırakmıştır. Ancak Almanya gibi sanayileşmenin devletin araya girerek olduğu yapılarda KOBİ’ler ayakta kalabilmiş ve sanayileşme stratejisi içinde kendilerine daha çok yer bulabilmişlerdir. Kümelenme yaklaşımını esasında seri üretim yerine esnek üretimi, Ar-Ge’nin ve teknoloji geliştirmenin yaygınlaşmasını öne çıkaran yeni sermaye birikim stratejisi üzerinden ele almak gerekir.

Tarihsel sürece bakıldığında, başarılı kümeler kamu sektörünün az ya da hiç müdahalesi olmadan oluşmuş ve gelişmişlerdir. Yani yukarıda belirttiğimiz gibi devletin müdahalesiyle gelişen (Almanya) ekonomilerde KOBİ’ler başından beri var olmuştur.  Ancak bunların, devlet müdahalesinin en aza indiği küreselleşme sürecinde bugün ayakta kalabilmesi için kümelenme modelleri çerçevesinde örgütlenmeleri gerekir.

UNIDO (United Nations Industrial Development Organization /Birleşmiş Milletler Endüstriyel Kalkınma Örgütü), Avrupa Birliği gibi uluslarüstü kuruluşlar, ilgilendikleri ülkelerde aktif küme geliştirme çalışmaları yürütmekte, geliştirdikleri politikalarla ve fonlarla üye ülkelere yardımcı olmaktadırlar. Bu çabaların sonucunda kümelenme / küme geliştirme, son yıllarda bilinçli olarak yürütülen kamu yönetimi politikalarının bir parçası olmuştur.

4.1 AVRUPA BİRLİĞİ VE KOBİ POLİTİKALARI

Küreselleşme ile birlikte taşeronlaşma ve esnek üretim anlayışının gelişmesi kapitalist birikimde küçük işletmelerin hem önemini artırmış hem de bu işletmelerin hızla gelişmesine neden olmuştur. Bugün sermayenin merkezileşmesi üzerinden değil de, atomize olması üzerinden gerçekleşen birikim küreselleşmenin şu anki üretim yöntemleriyle de örtüşmektedir. Fordizmin devasa üretim hatları ve fabrikalar üzerinden gerçekleştirdiği sermaye birikimi 1970’leki krizle yerini esnek üretim anlayışına bırakmıştır. Bu üretim yöntemine en uygun yapı başta Almanya olmak üzere merkez Avrupa ülkelerinde vardı. Amerika ve Japonya’nın bu üretim yöntemine ayak uydurmaları daha güç olmuştur. Çünkü özellikle ikinci savaş sonrası bu iki ülkede kapitalizmin gelişimi sermayenin merkezileşmesi üzerinden olmuştur. Japonya’da devletin ve banka sisteminin desteklediği yapı büyük tekelleri doğurmuştur. Amerika’da ise demir-çelik, silah ve petrol sanayi dev tekellerle örülü yapısını yerel savaşlarla ve ABD’nin emperyalist politikalarıyla güçlendirmiştir. Bugün küreselleşme dalgaları en çok, bu nedenlerle, bu ülkelerden başlamaktadır. Avrupa’nın kriz dalgalarını daha az hissetmesinin bugün en önemli nedeni 1970’li yılların başında itibaren küçük ve orta boy işletmelerin Avrupa kıtasında desteklenmesidir. Bu durum aynı anda, Avrupa’nın, ABD’ye göre daha düşük bir militarist profil çizmesine de neden olmuştur.

