Türkiye için Google dersleri 1

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-05-2008

0

Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı

Biz boşu boşuna yazıp duruyoruz, anlatıyoruz. Ahmedinecat şu yaşadığımız krizi bir cümleyle anlattı işte. Şöyle dedi: “Artık petrolün değerini dolarla ölçmeye kalkmayın o yalnızca bir kâğıt parçası.” Çok doğru, bu kriz bir para ve hegemonya krizi aslında.

Doların temsil ettiği eski kapitalizm tarih oluyor. Google’nun kapitalizmi geliyor.

Google’un ilk çeyrek karının 1.31 milyar dolar olması ancak bunun yanında sanayi ve finans sektörünün toptan zarar yazması yaşadığımız dönemi özetleyen ikinci haber. Yüksek faize, devletin yönlendirdiği geleneksel ve hantal ekonomiye dayanan yapılar çöküyor. Bu yapının aynı zamanda silahlanmaya dayalı bir ekonomi yarattığını biliyoruz. Miras ve devletle ayakta kalan tufeyli burjuvalar devri bitiyor. Temel taşıyıcı büyüme sektörlerinin yazılım, esnek üretim sistemleri, sayısal haberleşme ağları, uydu teknolojisi, biyoteknoloji olduğu bir ekonomiye dünya adım attı.

Ama Türkiye henüz bunun gerisinde. Nereden başlamalı; mesela yüksek faiz silahının kendisini hiç vurmayacağı sanan banka sisteminden başlamaya ne dersiniz?

Yüksek faizlerin sanıldığı gibi küresel kapitalizmin karlılığını artıran bir araç olmadığı, tam aksi sonuçlara yol açtığını bu süreçte gördük. Bilindiği gibi, fazla sermaye yalnızca ortalama faiz elde eder, ortalama kar değil. Faize dayalı sermaye, sermayenin değer kazanma sürecine bizzat katılmadığı halde toplam toplumsal artı değerden pay aldığı için ortalama kar oranını daha da düşmeye zorlar. Faize dayalı bir ekonomi orta ve uzun vadede ortalama karları yükseltmez, düşürür.

Yüksek faizin bir kurtuluş olmadığını Amerika gördü sıra bizde.

Şimdi banka sistemi sorunlarımız devreye girecek. Banka sistemi daralan küresel likidite koşullarında şirketlere kredi konusunda artık çok daha cimri davranacak. Zaten bankalar 2001 krizi sonrası getirilen yaptırımlar nedeniyle reel kesimin projelerine, teminatlandırılmış olsa bile, zor kredi veriyordu. Bankalar, bu süreçte, daha çok tüketici kredileri yoluyla karlarını artırdılar. Şimdi tüketici kredileri iki açıdan sorunlu; birincisi artan enflasyon ortamında enflasyonu artırıcı etkisi var. İkincisi de enflasyonla birlikte işsizliğin arttığı bir ortamda bu kredilerin geri dönmeme riski artıyor.

Şimdi eğer Merkez Bankası enflasyon hedefinde ciddi ise bankaların, reel kesimi kredilendirmelerini sağlayacak adımları atar.

Bunu Hasan Ersel’de yazdı şöyle diyor: “Acaba bankalar şirketler kesimine kredi açmaya nasıl özendirilebilirler? Akla para politikasıyla ilgili bir soru geliyor: Acaba para politikası araçlarından, bankaların şirketler kesimine kredi açmaları durumunda ortaya çıkabilecek likidite riskini azaltıcı yönde, yararlanılabilir mi? Tabii bu soru, söz konusu ortamda, TCMB’ nin bilânçosunun yapısının da değişeceğini varsayıyor.” Evet, artık faiz gibi etkili olduğu sanılan ama bundan böyle etkisini giderek yitirecek bir araca Merkez Bankası’nın saplanıp kalmaması gerekiyor. Merkez Bankası, banka sisteminin, kriz ortamında, reel sektörü desteklemesinin çarelerini aramalı. Fiyat istikrarı tek hedef olmamalı, Merkez Bankası’nın krize karşı ve işsizliğe karşı yeni bir para politikası çerçevesi oluşturması kaçınılmaz.

Şimdi bunları söylemek kolay, bunun için siyasi irade de lazım deneceğini biliyorum. Evet, bu gerçeği ekonomi yönetimi de görmeli. Amerika, bu krizden servetleri dedelerinden kalma burjuvaların marifetleri ile sıyrılmayacak; bilgiyle, yüz milyarlarca dolarlık değer yaratan, otuzlu yaşlarda Google gibi devleri kuran genç beyinlerle krizi atlatıp yeni bir döneme adım atmak istiyor. Biz de bu gerçeği görelim.

Write a comment