Benim Babam ve Ağrı Dağının Etekleri

Bir Babalar Günü Yazısı

Hayatta ben en çok babamı sevdim.
karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
çarpı bacaklarıyla- ha düştü, ha düşecek…
nasıl koşarsa ardından bir devin,
o çapkın babamı ben öyle sevdim.bilmezdi ki oturduğumuz semti,
geldi mi de gidici hep, hepp acele işi!..
çağın en güzel gözlü maarif müfettişi,
atlastan bakardım nereye gitti,
öyle öyle ezber ettim gurbeti.
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
40′ı geçerse ateş, çağ’rırlar İstanbul’a.
bir helallaşmak ister elbet, diğ’mi, oğluyla!
tifoyken başardım bu aşk oy’nunu,
ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu.

en son teştifine çıkana değin
koştururken ardından o uçmaktaki devin.
daha başka tür aşklar; geniş sevdalar için
açıldı nefesim, fikrim, canevim.
hayatta ben en çok babamı sevdim.

CAN YÜCEL

Benim babam devlet memuruydu. Çok yer gezdiğimizi hatırlıyorum. Ama en iyi hatırladığım yer Ağrı dağının etekleri. Küçük bir çocukken Iğdır’da kollarımı açıp Ağrı dağına doğru koşardım. Eteklerine erişeceğimi sanırdım. Sonra da dik yamaçlarından tırmanmaya başlayıp bir solukta karlı tepesine varacakmışım gibi gelirdi. O zamanlar barakalardan oluşan lojmanlarımız Iğdır’ın toprak yolla gidilen arka mahallelerinden birindeydi. Lojmanlara giden yol sanki Ağrı dağının eteklerinde son bulurdu.

Her akşamüstü okul çıkışı tekrarladığım bu Ağrı’ya varma koşularını arkamdan gelen babam, elinde benim okul çantam olduğu halde, gülümseyerek izler, peşimden koşmaz ve bir müddet sonra soluğumun kesilip geri döneceğimi ve ona doğru koşmaya başlayacağımı bilirdi. Ağrı’ya varamazdım ama babama varırdım.

Şimdi bazen gözlerimi kapayıp Ağrı’ya doğru yola çıkarım. Herhalde, bir kalkınmışlık göstergesi olarak, bizim Ağrı’nın eteklerine varacakmış gibi kıvrıla kıvrıla giden toprak yolumuz asfalt olmuştur. Ama ben onu hep toprak hayal ederim. Sonra Ağrı’ya doğru koşularımızda çocukça yarıştığım ilkokul arkadaşlarım gelir aklıma.

Bazılarının isimleri, bazılarının yüzleri aklımda. Biz hepimiz yetmişli yılların krizlerinin, seksenli yılların boğucu baskılarının ve doksanlı yılların sersemliğinin çocukları olarak büyüdük ve çok hırpalandık. Iğdır’da çok değişti; yolları asfalt oldu, okulları çoğaldı, nüfusu arttı. Değişmeyen tek şey, ben buradayım ve hep burada olacağım diyen ve bize meydan okuyarak bizi kucaklamaya çalışan Ağrı oldu. O hep orada duracak. Ve biz hep kollarımızı açarak ona koşacağız. Nefesimiz yetene kadar. Şimdiye kadar da böyle yaptık.

Eteklerine ne zaman varacağız ve vardığımızda karlı tepesine tırmanma gücümüz olacak mı; bilinmez. Ama bu bir yol hikâyesidir. Tekrar eder durur. Ama her tekrar bir öncekinin derslerini içerir. Her yeni koşu hem bir öncekinden hem de bir sonrakinden alacağını alır.

GERİ DÖNÜLMEZ BİR YOL

Şimdi Ağrı’nın çocukları geri dönülmez bir yola girdiler. Bu kolay olmadı. Ben hep onları yalnız bıraktığımızı düşünmüşümdür. Biz birbirimizi çok az anladık. Anlamaktan çok suçladık. Her birimiz kendi yolumuzun daha doğru ama daha çetin olduğunu, diğerinin yolunun da bir çıkmaz olduğunu savundu. Oysa Ağrı hep ordaydı. Ve sanki geçen bu bütün çaresiz zamanlarda “hepiniz benim çocuklarımsınız, hepiniz bana geleceksiniz” dedi durdu. Oysa biz hepimiz onu çoğu zaman görmezden geldik. Onu görmekten vazgeçtiğimiz zamanlarda ise “başka yollarda” birbirimizi kaybettik.

Bir yolculukta yola birlikte çıkanların birbirlerini kaybetmesi olabilecek en kötü şeydir. Çaresiz bir panik etrafınızı sarar; hedeften çok kaybettiklerinizi aramaya kilitlenirseniz.