Bugün hızla değişen teknoloji ve piyasaların küreselleşmesi, rekabet koşullarını etkilemekte ve KOBİ’ler için yeni imkânlar tanımaktadır. Bu nedenle KOBİ’ler, AB’nin ekonomik gelişmesinde önemli bir role sahiptir. Bugün 1970’li yıllardan beri önemli bir büyüme temposu yakalamayan ve kısmi enflasyonla birlikte işsizlik sorunu ile de boğuşan Avrupa Ekonomisini KOBİ’ler ayakta tutmaktadır. Aşağıdaki tabloda istihdamın işletme ölçeklerine göre dağılımını görmektesiniz. KOBİ’ler ve Mikro işletmeler AB’de istihdamın yüzde 71.90’ını sağlamaktadır. Bu AB’nin işsizliğe karşı esnek bir yapısının olduğun da göstermektedir. Bu durumda AB kapitalizminin mikro işletmelere ve KOBİ işletmelerini desteklemesi ve bu konuda çok geniş bir mevzuata sahip olmasına şaşmamak gerek. Böyle olunca AB’de kümelenme modellerini KOBİ’lerin gerçekleştirmişlerdir. Özellikle İtalya ve İrlanda’da geliştirilen modeller önemli bir deneyimdir.

AB Ülkelerinde İstihdamın İşletme Ölçekleri İtibarıyla Dağılımı

(2003 yılı, % olarak)

İŞLETME / SEKTÖR

MİKRO

KOBİ

BÜYÜK

İmalat sektörü

82,70

16,91

0,39

İnşaat sektörü

91,28

8,68

0,04

Hizmet sektörü

93,03

6,92

0,06

Toplam

91,34

8,56

0,10

İSTİHDAM / SEKTÖR

MİKRO

KOBİ

BÜYÜK

İmalat sektörü

11,14

45,95

42,91

İnşaat sektörü

39,33

50,77

9,90

Hizmet sektörü

34,74

43,44

21,82

Toplam

26,85

45,05

28,10

Kaynak:EIB Information Bulten. MM0 raporundan.2005

Bilindiği gibi AB’de Türkiye’nin de taraf olduğu GATT anlaşmaları uygulanabilir devlet yardımlarının genel çerçevesini çizmektedir. Ancak GATT, AR-GE ve KOBİ ve çevre yardımlarını spesifik olmayan bölgesel gelişme yardımları da “karşı önlem alınmasını gerektirmeyen sübvansiyon” olarak tanımlanmıştır. Böyle olunca AB’de devlet sübvansiyonları genellikle bu çerçevede yapılmakta ve bu yolla sermaye birikimine önemli bir destek verilmektedir. Buna bağlı olarak AB’de 1970’li yıllardan beri uygulanan sanayi destekleme politikasının üç temel alanı vardır. [13]

  • Yüksek teknolojiye dayalı ve istihdam kabiliyeti yüksek modern sanayi dallarının geliştirilmesi,
  • Geleneksel sanayi sektörlerinin desteklenmesi, korunması ve geliştirilmesi,
  • KOBİ’lerin desteklenmesi olarak belirtilebilir.

Görüldüğü gibi, AB sanayi politikasının üçüncü temel unsurunu, KOBİ’lerin desteklenmesi oluşturmaktadır. AB’de KOBİ’lere yönelik destekler, gerek Birlik düzeyinde gerekse üye ülkelerde öncelikli ve ayrıcalıklı bir yer teşkil etmektedir. AB özellikle büyüme, rekabet ve istihdam üzerinde önemle durduğundan, KOBİ’lerin büyüme, rekabet gücü ve istihdama yaptıkları katkılarının en yüksek düzeye çıkarılabilmesi için üye devletler ile birlikte, KOBİ’ler yararına olan politikalarını güçlendirmeye ve koordine etmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda, üye devletler ve Birlik, KOBİ’lerin potansiyelini bir dizi önlemle desteklemeye çalışmaktadır.

Hızlı değişen ekonomik ortam içinde KOBİ’lere yönelik faaliyetlerde uyumun sağlanması ve farklı eylemlerin KOBİ’ler ile doğrudan ilişkili olmasının temin edilmesi ve KOBİ’lerin sorunları, Komisyonun politika önceliğini oluşturmaktadır. 1994 Entegre Programı, çeşitli Birlik politikaları çerçevesinde KOBİ’ler yararına Birlik eylemlerine ilişkin bir küresel çatı ortaya koymaya yönelik ilk adımdır. KOBİ gelişiminde yer alan tarafların tüm ortakları arasında büyüme, rekabet gücü ve istihdam konusunda Birliğin tutumunu gösteren ilk resmi rapordur (Integrated Programme, 1994, s.26). AB’de kısa ve orta döneme ilişkin politika ve stratejilerin belirlendiği “Büyüme, Rekabet Gücü ve İstihdam’a İlişkin Beyaz Kitap”ta yer alan KOBİ’lere yönelik politikalar, “Entegre Program-1994” ile somutlaştırılmış bulunmaktadır.

