Finansal Araçlar Dersi
Posted by ertemcemil132 | Posted in İstanbul Üni. Verilen Dersler | Posted on 22-06-2008
0
Ders Notları
Arkadaşlar bu ders notları benim derste verdiğim tekslere ve metaryellere ek olarak eksik bıraktğımız başlıkları içermektedir. Bu durumda ders araçlarımızı dört başlıkta topluyoruz
1) Benim derste anlattıklarım. Bu notları tuttunuz.
2) Verilen materyeller (örneğin TCMB Finansal İstikrar Raporu gibi..)
3) Önerilen kitaplar
4) Bu notlar
Bu notlar ayrıntılı; ancak bu notlardan yalnızca derste anlatığım başlıklardan sorumlusunuz. Başarılar.
Bu dersimizde Finans ve finansal araçları göreceğiz. İlkönce bazı temel kavramlar.
İlkönce iktisatla ilgili bazı kavramları göreceğiz ve bunları finans disiplinine çeviriceğiz. Burada piyasa kavramı üzerinde duracağız. Ama önce yöntem:
Yöntem:
Bilgi üretiminde ve aktarımında hangi yolu izleyeceği toplumsal bilimlerde en çok tartışılan konulardan birisidir. Bilgiye ulaşmak, onu kullanmak ve aktarmak için izleyeceğiz yol bize yöntemi verir. Özellikle toplumsal bilimlerde “gerçeği” çok sayıda değişkenin belirlemesi ve ona etki etmesi bilim insanlarını soyutlama, tümevarım, tümdengelim, model gibi kavramların geliştirmeye itmiştir. İktisat Bilimi bir toplum bilim olduğu için herhangi bir iktisadi olaya sonsuz sayıda değişken etki edebilir. Önerilen yöntemde, karmaşık gerçeğin insan düşüncesinde üretilmesini, az sayıda belirleyici etkenin ele alındığı soyut kavramsal yapılardan hareketle, diğer etkenlerin adım adım analize dâhil edilmesi ile oluşan bir modeller zinciri (teori) sağlar. İktisat teorileri bu anlamda bir modeller zinciri olarak karşımıza çıkar. Toplumsal Bilimlerde tümevarım yöntemini daha çok sosyoloji ve siyaset disiplinleri kullanır. Toplumsal Bilimlerde tümevarım yönteminden kaynaklanan bilgi felsefesine ampirizm adı verilir. Ampirizm’i pozitif iktisat taraftarları da kullanır. Ancak iktisat bilimi her iki yöntemi de kullanmıştır. Ayrıca tümdengelim yöntemini kullanmak “gözlemi” tümüyle red etmek anlamına da gelmez.
Üretim faktörleri:
Emek: İnsanların mal ve hizmet üretiminde sarf ettikleri bedensel ve zihinsel çabaların tümü. (ücret)
İşgücü: Üretime katılmaya hazır nüfus.
Doğal Kaynaklar: Hava, su toprak, madenler ve ormanlar gibi doğanın insanlara sağladığı olanaklar (rant)
Sermaye: İnsanların ürettiği ve diğer mal ve hizmetlerin üretilmesinde kullanılan mallardır. Makine ve teçhizat, binalar, işlenmiş hammadde ve mal stokları sermayeyi oluşturur. Sermaye, verili dönemde birikmiş değerlerin tümüdür. Bu değerler verili dönemde emek ve teknolojinin en uygun bileşimi ile üretilir.(faiz)
Girişimcilik: Emek, doğal kaynaklar ve sermayenin organize edilip mal ve hizmet üretimini gerçekleştirme çabası olarak tanımlanır. (kar)
Üretim:
Emek, doğal kaynaklar ve sermaye faktörlerinin girişimci tarafından mal ve hizmete dönüştürülmesi faaliyetidir.
İşbölümü:
İşbölümü üretken faaliyetlerin özelliklerine göre üretimde bulunan bireylerin uzmanlaşmamı durumudur. Üretken faaliyetini tek bir alanda yoğunlaştıran birey, o alanın özellikleri daha iyi öğrenerek, zaman birimi başına( fizik) ürünün artmasını sağlar.
Dikey işbölümü: Bireylerin işbirliği gerektiren tek faaliyetin farklı karar düzeylerinde uzmanlaşmasına denir.
Yatay işbölümü: Bireylerin işbirliği ilişkisine girmeksizin farklı faaliyet alanlarında uzmanlaşmalarına denir.
Dolaşım (süreci)
Uzmanlaşma ve işbölümü ile beraber üretim faaliyetlerinin toplumsallaşmasıyla yaratılan ve oluşturulan kaynakların o ekonomide dağıtılması ve bölüştürülmesi süreci.
Yaratılan değerler, miras, işbölümü ve uzmanlaşma, piyasa oyuncularının kararları, çerçevesinde dolaşıma girer ve bölüştürülür.
Mübadele:
Dolaşım sürecinin analizi bizi mübadele kavramına götürür. Bireyler ürettiği mal ve hizmetleri başkaları ile değiş tokuş ederler. Bu insanoğlunun ilk ekonomik çabası ve faaliyetidir. Mübadele ve işbölümü birbirini doğuran ve yaratan ekonomik faaliyetlerdir.
