Yaratıcı bir dinamik: Avro
Cemil Ertem Taraf Gazetesi Yazısı
Barrosso’nun ziyareti ve AKP’nin yeniden AB sürecini hatırlaması şu bitmek tükenmek bilmeyen AB tartışmalarını yine gündeme getirdi. AB, Türkiye için bir turnusol kâğıdı. Türkiye’de AB karşıtlığı, AB’nin ne olduğu üzerinden değil, Türkiye’nin ne olması gerektiği üzerinden gidiyor. Örneğin “sol” her zaman AB’nin kendisiyle AB sürecinin dinamiklerini birbirine karıştırmıştır. Bundan dolayı AB karşıtları hiçbir zaman AB’yi ve onun kurumlarını anlamadılar, onun dinamiklerini ve Türkiye üzerindeki etkilerini çözmeye çalışmadılar. Mesela bu kesimi en çok AB parası avro şaşırtmıştır. Almanya’nın marktan, Fransa’nın franktan nasıl vazgeçtiğini bir türlü çözemiyorlar.
AB anayasası suya düştüğünde, her kesimden bilumum “ulusalcı” ayaklanmıştı. AB’nin zaten hiçbir zaman bir siyasal birlik olamayacağı, yakın gelecekte parçalanacağı ve ulus-devlet gerçeğinin hepimizin sonsuza kadar tek gerçeği olduğunu hep bir ağızdan (hem sağdan hem soldan) haykırmaya başladılar.
Ulus-devletin en önemli egemenlik alanlarından biri olan ulusal paranın Avrupa’da tekrar gündeme geleceğini de ileri sürdüler. Hatta bunlardan hızını alamayanlar İtalya’da fiili olarak lirete dönüş yapıldığını, bazı benzin istasyonlarında liretin kullanılmaya başlandığını bile ileri sürdü.
İşte milliyetçiliğin her türlüsünün en önemli sorunu budur. Onlar aslında her zaman kapitalizmin bekasını isterler. (Sonuçta bu bir ana-çocuk ilişkisidir.) Ama kapitalizmin bekasının onun rasyonalitesinden geçtiğini anlamazlar. Yine öyle oluyor.
Kapitalizm yetmişli yılların sonunda ilan etti: “Ben, bundan sonra bana gerekli olan sermayeyi ulus-devlet üzerinden biriktirmeyeceğim; büyük bölgesel-kıtasal pazarlar ve birlikler yaratacağım” Bu irade kapitalizmin tarihindeki en önemli iradedir. AB, bu iradenin sonucunda ekonomik birlikten siyasi birliğe doğru evrilmiş ve bu siyasi birliğin genel eşdeğeri (parası) olan avroyu yaratmıştır. Avro, bu anlamda yaratıcı bir dinamiktir.
AB kapitalizminin bir rezerv para yaratma iradesi ve bunun sonucunda avronun doğması 21. yüzyılın hemen başında olmuştur ama belki de bu durum, yüzyılın en önemli ekonomik hatta siyasi olayı olmaya adaydır. Bir noktada siyasi olayıdır; avro, AB siyasi birliğinin, ulusal devletleri aşarak yeni kıtasal bir oluşum yaratmasının en önemli kaldıracıdır.
Avronun yaratıcıları onu, Maastrich kriterlerine dayandırmışlardır. Maastrich kriterleri ulusal merkez bankalarının yerini alan Avrupa Merkez Bankası’nın temel felsefesidir. Bugün merkez bankalarının bağımsızlığı deyince para politikalarının, ulusal hükümetlerden bağımsız olarak merkez bankalarınca yürütülmesi anlaşılır. Avronun bir zorlama olduğu ve yürümeyeceği iddiaları da, en azından, iktisadi değil siyasi savlardır. Avro iki nedenden bugün kapitalizm için gereklidir; bunlardan birincisi dolar karşısında alternatif bir rezerv para, bugünkü koşullarda, olmak zorundadır, bu operasyonel bir gerekliliktir. İkincisi kapitalizmin ulusal pazarlar yerine kıtasal pazarların inşası için kıtasal-küresel para birimlerine ihtiyacı vardır.
Avronun arkasında devlet yok yürümez iddialarına gelince kapitalizm artık parayı devletler eliyle üretmeyecek. “Bağımsız” Kıtasal Merkez Bankaları eliyle üretecek ve yürütecek. Para devletin gücüne değil, ekonominin rasyonalitesine dayanacak. Siyasi değil, ekonomik karşılığı olacak.
Yani kısaca ne Hitler’in ruhu markı ne de Mussolini’nin hayaleti lireti geri getirebilir.
Türk lirasını sormayın o daha uzunca bir süre var olacak. Biliyorsunuz” bizimki” yaşıyor.

Yorum Yaz