1995 Madrid Avrupa Doruğuna sunulan KOBİ Politikası Belgesinde ise Komisyon, KOBİ’ler yararına daha iddialı bir politika geliştirerek KOBİ’lere yönelik yardımların istihdam yaratmada maliyet yönünden etkin bir yol olduğuna işaret etmiştir. Burada sunulan raporda, özellikle KOBİ politikası için yeni Birlik önceliklerini kapsayan 1994 Entegre Programını güncelleştiren ve geliştiren, 1996 yılına ilişkin yeni bir entegre programın uygulanması gündeme getirilmiştir (Integrated Programme, 1996, s.25). Bu program doğrultusunda KOBİ politikası, beş temel amaca yönelik olarak ortaya konulmuştur. Bunlar;

  • İşletmelerin içinde bulunduğu idari ve düzenleyici ortamın geliştirilmesi,
  • Finansal ve mali ortamın geliştirilmesi,
  • KOBİ’lerin Avrupalılaşmasına ve uluslararasılaşmasına yardım edilmesi,
  • KOBİ rekabet gücünün artırılması,
  • Girişimciliğin ve özel hedef gruplarının teşviki olarak sıralanabilir.[14]

Bu başlıklar KOBİ’lere dönük sonsuz fırsatlar yaratmıştır. Finansmandan pazara erişime ve teknolojiye, insan kaynaklarına kadar birçok program bugün AB’de bu sayede KOBİ’lerin çok kolay ulaştığı olanaklardır. Bu açıdan AB’de birçok kümelenme modeli hayata geçmiştir.

4.2 KÜMELENMEDE ELMAS MODELİ VE BİR ÖRNEK

“Klasik uluslararası ticaret teorileri, nispi avantajların, ülkelerin gelecek nesillere bırakabileceği faktör havuzlarında yattığını söylemektedir. Bu faktör havuzları; ülke toprağı, doğal kaynaklar ve nüfus gibi kavramları içine alır. Porter ise, ulusların kalifiye işgücü, güçlü teknoloji, bilgi birikimi ve kültür gibi kendi ileri faktör havuzlarını yaratabileceğini ileri sürer. Porter, Ulusal Avantajın Belirleyici Unsurlarını Rekabet Elması Modeli ile açıklamıştır. Porter, bu model ile firmaların rekabet avantajı geliştirmelerinde etkiye sahip dört faktörü modeller.

Elmasın dört köşesinde “faktör koşulları”, “talep koşulları”, “firma stratejisi ve rekabet yapısı” “ilgili ve destekleyici endüstrilerin varlığı” vardır. Porter, elmas modelini hangi firma ve endüstrilerin rekabet avantajına sahip olduğunu tespit etmekte kullanmıştır ve ilgili ve destekleyici endüstrilerin önemi, kümelenmelere olan ilgiyi teşvik etmiştir.

Elmas Modelindeki her nokta ve elmas modelinin bütünü ulusal nispi avantajlara götürecek dört bileşeni etkiler. Bunlar; kaynaklara ve becerilere erişim; kuruluşun, bu kaynaklarla ve becerilerle hangi fırsatları değerlendireceği kararı; birimlerin hedefleri; kuruluşlar üzerindeki yenilik ve yatırım baskısıdır.

Elmas Modelinde, bir bileşenin etkisi diğerlerine de bağlıdır. Örneğin girdi dezavantajları yeterli rekabet olmadıkça firmaları yenilikçi olmaya itmeyecektir. Elmas Modeli aynı zamanda kendi kendini kuvvetlendirme modelidir. Örneğin yüksek rekabet seviyesi yegâne özelleşmiş girdilerin oluşumuna neden olur.