Piyasa:
İşbölümünü ve Mübadelenin olduğu her yerde piyasa vardır. Üretimin toplumsallaşması ve işbölümü beraberinde mutlaka bir haberleşme ağıda gerektirir. Piyasa bu haberleşme ağı ve bilgi olmadan tam piyasa olamaz. Piyasa özü itibariyle bir merkezi olmayan bir haberleşme şebekesidir. Bu haberleşme ağının temel bildirim birimine (ölçüsüne) fiyat diyeceğiz. Piyasadaki değiş tokuş edilen her “meta”nın fiyatı vardır. Parada bugün bir meta olduğu için onun da fiyatı vardır. Ama burada birde toplum kavramına bakalım:
Toplum: İnsanoğlunun bir tür olarak yeniden üretimi sürecinde, özerk bireylerin kurdukları ilişkiler bütünü. Toplumsal ilişkiler daima bütündür; ama heterojen bir bütündür. Dolayısıyla toplumsal ilişkileri belirleyen şey bir tarihsel dönemdeki insanların iktisadi ilişkileridir. İktisadi ilişkileri ise o verili dönemdeki teknoloji ve bilgi birikimi o birikimin ürettiği araçlarla buna denk düşen ilişkiler belirler.
Şimdi İktisadi tarif edebiliriz:
İnsanların diğer insanlarla kurdukları toplumsal ilişkilerden sadece insanlar arasında sürekliliği olan mal ve hizmet akımlarına yansıyan bütünü inceleyen bilim dalı.
İktisat Biliminin günümüzdeki en temel konusunu kıt kaynakların en yüksek tatmini sağlayacak şekilde tahsis edilmesi oluşturur. Ancak bu tarif kapitalist sistem içindeki iktisadi dünya için geçerlidir. Çünkü kaynakların kıt olması kapitalizmin işleyiş mekanizmasının sonucudur. Tüm toplum biçimlerinden ve tarihsel persfektifden soyutlanmış bir iktisat tarifi yapmak zordur. Ama mesela şöyle diyebiliriz: İktisat insanın doğayla ve diğer insanlarla girdiği maddi ilişkilerin bir bütünü ve doğayı değiştirme dinamiğinin bilimidir. İşte bu dersimizin konusu olan finans da bu iktisadi faaliyetlerden doğan ve içinde bulunduğumuz kapitalizmin evresinde giderek öne geçen bir iktisadi daldır.
Ekonomi bilimini çeşitli alt başlıklar altında toplayıp sınıflandırmak gelenek olmuştur. Bunlar arasında makro ve mikro ekonomi ayrımı ile pozitif ve normatif ekonomi ayrımlarını sayabiliriz.
Makroekonomi: Ekonominin makro ve mikro diye ayrımlasa ikinci savaş sonrasına tekabül eder. Keynes, “istihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisinde makro ekonomini temelini ortaya koymuştur. Makro ekonomide ekonominin bütününe ait değişkenler ana unsurlarıyla ele alıp incelenmektedir. Makro ekonomi ormanı, mikro ekonomi ise tek tek ağaçları görür.
Milli gelir, enflasyon, işsizlik gibi kavramlar makro ekonomi çercevesinde incelenir.
Mikroekonomi: Firmaların, bireylerin, hane halklarının ekonomisidir. Onların tercihlerini, üretimlerini inceler. Tüketici dengesi, firma dengesi, bireysel talep, firma arzı gibi kavramlar mikro ekonomi alanındadır.
Pozitif ekonomi deyimi, ekonomi biliminin teoriye dönük bölümüdür. Pozitif ekonomide tercihler yada inançlar söz konusu değildir. Söz konusu olan bir olgunun bir olgunun bilimsel olarak ortaya konulup analize tabi tutulmasıdır.
Normatif ekonomi, ekonomi politikası kapsayan alt daldır. Burada tercihler, başka deyişle subjektif hedefler söz konusudur.
Ekonominin ilgilendiği temel sorunlar:
1) Ne, ne kadar üretilecek,
2) Nasıl Üretilecek,
3) Ne zaman üretilecek,
4) Nerede üretilecek,
5) Kimin için üretilecek,
6) Nasıl dağıtılacak
Ekonomi Politikasının Temel Hedefleri:
1) Etkinlik
2) Adil Gelir Dağılımı
3) Büyüme,
4) İstikrar,
5) İç ve dış borçlanmadan kaçınmak,
Peki, Finans neyle ilgilenir:
Finansal pazarlar, para ve sermaye piyasası olarak bölümlendirilmektedir. Para piyasasında kısa süreli fon arz ve talebinin karşılaştığı pazar olan maksimum süre genellikle bir yıldır. Organize para piyasasının araçları, mevduat ve ticari senetler; aracı kurumları ise bankalardır. Organize para piyasasının dışında zaman zaman organize olmayan para piyasası da oluşmaktadır. Söz konusu pazar çoğu kez yasal düzenlemelerin dışında kalmakta, bu nedenle “kara pazar” ya da “kara borsa” olarak adlandırılmaktadır.
Sermaye piyasası ise, uzun süreli fon arz ve talebinin karşılaştığı pazardır. Bu pazarın kaynaklarını da tasarruf sahiplerinin birikimleri oluşturur. Piyasanın tipik araçları, pay senedi ve tahvillerdir. Ancak pazarda zaman zaman pay senedi ve tahvil arasında süreleri bir yıldan fazla farklı özellikteki menkul kıymetler de alınıp satılmaktadır.
Para ve sermaye piyasasında sağlanan fonların işletme bilânçosundaki yeri de farklıdır. Para piyasasından sağlanan fonlar, işletmelerin dönen varlıklarının finansmanında kullanıldığı için bilânçodaki yerleri kısa süreli borçlardır. Sermaye piyasasından sağlanan fonlar ise duran ve bağlı varlıkların finansmanında kullanıldığından bu fonların bilânçodaki yeri orta ve uzun süreli borçlar ve öz sermayedir. Öte yandan para piyasasının yaygın aracı kurumları olan bankalar, çoğu ülkede sermaye pazarında da işlem yapmakta ve pazarın doğal üyeleri olmaktadır.
