ANTİ-DEMOKRATİK BİR SIKIŞIKLIK OLARAK ANAYASA

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 21-06-2008

0

 

Türkiye 12 Eylül Anayasası cenderesinden kurtulmadıkça refah ve istikrardan da uzak olacak. Türkiye’yi bu cendereden kurtaracak adımlar sürekli erteleniyor. Türkiye, yalnız resmi kurumlarıyla bu Anayasal cendereyi ayakta tutmuyor; ne yazık ki Türkiye’nin sivil toplum kurumları da demokratik yeni bir anayasa ortaya çıkarma çalışmalarında ayak sürüyorlar. Son olarak TÜSİAD ve TOBB Anayasa Konvansiyonu çalışmalarını erteledi. İşin ilginç yanı TÜSİAD, bu konuyla ilgili olarak yapacağı Yüksek İstişare Konseyi toplantısına Türk-İş ve Hak-İş’in de katılmayacağını açıkladı. Her iki sendikanın da gerekçesi aynıymış: Kemal Derviş’in toplantıya katılacak olması. Bu gerçekten böyle mi; şimdi Kemal Derviş mi kilitledi bütün bu süreci.

ARA DÖNEMİN OYUNCULARI…

 O zaman Anayasa Konvansiyonu işçi örgütlerini de gözeterek önümüzdeki günlerde yeni bir toplantı yapsın. Ama bu toplantı yapılmayacak. Çünkü işveren örgütlerinin de her iki sendikanın da bu konudaki ajandası artık belli. Geri çekiliyorlar. Yani tıpkı “piyasa” gibi AKP’nin kapatılması riskini kendilerince fiyatladılar. Ve “ara döneme” oynuyorlar. Peki ya DİSK; Türkiye’de demokratik bir Anayasa tartışmasını başlatan DİSK’te bu iki sendika gibi mi düşünüyor. Bunu DİSK Başkanı Süleyman Çelebi’ye sorduk;(*)  Çelebi, “DİSK’in günübirlik politik adım atmadığını söyleyerek bu dönemde yeni bir Anayasa tartışmasına katılıp katılmayacakları konusunda net bir tavır ortaya koymadı. Ancak DİSK’in başından beri 12 Eylül Anayasası’na karşı olduğunu ve bu anlamda Türkiye’nin yeni bir Anayasaya ihtiyacı olduğunu vurguladı.” Öyle anlaşılıyor ki Sayın Süleyman Çelebi DİSK “günübirlik politik tavır” belirlemiyor derken Anayasa Mahkemesi kararı öncesi DİSK’in bu tartışmaya, tıpkı diğer işçi ve işveren örgütleri gibi, katılmayacağını üstü kapalı da olsa söyledi.

Şimdi buradan çok net bir tablo oraya çıkıyor. Türkiye’nin bir “ara dönemde” olduğunu yalnız devletin kendisi deklare etmiyor. Bunu işçi ve işveren örgütleri de, üstü örtülü olarak, itiraf ediyorlar; hatta bu dönemin bir oyuncusu olarak ortaya çıkıyorlar.

Küreselleşmenin tüm hızıyla gerçekleştiği bir dönemde toplumları Anayasal cenderelere sokamazsınız. Refah ve demokrasi bütün toplumların ilk hakkı ve en meşru isteğidir.

Şöyle bir genelleme yapılır: Bir anayasa ne kadar az ayrıntı içeriyorsa o kadar demokrasiyi ve kamu yararını öne çıkarır ya da öne çıkarmaya elverişlidir.

Devleti, diktayı öne çıkaran anayasalar özel yaşamı düzenleyecek kadar ayrıntılı ve teferruatlıdır. Bu genelleme doğrudur. Anayasaların toplumsal yaşamı sınırlandırması ve toplumun geleceğini, gelişmesini bu sınırlarla bağlaması bir toplum için herhalde en büyük tehlikedir. Türkiye şimdiye değin yaşamın her alanına müdahale eden ayrıntılı ve dikta yönetime açık anayasalarla yönetildi.

Şimdi Türkiye bundan kurtulma sancısı yaşıyor. Ama bunu yapabilmesi için mutlaka sivil-siyasi bir irade ve kamusal mutabakat gerekiyor. Yani demokratik bir Anayasa ancak tüm kesimlerin katılacağı ve kendini ifade edeceği çok yönlü bir katılım ve tartışma sürecinin sonunda gerçekleşebilir.

Bu süreç aynı zamanda demokrasiyle birlikte refaha uzanan yoldur da.

Bakın İrlanda örneğine: İrlanda, ekonomik kalkınmayı yalnızca AB üyeliği sürecinde kendisine akıtılan fonlarla gerçekleştirmedi. İrlanda’da 1987’de siyasal partiler, işçi ve işveren kuruluşları ve ülkenin toplumsal yaşamında ciddi ağırlığı olan Kilise bir araya gelerek “Ulusal İyileşme İçin Program Anlaşması”nı imzaladılar. Bu toplumsal uzlaşı çok açık olarak bir “ Sosyal Ortaklık” anlaşması idi. “Sosyal Ortaklık” prensibi 1987 yılında uygulanmaya başladı ve İrlanda’nın ekonomisindeki gelişmenin başlıca unsurlarından birini oluşturdu. Anılan tarihten bu yana işbaşına gelen her Hükümet tarafından uygulanan bu prensip, Hükümet, işverenler, sendikalar, çiftçiler, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ile gönüllü örgütlerini kapsayarak, toplumun tüm kilit unsurlarını bir araya getirdi. Yani demokratikleşme ve toplumsal refah kol kola gitti. Şimdi İrlanda kendisini cendereye sokacak Maastrich kriterlerine hayır diyor. Çok haklı. Beş milyonluk bir ülkenin halkı koca kıtayı sarsıyor ve ona demokrasiyi gösteriyor. Türkiye’de ise sivil toplum kuruluşu, işçi sınıfının temsilcisi olarak ortaya çıkanlar yağmacı bir devletçiliğin peşinden sürükleniyorlar. Ne yazık…

(*) Sayın Süleyman Çelebi ile 19.06.2008’de yaptığım telefon görüşmesi…

    

 

 

 

 

 

 

 

Write a comment