Kamunun üzerine düşen görevler ise;

Geliştirilmiş standartlar ile işletmeleri performanslarını yükseltmek için cesaretlendirmek,

Talep görecek ürünlerin önceden tespit edip modellemek,

Özelleştirilmiş girdi üretimine odaklamak,

Bölgesel rekabeti engelleyecek direkt birliktelikleri (tekelleşme) kısıtlandırmaktır.

Porter, orijinal tezini bir bütün olarak tüm ulusa uygularken, ekonomik faaliyetlerinin büyük bir kısmının bölgesel düzeyde gerçekleştiğini fark etmiştir. Böylece, teorileri daha çok bölgelere uygulanmaya başlanmıştır.” [15]

Porter’ın ülkelerin, bölgelerin ve sektörlerin rekabet avantajlarını değerlendirmek için geliştirdiği Elmas Modeli metodolojisi ODTÜ Teknokent bilişim kümelenmesi analizinde kullanılmış olup, modele göre aşağıda açıklanan sonuçlar ortaya çıkmıştır. Buradaki amaç mevcut durumu modeldeki faktörlere göre değerlendirerek, bilişim kümelenmesinin rekabetçiliğini artırabilmesine olanak sağlayacak gelişmeye açık alanlarının saptanmasıdır.

Girdi Koşulları açısından yapılan araştırmada büyük avantajlar sağlandığı görülmüştür.

Firmaların Yeri, İnsan Sermayesi, Sermaye Kaynakları, Fiziksel Altyapı, Bilgi Altyapısı, Sosyal Olanaklar olarak Ar-Ge, Bilişim teknolojilerine erişme avantajları sağlanmıştır.

Öte yandan Talep Koşulları önemli ölçüde artmıştır. Kamu sektörü yüzde 30’luk payla teknokentin müşterisi olmuştur.

Dolayısıyla eğitimli işgücü, Bilişim Teknolojilerini ulaşım ve Ar-Ge’de elmas modeli çok başarılı sonuçlar almıştır. [16]

Şekil 1: Elmas Modeli

5-DÜNYADA KÜMELENME

İtalya, Almanya, ABD ve Japonya gibi gelişmiş ülkeler yanında, gelişmekte olan ülkeler de bu alanda politikalar geliştirmekte ve uygulamaktadır. Bu politikalar, gelişmiş ülkelerde olsun, gelişmekte olan ülkelerde olsun benzer hedefler doğrultusunda şekillenmektedir. Bu hedeflerin başlıcaları:

İşletmelerin yeni teknolojiler geliştirmesini desteklemek (ABD, AB)

Endüstrinin rekabet gücünü artırmak (Hindistan, Meksika, Yeni Zelanda, İtalya)

İhracat kalitesini yükseltmek ( Hindistan, Meksika)

Yabancı sermayeyi çekmek (Çek Cumhuriyeti )

Yeni pazarlara girmek (Hindistan, Meksika, İtalya)

İşsizliği azaltmak (İtalya, İngiltere),

İhracat potansiyelini geliştirmek (Hindistan)

Eğitim ve Teknoloji ve istikrarlı büyüme (İrlanda)

En çok bilinen küme örnekleri, Bilgi teknolojisi denildiğinde akla ilk gelen “Silikon Vadisi”, ve dünya finans piyasalarının merkezi sayılan Londra’da, finansal hizmetler sunan şirketlerin bu bölgede kümelenmesidir.

Avrupa Birliği Girişimcilik Direktörlüğü tarafından 2002 yılında girişimcilik kümeleri ve iletişim ağları adlı bir proje başlatılmıştır. Proje, 13 üye ülke, 11 aday ülke ve 2 EFTA/EEA (Avrupa Serbest Ticaret Birliği / Avrupa Ekonomik Birliği) ülkesinden uzmanların oluşturduğu bir grubun yardımıyla yürütülmüş ve raporlanmıştır. Aşağıda bu rapordan bazı alıntılar verilmektedir:

Küçük işletmeler arasında yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde işbirliğinin ve küçük işletmeler ile yüksek öğrenim kurumları ve araştırma kurumları arasındaki işbirliğinin geliştirilmesi Avrupa Küçük İşletmeler Komisyonu (European Charter for Small Enterprises) hedefleri arasında açık bir biçimde ifade edilmiştir.