Finansal piyasalar ya da finansal yapı her şeyden önce fon arz edenlerle fon talep edenleri buluşturur.
Menkul kıymetleri ilk ihraç eden kuruluşlar ile yatırımcıların karşılaştıkları birincil pazar (primary market), ihraç edilen menkul kıymetleri satın alanların bunları tekrar sattığı pazar ise ikincil piyasa (secondary market) olarak adlandırılmaktadır. Bilindiği gibi yatırımcılarca satın alınan pay senetlerinin hiçbir zaman, tahvillerin ise vadesinden önce, çıkaran kuruluşa geri satılması olanaksızdır. Menkul kıymetlerin tekrar paraya çevrilmesinde menkul kıymet borsalarının önemli bir işlevi bulunmaktadır. İkincil piyasanın bir başka pazar bölümü olan örgütlenmemiş piyasa (over the counter market), borsanın yanısıra menkul kıymetlerin likiditesine aracılık ederek, birincil pazardaki menkul kıymet çıkarımını özendirmektedir.
Sermaye piyasasını tanıtıcı bu kısa açıklamalardan sonra, sermaye piyasası kurumlarının ve yatırım araçlarının açıklanması uygun görülmektedir.
Sermaye Piyasası Kurulu
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), merkezi Ankara’da olan bir tüzel kişiliktir. Kurul, Bakanlar Kurulu tarafından seçilen biri başkan olmak üzere yedi üyeden oluşur. SPK’nun görevleri, Sermaye Pisasası Kanunu ile üç grupta belirlenmiştir:
Ø Düzenleyici görevler; menkul kıymetlerin satışı, halka açık şirketler, kâr dağıtımı, kamuoyuna açıklanması gerekli bilgiler, aracı kurumların kuruluşu ve faaliyetleri, yatırım ortaklığı ve yatırım fonunun oluşmasını kapsamaktadır.
Ø İdari görevler; menkul kıymetlerin halka arzı, satış koşulları, kurula tâbi şirketlerin kayıtlarının tutulması, yeni aracı kurumlarının başvurularının incelenmesi, aracı kurumların mali yapılarının ve çalışma şekillerinin izlenmesi ile ilgilidir.
Ø Denetleyici görevleri; SPK’ya bağlı şirketlerin bilanço, gelir tablosu, yıllık faaliyet raporları ve diğer bilgilerini değerlendirerek, gerektiğinde Maliye Bakanlığı’nca denetleme yapılmasını isteyerek finansal yapı değişmelerini ve faaliyetlerindeki olumsuz gelişmeleri zamanında belirlemektir.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun amaçlarına ulaşmasında en önemli işlevi üstlenen kurumlardan biri de borsadır. Hatta uygulamada SPK’nın işlevlerinin büyük bir bölümünü borsa yerine getirmektedir. Menkul kıymet borsalarının temel işlevleri ya da ekonomiye sağladığı yararlar aşağıdaki gibi özetlenebilir:
ü Birikimlere hareket kazandırmak
ü Toplumda mülkiyetin yaygınlaştırılması
ü Ekonomide barometre görevi
ü Sanayide yapısal değişmeyi kolaylaştırma
Kısaca sermaye piyasasında, yeni menkul kıymetlerin emisyonu ve bunların yatırımcılara sunulması borsa kanalı ile gerçekleşir. Borsalar, firmalara ve yatırımcılara önemli fırsatlar sağlamakta ve borsaların gelişmesi ülke ekonomisinin kalkınmasına katkıda bulunmaktadır.
MENKUL KIYMET BORSALARI
Ülkemizin biricik menkul kıymet borsası olan İMKB’nin kökeni ise 1864 yılına kadar uzanmaktadır. Anılan yıl Galata bankerlerinin aralarında bir dernek kurarak hisse senedi ve tahvil satmaları, 1866 yılında ilk borsanın hükümetçe kurulmasına ortam hazırlamıştır. Söz konusu borsa, Avrupa borsaları ile telgraf bağlantısı kurarak yerli tahvil ve pay senedinin yanı sıra yabancı tahvil ve pay senetlerinin işlem görmesini de sağlamıştır. 1906 yılındaki bir düzenleme ile daha önce Dersaadet (Tahvilat Borsası) Borsası’nın adı “Esham ve Tahvilat Borsası” olarak değiştirilmiştir. Cumhuriyet döneminde 1922, 1929, 1959 ve 1983 yılında borsanın yapısı ve işleyişindeki değişiklikler sürmüştür. Sözkonusu değişiklikler içinde 6 Ekim 1983 tarihli düzenlemenin borsanın çalışma düzeninde önemli gelişmelere yol açtığı da belirtilmelidir.
Menkul kıymet ve kambiyo borsalarının kuruluş, örgütlenme ve işleyişinde devlet (güdümlü) borsaları ve özel borsaların ayırımı da yapılmaktadır. Devlet borsaları, genellikle yasa ile kurulmakta ve borsanın yönetimi resmi aracıların oluşturduğu kurullara bırakılmaktadır. Özel borsalar ise, üyeler tarafından kurulan bir anonim şirket şeklindedir. Esasen mesleki bir kuruluş olan birliğin kâr amacı olmadığı da belirtilmelidir. Devlet borsalarına Kara Avrupası’ndaki borsalar, özel borsalara ise Anglo-Sakson ülkelerindeki borsalar örnek verilebilir. İMKB, kanunla kurulmuş devlet borsalarına örnektir. Ancak son zamanlardaki düzenlemelerle borsa giderek Anglo-Sakson uygulamasına benzetilmek istenmektedir
YATIRIM ARAÇLARI
İşletmelerin uzun süreli finansman kaynakları, bilânçonun pasifinde yer alan bir yıldan uzun süreli borçlar ve öz sermayeden oluşur. Uzun süreli borçlar, genellikle finansal kurumlardan sağlanan vadeleri bir yıldan uzun krediler ile firmanın çıkarmış olduğu tahvil borçlarından oluşur. Uzun süreli banka kredileri daha çok proje bazında kullandırılır ve prensip olarak kısa süreli kredilerden çok büyük bir farkı olmadığından ayrıca incelenmesi gereksiz tekrarlara yol açacaktır. Tahvil borçlarının sermaye piyasasının gelişiminde önemli bir işlevi olduğu ve bunların emisyonunun bir dizi kurala bağlanmış olması nedeniyle pay senetleri ile birlikte bu bölümün inceleme konusunu oluşturacaktır.