Bütün bu yolculuklarda bu çok oldu. Şimdide öyle. Ama bunun çaresini bulmamız lazım. Eğer bulamazsak insanlık tarihine, hedefini görüp, ona giden yolu bulan ama o yolda birbirini yitiren şaşkınlar olarak geçeceğiz. Oysa en çok şimdi birbirimize ihtiyacımız var. Daha doğrusu bir buluşmaya ihtiyacımız var. Bu belki de doğu ile batının buluşması olacak. Bunu becerdiğimiz andan itibaren o geri dönülmez yola girmiş olacağız.

BÜTÜN YOLLAR ROMA’YA ÇIKMAZ

Şimdiye kadar bize bütün yolların Ankara’ya çıktığı söylendi. Bir ülkede bütün yollar tek bir yere çıkıyorsa ve bunu da herkes kabul etmişse o ülkenin sonu yakındır. Roma İmparatorluğu bütün yollar Roma’ya çıktığı için yerle bir oldu. Eğer bir toplumda bütün yollar tek bir yere çıkıyorsa ve bunu herkes kabul etmişse o toplum aynı zamanda faşizmin pençesinde demektir.

Şimdi bizde de bütün yolların Ankara’ya çıktığı ezberletiyor. Solun da sağın da merkezi Ankara. Solun doğusu da batısı da merkezini Ankara’dan kuruyor.

Sol, bütün yolların Ankara’ya çıkmadığını önce kendisi öğrendiği zaman bu ülkede bir şeyler yapmaya başlayacak; kendisini değiştirecek.

İşte o zaman doğu ile batı da buluşmuş olacak.

Bu buluşmanın ne denli büyük bir kıvılcımı doğuracağını kimse tahmin edemez.

Peki, şimdiye kadar bunu niye gerçekleştiremedik? Çok basit: Bir tarafımız bütün yolların ulus-devletin merkezine çıktığı bir ülke istedi; bir diğer yanımızda bunu reddedip bunun tam karşısında bir başka “Roma” hayal etti. Aslında bu iki hedefte sola ait değildi. Tam aksine tarihsel olarak sağ ve geri bir hedefti.

Şimdi her iki taraftan da bazılarımız bu gerçeği gördü. Solun ulusla, yurtseverlik safsatasıyla alakası olmadığını, bunları savunmanın kavruk burjuvaların pazarını savunmak anlamına geldiğini anlamaya başladık. Bir diğer yanımız ise küreselleşmenin bu evresinde geç kalmış bir ulus-devleti kurmaya çalışmanın, zamanında ulus-devleti kurup şimdi ondan vazgeçmeye hazırlanan, onun bir üst aşaması olan küresel imparatorluğa geçmek üzere olanların, oyuncağı olacağını öğrendi.

Şimdi bunları yaşayarak öğrendik. Çok hırpalandık, yolumuz daha da uzadı. Aramızda olmayanların sayısı arttı. Çok yitirdik. Ama öğrendik.

Solun enternasyonalizm olduğunu, ulus-devleti kurmanın da, iyileştirmenin de bizim işimiz olmadığını, ancak gelişmiş bir toplumun gerçek anlamda devrim yapabileceğini, devriminde öyle uydur kaydır bir şey olmadığını ve tek bir ülkede imkânsız olduğunu, ancak halkların birleşik iradesiyle mümkün olacağını öğrendik. (Sanıyorum)

Şimdi Ağrı orada. O hep odadaydı. Biz başka yollara saptık. Onu göremediğimiz zamanlar oldu. Ama şimdi hava açık: O’nu görüyoruz. Kollarımızı açıp, birlikte, ama birlikte, onun eteklerine koşalım.


“Benim Babam ve Ağrı Dağının Etekleri” için 2 Yorum Var

  • 1 kemal demir Says:

    çok duygulandım. hepimizin içinde sosyalizm gerçek özgürlüğün yolu. ağrının çoçukları ulus devleten çoktan vazgeçtiler içlerinde eşitliliğin emek gücünün özgürlüğü istenci var elinize sağlık sevgiler

  • 2 Hasan Kayım Says:

    Sevgili Cemil
    Duygu ve düşüncenin mükemmel bir uyumu güzel yazını
    keyifle okudum.İyiki yazını pazar günü okumamışım.Bu babalar
    günü nedeniyle efkarımı artırırdı.(benim çoçuk yokta)
    Sana çok teşekkür ederim Cemil. Bu güzelyazıların devamını
    diliyorum. Hasan Kayım

Yorum Yaz