Kümeler ve KOBİ’ler arasındaki iletişim ağları, KOBİ’lerin gelişmeleri / büyümeleri açısından çok önemli oluşumlardır; çünkü üretkenlik artışını, yenilikçilik yeteneklerinin gelişmesini, yeniliklerin ticari ürünlere dünüşümünün kolaylaşmasını ve istihdam artışını sağlarlar. Bir üst seviyeden bakıldığında, kümeler ve iletişim ağları bulundukları bölgenin ve ülkenin ekonomik büyümesini, sosyal gelişimini besler.

Kümeleri ve iletişim ağlarını desteklemeye yönelik olarak bilgi, tecrübe, uzmanlık ve en iyi uygulamaların paylaşılacağı bir platform oluşturulması için AB Komisyonunun çeşitli direktörlüklerinde faaliyetler yürütülmektedir. Bunlar, AB ülkelerinde uygulanmak üzere geliştirilen çeşitli politikaları (yenilikçilik politikası, bölgesel politikalar, endüstri politikaları, vb.) kapsamaktadır.

Sorumluluk dağılımı:

Kümelenme konusunda ulusal, bölgesel ve yerel yönetimler arasındaki görev paylaşımı, her ülkenin yapısı ve yasaları doğrultusunda yapılmalıdır.

Genelde, küme politikaları merkezi yönetimler tarafından ve bölgesel/yerel yönetimlerle işbirliği yapılarak geliştirilir. Merkezi yönetim, ilgili politikaların belirlenmesi ve koordinasyonunu üstlenirken, uygulamadan yerel yönetimler sorumludur.

Örnek: İTALYA’da Endüstriyel Bölgeler

İtalya’daki Endüstriyel Bölgeler ve bu bölgelerdeki sektörel küme dağılımları Şekil 2’de görülmektedir.

Şekil 1: İtalya’daki Endüstriyel Bölgeler ve Sektörel Dağılım

Italya’da küme geliştirmeye örnek gösterebileceğimiz çalışmalar 1970’li yıllarda başlayan girişimci destek politikaları ile başlamış, ülke seviyesinde çıkarılan yasalarla ( Kanun 68/86 ) ve bölgesel yasalarla (Örn. Veneto Yerel Yönetimi Kanun no.8/03 (4 Nisan 2003) (BUR n.36/2003) “Endüstriyel Kümeler displini ve bölgesel politik müdahaleler”) sürekli desteklenmiştir. 1970’lerde

Kurulan teknik servis merkezleri KOBİ’lerin tasarım, pazarlama, yenilikçi girişimcilik becerilerinin geliştirilmesi üzerinde odaklanmıştır. Bu merkezler 1990’larda bölgesel kalkınma ajanslarının öncülüğünde yapısal bir değişime giderek, eğitim kurumları, ticaret odaları ve KOBİ’lerin temsil edildiği Küme Koordinasyon Merkezlerini oluşturmuş ve aşağıdaki faaliyetlere odaklanmıştır:

–Pazar Bilgileri toplamak

–Pazar Analizi yapmak

–Teknolojiyi yaymak, yenilikçiliği teşvik etmek

–Tasarım faaliyetlerini desteklemek

–Teknik standartlar konusunda sektörü bilgilendirmek, sertifikasyon desteği sağlamak

–Teknik eğitim sağlamak

–Uluslararası projelere katılmak ve uluslararası işbirlikleri oluşturmak

İtalya’daki küme koordinasyon merkezlerinin başlıca finansman kaynakları: Yerel Yönetim, verilen servisler, AB Fonları ( Bölgesel Gelişim, proje,…), üyelerinden aldıkları aidatlar, ücretli verdikleri bazı hizmetlerden sağladıkları gelirlerdir

4.3 TÜRKİYE İÇİN BİR ÖRNEK ADIM: Gaziantep İnovasyon Vadisi

Gaziantep’te Gaziantep Sanayi Odası’nın başlattığı İnovasyon Vadisi projesi önemli başlangıçlardan biri sayılabilir. Bu proje stratejik hedeflerini aşağıdaki gibi saptamıştır.