Tahvilin yanısıra önemli bir finansman aracı olan pay senetleri de ulusal ekonomide, sermayenin dolaşımına büyük katkı sağlar. Borsada işlem gören pay senetleri, Sermaye Piyasası Kurulu’nun denetimine tabi olup çıkarılmaları ve borsada ya da borsa dışındaki dolaşımları belirli kurallara bağlanmıştır.
Tahvil
Tahvil, anonim ortaklıkların uzun süreli borçlarına karşılık olarak düzenlenen ve piyasada dolaşım yeteneği olan borçlanma belgesidir. Tahvillerde vade genellikle 5 ile 20 yıl arasında yoğunlaşmaktadır. Vadesi uzadıkça tahvil öz sermaye fonksiyonu üstlenir. Tahviller teminatsız (debenture) ya da teminatlı olarak çıkarılabilmektedir.
Nispeten güvenceye alınmış tahviller (subordinate debenture), şirketin tasfiyesi durumunda teminatlı borçlardan sonra tasfiye değerinden pay alırlar. İpotekli tahviller (mortgage bond), genellikle şirketin belirli duran varlıkları ile güvenceye alınmaktadır. Firmanın normal faaliyetlerinde, ödeme gücünü yitirmesi halinde, elinde ipotekli tahvil bulunan yatırımcılar, duran varlıkların paraya dönüştürülmesi sonucu faiz ve anaparalarını geri alma hakkına sahiptirler. Ancak işletmenin duran varlıkları üzerinde birden fazla ipotek bulunması mümkündür. Bu durumda birinci dereceden ve birinci sırada olmak öncelik sağlamaktadır.
Tahviller, ileride pay senedi ile değiştirilebilir özelliğini de taşıyabilirler. Bu tür tahvillerin (convertible bonds) sahibi, belirli bir süre içinde belirlenen değiştirme oranı çerçevesinde tahvili bir süre içinde belirlenen değiştirme oranında tahvilin yerine pay senedi alma hakkını elde eder. Borsada pay senetleri için ortamın elverişsiz olduğu dönemlerde değiştirilebilir tahviller, yatırılmış sermaye için bir ek güvence unsuru olmaktadır. Ancak para değerinin istikrarlı ve tahvil getirisinin tatmin edici olduğu dönemlerde yatırımcının değiştirme hakkını kullanmayacağı da belirtilmelidir.
Satışa çıkarılacak tahvillerin her şeyden önce TCMB karar ve düzenlemelerine uygun olması gerekir. Kamu kuruluşlarının ve yerel yönetimlerin çıkaracağı tahvil SPK’nun iznini gerektirmez. Ancak sözkonusu kuruluşlar, halka satılan tahvillere ilişkin SPK’na bilgi vermek durumundadırlar. SPK’ndan alınan izin belgesine dayanılarak ortaklıklar izin tarihinden itibaren 6 ay içinde tahvil satışa sunmamaları durumunda izinleri geçersiz sayılır. Öte yandan, şirketin öz sermayesi ile çıkarılacak tahvil tutarı arasında bir ilişki kurulmaktadır. Buna göre çıkarılacak tahvil tutarı, genel kurulca onaylanan son bilançodaki çıkarılmış sermaye ya da ödenmiş sermaye ile yedeklerin toplamından, varsa zararların çıkarılmasından sonra kalan tutarı geçemez.
Ülkemizde özel sektör firmalarının tahvil çıkarımına ilişkin diğer koşullar şöylece sıralanabilir:
ü Tahvillerin vadesi 2 yıldan az, 7 yıldan fazla olamaz.
ü Tahviller, arka yüzünde belirtilen bir ödeme planına göre itfa edilirler. Anapara vade bitiminde bir defada ödenir.
ü Satış süresi içinde satılamayan ya da aracı kurumlar tarafından da satın alınmayan tahviller en geç altı iş günü içinde noter huzurunda saptanır ve iptal edilir.
Çıkarılan tahviller tamamen satılmadıkça ve satılamayanlar iptal edilmedikçe yeni tahvil çıkarılamaz.
ü Tahviller izah namelerinde belirlenerek; a. Vade sonunda bir kerede, b. En az iki yıllık bir ödemesiz dönemden sonra taksitler halinde, c. En az iki yıllık bir ödemesiz dönemden sonra istenildiği an paraya çevrilmek koşuluyla çıkarılabilirler.
ü Tahviller sabit ve değişken faizli olarak düzenlenebilirler.
ü Faizler 3 aylık, 6 aylık ve bir yıllık dönemler halinde ödenebilir.
ü Tahviller nama ya da hamiline düzenlenebilirler.
ü Tahvil çıkaran firmalar faiz ödemelerini, erken paraya çevirmeyi ve itfa tutarlarını üçer aylık dönemler itibariyle ilgili oldukları dönemi izleyen bir ay içinde SPK’na bildirmek durumundadır.
Tahvil çıkarım izni alınmadan önce ortaklıklar, satılacak tahvil tutarının yaklaşık % 0,3’ü oranında ücret öderler. Tahvil çıkarımından vazgeçilmesi durumunda alınan ücret iade edilmez.
Öte yandan tahvil çıkarmak isteyen şirketler, bu isteklerini SPK Başkanlığı’na yazılı olarak sunarlar. Söz konusu Başkanlığa hitaben yazılmış bir dilekçe ile SPK’nın istediği belgeler eklenir.
Pay Senetleri
Sermaye şirketlerinde esas sermaye, belirli nominal değerdeki paylardan oluşur. Bu payların her biri senetler şeklinde çıkarılmaktadır. Başlangıçta ödenmiş sermayenin belirli bir sahiplik hakkını veren pay senetleri, işletme faaliyetlerine paralel olarak sağlanan kârlar ve yedekler üzerinde de aynı oranda hak sağlarlar. Söz konusu haklar kârdan pay almak, şirketin yönetimine katılmak, sermaye artırımı halinde ön alım hakkını (preemptive right) kullanmak ve tasfiye (liquidation) sonuçlarına katılmak olarak özetlenebilir.
Pay senetleri değişik açılardan sınıflanabilir. Her şeyden önce dolaşım özelliklerine göre, hamiline (taşıyana) ve nama (ada) yazılı olarak düzenlenebilir.
Taşıyana düzenlenen pay senetleri, anlaşma ve teslim yoluyla dolaşırlar ve kimin elinde bulunuyorsa sahibine sözkonusu hakları sağlarlar.
Pay senetlerinin nama düzenlenmesi durumunda ise adına pay senedi düzenlenecek ortağın adı, şirketin pay defterinde yazılır (TK. 556 ve 417/1). Pay senetleri devredildikten sonra buna ilişkin kayıt pay defterinde yenilenir. Bu tür pay senetlerinin el değiştirmeleri için en az % 25’inin peşin ödenmesi gerekmektedir. Öte yandan, nama yazılı pay senetlerinin devrinde, sözleşme ile şirketin yazılı onayı da öngörülebilir (Vinkulierte Namensaktien). Bununla şirket yönetimine sakıncalı kimselerin egemen olmalarının önlenmesi ya da mevcut yönetim yapısının devamı amaçlanır.
Nominal değerinin altında pay senedi çıkarılamayacağı da belirtilmektedir. Pay senetlerinin nominal değerlerinden daha yüksek bir bedel ile çıkarılması, (primli) mümkündür. Ancak sözkonusu pay senetlerinin çıkarımı bazı koşullara bağlanmıştır. Esas sözleşmede buna ilişkin ifade yer almıyorsa, genel kurulun bu yönde bir kararı bulunmalıdır.
Kurucu pay senetleri belirli bir sermaye payını temsil etmemekte ve ayrıca yönetime katılma hakkını da vermemektedir. Bu tür pay senetleri genellikle şirkete ya da şirketin kuruluşuna hizmeti geçen kimselere, bu hizmetlerinin karşılığı olarak ana sözleşme hükümlerine göre, şirket kârının bir bölümüne katılmak üzere adlarına yazılı olarak düzenlenirler. İntifa (yararlanma) pay senetleri, şirket genel kurulunun alacağı karara dayanılarak bazı kimselere, hizmetlerine ya da alacaklarına karşılık olarak, şirketin kuruluşundan sonra düzenlenen ve sermaye payını temsil etmeyen pay senedi türüdür.
Pay senetleri, sahiplerine sağladıkları hakların kapsamı yönünden de sınıflanabilir. Buna göre adi pay senetleri ve imtiyazlı (ayrıcalıklı) pay senetlerinin ayrımı yapılmaktadır. Yaygın olarak kullanılan adi pay senetleri eşitlik ilkesine dayanmakta ve sahiplerine;
ü Eşit oy hakkı,
ü Eşit kâr payı (dividend) hakkı,
ü Eşit sermaye artırım hakkı ve
ü Eşit tasfiye geliri hakkı sağlamaktadır.
Buna karşı imtiyazlı pay senetleri oy hakkı, kâr payı ve tasfiye konularında sahiplerine belirli ayrıcalıklar sağlarlar. Ayrıcalık sözleşmede yer alabileceği gibi, sözleşmede yapılan bir değişiklik sonucu da sağlanabilir. Batılı ülkelerde, ayrıcalıklı pay senetlerinin geniş uygulaması oy hakkının sınırlandırılmasına karşılık yüksek kâr payı ödemeleri şeklindedir.
TK. 373’e göre ülkemizde oy hakkından yoksun imtiyazlı pay senetlerinin çıkarılması yasaklanmıştır. Böylece ülkemizde söz konusu pay senetleri daha çok pay senedi satışını özendirmek amacıyla, oy ve şirket üzerindeki etki oranını değiştirmeden daha çok finansman kaynağı sağlamayı amaçlamaktadır. Dünya uygulamasında ayrıcalıklı pay senetleri genellikle aşağıdaki temel özellikleri göstermektedir:
i. Kâr payı hakkı yönünden ayrıcalıklı pay senetleri; genellikle adi pay senetlerine kâr payı dağıtılmadan önce, belirli oranda kâr payı alırlar. Bu tür pay senetlerinin üstünlüğü, kârların düşük olduğu dönemlerde adi pay senetleri düşük oranda kâr payı alırken ya da herhangi bir kâr payı almazken, öngörülen bir kâr payını garantilemeleridir.