“Bilgi Ekonomisi’ne geçmek, küresel rekabet avantajlarımızı güçlendirmek; üretkenliğimizi ve kalite standartlarımızı yükseltmek; milli geliri artırmak ve adil paylaşımını sağlamak; sürdürülebilir istihdam kanallarını yaratmak, ulusal eğitim ve öğrenim sistemimizi iyileştirmek, yani sürdürülebilir bir kalkınma ivmesi yaratmak için temel bir koşuldur. Bilgi ekonomisi içerisinde “inovasyon politikaları” oluşturmak, kaynaklar yaratmak, gelişimi teşvik etmek önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu nedenle çeşitli deneyim ve tepkilerin sonucu olarak on yıl önce başlatılan Bilgiye Dayalı Buluşlar (Knowledge Based Innovation), günümüzde uygulamaya dönüşmekte.

General Motors yöneticisi Alfred Sloan, büyük şirketlerde uygulanacak tutarlı yönetim teknolojilerini 1950 yılında tanımladı. Oysa bugün, bilgi teknolojisinin ve iletişim ağlarının gelişimi sayesinde, gerçek rekabet avantajlarının çalışanların birikimleri ile yaratılabileceği kanıtlandı. Büyüyen bir uygulama grubu, her sektörden, her görevden ve dünyanın her tarafından araştırmacıları ve yöneticileri içeriyor. Eğitim, ekonomi, kalite, insan kaynakları, bilişim ve strateji uzmanları tek hedef çevresinde birleşiyorlar:

“ İşletmelerin, bilgi yönetimi sayesinde şekil değiştirmesi”…

“Bilgi Birikiminin Getirileri” Strategic Leadership Forum ve Ernst & Young ortak çalışması ile gerçekleştirilen toplantı sonucu bilgi yönetimine yönelik şu sonuçlar elde edilmiştir:

1. Bilgi yönetimi hızla yaygınlaşan bir konudur.
2. Bilgi değer taşır ve bu değerin ölçülmesi gerekir.
3. Ortak araştırma ve projeler yürütülmelidir.
4. Orta kademelerden başlayan yönetim şekli özendirilmelidir.
5. Hızlı tepki verilebilmelidir.
6. Uygulamaların firmalar göre değişeceği göz önünde bulundurulmalıdır.
7. Yönetim mimarisi sınırlandırıcı olmamalıdır.
8. Ortaklığın gerekçeleri iyi anlaşılmalı ve sınırlandırıcı olmamalıdır.
9. Teknoloji, bilgi yönetimini uygulayan şirketlerin vazgeçilmez parçasıdır.”[17]

5-TÜRKİYE İÇİN ÖNERİLER VE SONUÇ

Türkiye’nin başarılı kümelenme modelleri geliştirmesi ve bunları uygulaması için her şeyden önce bütünlüklü bir KOBİ ve buna bağlı sanayileşme politikası olması gerekir. Aşağıda özetlediğimiz çalışmalar bu bağlamda yalnızca mütevazı bir başlangıç sayılabilir.

Türkiye’de kümelenme çalışmaları, 1999 yılında, Michael Porter’in yönettiği Ortadoğu Rekabet Stratejileri Merkezi ve Türk özel sektörünün desteği ile oluşturulan CAT (Competitive Advantage of Turkey – Türkiye’nin Rekabet Avantajı) platformu tarafından başlatıldı. CAT platformu, kurumsallaşma sürecinde bir derneğe dönüşerek URAK (Uluslararası Rekabet Araştırmaları Kurumu Derneği) adını almıştır. URAK, benzer çalışmaları yürütmeyi sürdürmektedir. Belirli sektörlerde ve bölgelerde kümelenme çalışmaları yaparak rekabet stratejilerinin hazırlanmasını ve hayata geçirilmesini amaçlayan URAK çalışmaları Turizm, Tekstil, Bilişim gibi geniş bir sektörel yelpazeyi kapsamaktadır[18]

Avrupa Birliğine (AB) Katılım Öncesi Mali Yardım Programı çerçevesinde sağlanan fonların bir kısmının çeşitli sektörlerde kümelenme çalışmalarına ayrılması ile, Türkiye’de kümelenme ve küme geliştirme çalışmalarının 2004 yılından itibaren hız kazanacağı anlaşılmaktadır.