Diğer Yatırım Araçları
Repo – Ters Repo
Menkul kıymetlerin geri alma veya satma taahhüdü ile alım satım işlemleri repo (repurchase agreement) olarak adlandırılmaktadır. Repo ve ters repo işlemlerine konu olabilecek menkul kıymetler; devlet tahvilleri, hazine bonoları, banka bonoları ve banka garantili bonolar, Kamu Ortaklığı İdaresi, Toplu Konut İdaresi’nce ihraç edilen borçlanma senetleri ile piyasada veya borsada işlem gören VDMK dışındaki diğer borçlanma senetleridir.
Porftöyünde, menkul kıymet bulunan ticari bankalar, sattıkları menkul kıymetleri satış sırasında belirlenen gelecekteki bir tarihte ve belirli bir fiyattan geri satın almayı taahhüt ederler. İşlemde satıcının taahhüdüne karşı, alıcı opsiyonel bir hakka sahiptir. Böylece menkul kıymet fiyatı belirlenen fiyatı aşarsa, alıcı menkul kıymetlerini satma hakkını kullanmayabilir. Buna karşılık ters repoda, yalnızca alıcının menkul kıymetleri satıcıya geri satma yükümlülüğü vardır.
Özellikle piyasa likiditesini artırması ve yatırımcılar ile finans kurumlarına esneklik sağlaması nedeniyle uygulama Türkiye’de de yaygınlaşmıştır. Reponun yatırımcılara önemli bir gelir sağladığı da belirtilmelidir. Ana para, A faiz oranı f ve vade n ile gösterilerek repo geliri (rg) aşağıdaki gibi formülle hesaplanabilir:
R(g) = (Anf) / 365 sözgelimi 15.000.- TL’nin % 50 faiz ile 7 günlük
repo geliri (rg) = (15.000. x 0,50 x 7) / 365
= 143.835. TL olarak hesaplanır.
Repo ve ters repo işlemlerinde vade, ilgili menkul kıymetin itfa tarihini aşmamak kaydıyla, serbestçe belirlenebilir. Uygulanacak faiz oranı da taraflarca belirlenmektedir. Repo işlemlerinde menkul kıymet mülkiyeti alıcıya, ters repoda ise mülkiyet yetkili kuruluşa geçer. Repoya konu olan menkul kıymetlerin alıcıya fiziki teslimi gerekmez, işlemler hesaben gerçekleştirilir. Menkul kıymetler alıcıya teslim edilebileceği gibi, anlaşmaya uygun olarak işlemin vadesine kadar, alıcı saklama merkezinde korunabilir.
Kâr-Zarar Ortaklığı Belgeleri
Sermaye Piyasası Kurulu’nun 13 Aralık 1984 tarihli Tebliği’ndeki tanıma göre, anonim şirketlerin çalışma alanlarına giren faaliyetlerin gerektirdiği finansman gereksinmesini karşılamak amacıyla, kâr ya da zarara katılmak üzere çıkardıkları menkul kıymetlerdir. Söz konusu belgelerin temel çıkarım amacı, menkul kıymetler piyasasında işlem gören finansal araçları çoğaltmak ve çeşitlendirmektir. Bunun yanısıra kâr ve zarar ortaklığı belgeleri tipik bir menkul kıymet olarak faiz dışı kazanca uygun özelliktedir.
Kâr-zarar ortaklığı belgeleri, kâr-zarara katılma ve ortaklık hakkı vermekle birlikte, pay senedi sayılmazlar. Zira söz konusu belgelerin sahipleri firma yönetiminde oy kullanamazlar. Ayrıca belgeler vadeli olup vade sonunda anapara ve kâr payı geri ödenmektedir. Zarara katılma özellikleri ile sözkonusu belgeler kâra katılmalı tahvillerden de farklıdır.
Kâr-zarar ortaklığı belgelerinin çıkarımı ülkemizde SPK’nun iznini gerektirir. Belgelerin tutarları, ihraç ve ödeme koşulları ile diğer nitelikleri de SPK tarafından belirlenmektedir. Menkul kıymet alım satımı ile faaliyet gösteren ortaklıkların sözkonusu belgeleri çıkarmaları yasaklanmıştır.
Öte yandan kâr-zarar ortaklığı belgeleri, emisyon sonrasında belirlenen amaç dışında kullanılamaz. TL üzerinden çıkarılan kâr-zarar ortaklığı belgelerinin yurt dışına satışları serbest döviz üzerinden yapılır.
Gelir Ortaklığı Senetleri
Bu senetler ulaşım, iletişim sistemleri, enerji gibi kamuya ait altyapı tesislerinin gelirlerine katılma olanağı sağlamaktadır. Söz konusu tesislerin mülkiyeti ve işletilmesi ile ortaklık senedi alanların herhangi bir ilgisi yoktur. Gelir ortaklığı senetleri yasal statü itibariyle adındaki ortaklık deyimine rağmen değişken faizli bir tahvil özelliği taşımaktadır. İstenildiğinde paraya dönüştürülebilir. Genellikle üç ya da beş yıl vadeli ve başlangıç yıllarında vergiden muaf tutulmuştur.
SPK’nda tanımlanan menkul kıymetlere, gelir ortaklığı senetlerinin de eklenmesine çeşitli nedenlerle gereksinme duyulmuştur. Her şeyden önce altyapı yatırımlarına devlet bütçesi dışından kaynak sağlanması temel motifi oluşturur. Belirli altyapı tesislerinin ismi anılarak senetlerin satışının kolaylaştırılması ve sermaye piyasasına yeni araçların eklenmesi de öteki nedenler arasındadır. Ayrıca faiz gelirine karşı olan tasarruf sahiplerinin birikimlerine yeni yatırım alanı oluşturularak atıl duran fonlar böylece harekete geçirilebilir. Öte yandan enflasyon hızı yavaşladığında yüksek ve sabit faizli devlet tahvillerinin hazineye getirdiği yük böylece hafifletilebilir.