Bu çerçevede AB tarafından İTKİB bünyesindeki AB Proje Ofisi gözetiminde yürütülmekte olan Moda ve Tekstil iş Kümesi (MTK) projesi bir ilk olmaktadır. AB, Kamu ve sektörel birliklerin birlikte yürüteceği çok sayıda proje için benzer çalışmalar çok yakında başlayacaktır.[19]

MTK projesi, Türkiyenin en güçlü sektörlerinden birisi olan ve ihracatın lokomotifi sayılan Tekstil ve Hazır Giyim alanında faaliyet gösteren KOBİ’lerin kümelenme kavramı çerçevesinde desteklenmesini amaçlamaktadır.

Öte yandan Adıyaman, Mersin gibi birçok ilde kümelenme çalışmaları devam etmektedir. Adıyaman’da yapılan özellikle tekstil sektöründe fason üretimden çıkıp doğrudan marka yaratarak ihracata yönelik sanayileşmeyi öne çıkarmaktır.

İkinci aşama ise Adıyaman’daki kümelenmeyi Malatya, Diyarbakır, Mardin, Maraş, Urfa’yı da içine alacak şekilde genişletmek. Malatya’da pamuk, iplik ve kumaş; Urfa’da pamuk ve iplik; Maraş’ta dokuma ve iplik; Diyarbakır ve Mardin’de de niteliksiz işsizler ordusu var. Yapılması gereken bu 7-8 ili birbiriyle iletişime sokmak ve birinde olmayanı diğerinden tamamlamak. Bu yapıldığı zaman Güneydoğu’da büyük bir tekstil ve hazır giyim havzası oluşabilir.

Ancak Türkiye’nin kümelenme stratejisini bir sanayileşme politikası olarak gündeme getirebilmesi için KOBİ’lere yönelik teşvik politikasını tamamen değiştirmesi gerekiyor. Bu konuda Makine Mühendisleri Odası Emin Koramaz ile yaptığımız söyleşi bu konuda geliştirilecek alternatifi özetliyor:

“Bugün KOBİ’lere verilen teşvikler ve krediler, ülkemizde halen IMF ve Dünya Bankasınca saptanan programlar çerçevesindeki ekonomik önceliklere göre belirlenmektedir. Bu konuda Odamız, KOBİ sorunlarını ve olması gerekenleri değerlendirmekte, siyasi erkin egemen ekonomik-finans güçleri ile oluşturduğu stratejinin kamu yararına olmadığını ortaya koymaktadır. Dolayısıyla teşviklerin nasıl olacağı ve nasıl uygulanması gerektiği, yeni bir perspektifle ortaya konacak ekonomik politikalarla çizilebilir. Makro plan çerçevesinde sektörün bütünü ele alınarak, KOBİ’lerin desteklenmesi için farklı teşvik ve finansman araçları gerektiği açıktır. Bu bağlamda ele alındığında;

  • KOBİ’lerin hammadde tedarik sistemi, “ortak satınalma” stratejisi ile daha düşük maliyette girdi sağlayacak şekilde kurulmalıdır.
  • Elektrik enerjisi, doğal gaz, işçilik gibi maliyeti etkileyen unsurlara “sübvansiyon” sağlamak mümkündür.
  • İnovasyon ve Ar-Ge teşvikleri, “danışman havuzu”, “ortak araştırma merkezi” v.s. gibi KOBİ’lere maliyeti minimize edecek bir şekilde oluşturulabilir.
  • KOBİ’lerin finansmanında vergilendirme de göz önüne alınarak “uzun vadeli–düşük faizli” kredi uygulamaları gerçekleştirilebilir.