Gelir ortaklığı senetlerinin sağladığı vergi avantajının yanı sıra teminat olarak da kullanılabilmesi bireysel ve kurumsal yatırımcılar tarafından tercih nedeni olmuştur. Yatırımcılara sağladığı bu avantajlara karşın gelir ortaklığı senetlerinin kamuya önemli yükler getirdiği de belirtilmelidir. Bunun nedeni yatırımcılara enflasyon oranının üzerinde gelir sağlama garantisidir. Bu uygulama bir yandan kamu hizmetlerinin pahalı sunulmasına yol açmakta, öte yandan buradan sağlanan fonların hızla ve daha verimli yatırımlara yöneltilmesi önem kazanmaktadır. Sağlanan fonların etkin ve verimli kullanılamaması devletin sermaye maliyetini artırmaktadır.
Banka Bonoları ve Banka Garantili Bonolar
Ticari bankalar ada ya da taşıyana yazılı olarak düzenlenmiş en az 90, en çok 360 gün vadeli bonolar ihraç edebilir. Özel ticari bankalar da ilgili karar organı genel kurul, kamu bankalarında ise yönetim kuruludur. Söz konusu bonolar, SPK kaydına alınarak, Ticaret Sicili Gazetesi ile ülke genelinde yayınlanan gazetelerde ilan edilerek işlem görürler. Ayrıca halka arz edilmeden satılacak bonolar için izahname ve sirküler düzenlenmeyeceği de belirtilmelidir.
Anonim şirketler de banka garantisine dayalı olarak düzenlenmiş, vadeleri en az 90 en çok 720 gün olan bonolar ihraç edebilirler. Bonolar, bankaların ünvan ve yetkili imzalarından oluşan beyaz ciro ile teslim edilirler. Garantiyi veren banka, bono ihraç eden şirket ile aynı sorumluluğu üstlenir. Banka garantili bonolar da banka bonoları gibi ikincil pazarda işlem görerek, menkul kıymet arzının artmasına önemli katkı sağlarlar.
Katılma-İntifa Senetleri
SPK’nun 13 Kasım 1983 tarihli Tebliği’ne göre ortaklıklar, nakit karşılığı satılmak üzere ortaklık haklarına sahip olmadan kârdan pay alma, tasfiye sonucundan yararlanma, yeni pay alma haklarını sağlayan bir intifa senedi türü olarak katılma-intifa (yararlanma) senedi çıkarabilirler.
Katılma-intifa senetleri nama ya da hamiline düzenlenebilir. Bu tür senetlerde herhangi bir süre söz konusu değildir. Nakit karşılığı satılmak koşulu ile çıkarılabilir ve belirli bir sermayeyi temsil etmedikleri için bu senetlere sahip olan yatırımcı ya da kuruluşların şirket yönetimine katılma ya da oy kullanma hakları bulunmamaktadır. Katılma-intifa senetlerinin nominal değerlerinin alt sınırı 1.000 TL olup, bu tutarın katları şeklinde değerleri serbestçe belirlenebilir.
Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları
Gayrimenkullere dayalı sermaye piyasası araçlarına, gayrimenkul projelerine, gayrimenkule dayalı haklara ve sermaye piyasası araçlarına yatırım yapabilen Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (GYO), belirli projeleri gerçekleştirmek üzere adi ortaklık şeklinde kurabilen sermaye piyasası kurumlarıdır. Bir yatırım ortaklığı olan GYO’lar ortaklarından topladıkları fonlarla bir yatırım portföyü oluşturarak etkin portföy yönetimi ilkelerine göre kazanç sağlamayı amaçlarlar. GYO’lar gayrimenkullere ya da projelere yatırımlar yaparlar.
Ülkemizde 1996 yılında başlayan yasal düzenlemelerin ardından GYO’lar kurulmuşlardır. GYO’nun Türkiye’deki uygulamalarında ABD’deki REIC’ler (Real Estate Investment Company) önek alınmıştır. ABD’de bu şirketlerin sayısı 2000’ün üzerinde olup bir çoğunun portföy büyüklükleri milyar dolarlar ile ifade edilmektedir.
GYO’ların kurulmasındaki başlıca sebep, büyük ölçekli projelere profesyonel şirketler tarafından düşük maliyetli fonlama, öz kaynak finansmanı sağlamak, bu büyük projelerden yüksek kârlar elde ederek, yatırımcıların normalde sadece kendi tasarrufu ile ulaşamayacakları kâr oranlarına ulaşmalarını sağlamaktır. GYO’lar genellikle büyük projelerin gerçekleştirilmesine yardımcı olurken aynı zamanda yüksek rant olanağı sunarlar. GYO’lar gayrimenkul gibi nakde dönüşmesi güç olan bir yatırım aracını borsada kolayca alınıp satılabilen likit varlığa dönüştürme olanağını sunar. Böylece hem borsada hem de gayrimenkul gibi sağlam bir enstrümana yatırım yapmak isteyen kişiler GYO’ları bir alternatif olarak değerlendirebilirler. Ayrıca vergiden muaf tutulmaları, sözkonusu yatırım araçlarına ilgiyi artırmaktadır.