Bu desteklerin, ülkede uygulanacak sanayi politikaları ve doğrudan kaynak aktarılacak kesimlere yönelik planlama araçları ile ilgili olduğu belirtilmelidir.”[20]

Türkiye kümelenme modelini sektörel teşvik bazında ve öncelikle Bilgi İletişim Teknolojileri bazında geliştirmelidir. Girişim Sermayesi şirketleri bu yöne yönlendirilmeli, tekno-parkların sayısı artırılmalardır. TÜBİTAK Ar-Ge teşvikleri yaygınlaştırılmalı ve içinde bulunduğu bürokrasiden kurtarılmalıdır.

Bölgesel ve sektörel planlama öne geçmeli, kaynak kullanımı demokratikleştirilmeli ve şeffaflaşmalıdır.

Türkiye’nin bölgesel ve giderek küresel gelişmenin bir parçası olması, hatta dünya ortalamasının üzerinde gelişmesi için tekellerin olduğu değil, etkin, mali yapısı sağlam, teknoloji ve yüksek katma değer üreten, rekabet eden, bir reel ekonomiyi geliştirmesi gerekiyor.

Bunun içinde var olan ve halen uygulanmakta olan neo-liberal politik hattın hızla terk edilmesi, dünya ile teknoloji ve marka olarak rekabet edecek, yüksek katma değer üretecek ve bu çerçevede Doğrudan Yabancı Yatırımları çekecek ve yönlendirecek bir ekonomi yönetiminin benimsenmesi ve hayata geçirilmesi gerekiyor. Türkiye’de eğitim sistemi ile istihdam arasındaki ilişki kopmuştur. Bunu sağlayacak eğitim reformu da bu kapsamda yapılmalıdır.

KAYNAKÇA:

1) R.V. Eagly The Structure of Classical Economic Theory; New-York Oxford University, 1974 s.3-4

2) Chric Freeman ve luc Soete, Yenilik İktisadı, TÜBİTAK, İstanbul, 2003;

3) Cemil Ertem, BirGün Gazetesi, KOBİ yazı dizisi, Ağustos, 2007

4) Dr. Murat Çetin, AB’de KOBİ’lere yönelik teknoloji politikaları, KTÜ, İİBF dergisi, 2005

5) E.P.Thomson; İngilis İşçi Sınıfının Oluşumu; Birikim Yayınları, İstanbul, 2004;

6) Edvard Chancellor, Finansal Spekülasyonlar Tarihi; Scala yayıncılık, İstanbul, 2006,

7) Sweezy ve Baran, Tekelci Kapitalizm, Kalkedon Yayınevi; İstanbul, 2007

8) Immanuel Wallerstein, Liberalizmden Sonra, Metis Yayınları, İstanbul, 1998

9) K. Marx Kapital, cilt 1 Sol Yayınları, İstanbul, 1978,

10) Manuel Castells, Ağ Toplumunun Yükselişi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,1995

11) Makine Mühendisleri Odası Raporları; KOBİ ve Sanayileşme, 2006

12) Elmas Modeli ile Ankara Bilişim Kümelenmesi Rekabet Analizi, Melih Bulu, Hakkı Eraslan, Özlem Şahin, 2006,

13) N. Kaldor. The Irrelevanca of Equilibrium Economics

14) Michael Porter, Kümeler ve Rekabetin Ekonomisi. Harvard Business Review, 1998

15) Michael Porter, The Competitive Advantage of Nations The MacMillan Pres Ltd, 1990

16) Robert H. Ballance, A. Ansari, Hans.W.Singer,Uluslar arası Ekonomi ve Sinai Kalkınma; Cağlayan Kitabevi, İstanbul, 1985

17) Tuncer Bulutay, Genel Denge Kuramı, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1979

18) www.urak.org.tr, www.itkib.org.tr, www.dpt.gov.tr, www.tuik.gov.tr www.gaziantepinovasyonvadisi.com

Write a comment