GYO’larda portföy oluşturulurken yatırım konusu araçların gayrimenkule dayalı olması sebebi ile iki tür gelir sözkonusudur:
GYO’ların portföyündeki kira geliri sunan projeler düzenli gelir sağlayan yatırımlar arasında yer alır. Genellikle dövize endeksli ve uzun vadeli kontratlara bağlanan kira gelirleri yatırım fonlarının portföyündeki sabit gelirli menkul kıymetlere benzetilebilir. Portföyde ayrıca gelir sağlayan yatırımlar da yer alır beklenen getiri ve risk düzeyi yüksek olan bu tür yatırımların gelirlerinde önemli dalgalanmalar görülmektedir. GYO’ların portföylerinde geliştirip sattıkları projeler bu tür yatırımlardandır.
GYO portföyünün oluşturulmasında aşağıdaki temel kriterler gözönünde bulundurulur:
Gelirin dengelenmesi: Portföy oluşturulurken sabit ve değişken gelirli yatırımlar dengelenmelidir. Bu tür bir dengenin birçok pratik faydası bulunmaktadır. Bunlardan ilki GYO’ların sabit getiri sağlayan yatırımları sayesinde kolaylıkla ucuz maliyetli banka kredilerini ya da diğer borçlanma araçlarını kullanabilmeleri nedeniyle projeler için gereken finansmanı kolayca sağlayabilmeleridir. Bir diğer fayda ise değişken gelir sağlayan projelerin piyasa şartlarından etkilenmesi durumunda sabit gelirli yatırım araçlarının faaliyetlerinin sürdürülmesine yardımcı olmalarıdır.
Vadelerin dengelenmesi: Portföyü oluşturan projelerin seçiminde bir diğer önemli kriter ise vadelerin dengelenmesidir. Buna göre projeler doğru zamanda yeterli nakit yaratmalıdır. Başka deyişle bir projeden elde edilecek gelirler öyle ayarlanmalıdır ki diğer projelerin yol açtığı fonlama gereksinmesini karşılayacak durumda olsun. Bu gözardı edildiği taktirde önemsiz gibi görünen mali darboğazlar tüm projenin akışını durdurabilir.
Riskin dağıtılması: kritere göre gayrimenkul projelerinin herhangi birindeki başarısızlıktan diğer projenin etkilenmeyeceği alanlardan seçilmeli, risk dağıtılmalıdır. Gayrimenkul projelerinin farklı alanlarda ya da farklı özelliklerde seçilmesi ile risk dağıtılır. Sözgelimi tatil köyü, iş merkezi ve konutlardan oluşan bir porftöy ile risk minimum kılınabilir. Öte yandan konuta yatırım yapan bir GYO farklı bölgelerde, farklı gelir gruplarına yönelik projeler ile riski azaltabilir.
GYO’ların portföylerindeki varlıkların getirilerinin değerlendirilmesinde de genellikle iç verim oranı, net bugünkü değer ve duyarlılık analizi gibi yöntemler kullanılır. Yatırımcılar genellikle İVO’ı yüksek projelere yatırım yapmaktadır. İVO yönteminin kesin sonuç vermemesi durumunda NBD yöntemi projelerin karşılaştırılmasında sıkça kullanılmaktadır.
Türev Piyasalar
1970’li yıllarda ABD Doları’nın uluslararası piyasalarda dominant para birimi olarak rol almasından sonra piyasalarda artan belirsizliğin sonucunda mal ve hizmet fiyatları ile faiz ve dövizde önemli dalgalanmalar ortaya çıkmıştır. Artan riskleri dengelemek amacıyla yeni araç, yöntem ve olanaklar araştırılmıştır. Öte yandan iletişim sistemi ve bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler de bu süreci özendirmiştir. Piyasaları dengelemeyi amaçlayan bu ürünlerin önemli bir bölümü türev ürünler, sözkonusu ürünlerin işlem gördüğü piyasalar da türev piyasalar olarak adlandırılır.
Türev ürünlerin fiyatları başka bir ürünün fiyatına bağlı olarak değişir. Diğer bir ifade ile türev ürünlerin değeri, sözleşme süresince ya da vade sonunda sözleşmeye konu esas varlığın fiyatı tarafından belirlenir. Opsiyon, forward, futures ve swaplar türev ürün olarak bilinir. Sözkonusu ürünler riskten korunma ve spekülasyon amacıyla kullanılır.
Vadeli İşlemler
Vadeli piyasalarda alım satıma konu menkul kıymetler pay senedi ve tahvil gibi herhangi bir şirketin ya da devletin çıkardığı değerler olmayıp, önceden belirlenen bir vadede ve standart bir büyüklükte, üzerine yazılan mal veya kıymetin teslimini içeren türev araçlardır. Bu nedenle vadeli işlem piyasaları finansal pazarların işleyişinde önemli yere sahiptir. Herşeyden önce yatırımcının spot piyasada aldığı pizosyonu gelecekteki fiyat dalgalanmalarına karşı korur. Ayrıca spot piyasadaki fiyatlandırma sürecinin daha etkin işlemesini sağlar. İşlem komisyonları spot piyasadan daha düşük olduğundan yatırımcıları cezbeder; bu da spot piyasa işlemlerinin artmasını sağlarken, piyasa likiditesini de artırır.
Vadeli piyasalarda işlem yapan yatırımcılar, vade sonunu beklemeden, istedikleri anda ters bir sözleşme ile pozisyonlarını kapatabilirler. Sözgelimi alıcı (long) vade taahhüdünü yerine getirmek için vade sonunu beklemek istemiyorsa, aynı özellikteki sözleşmede satıcı (short) olarak pozisyonunu kapatabilir. Organize bir vadeli işlemler piyasasında aynı şartları taşıyan sözleşmeler işlem gördüğü için, etkin bir takas sistemi sayesinde vade sonuna kadar sözleşme yükümlülükleri bir kaç kez el değiştirebilir. Bu yüzden gelişmiş batılı piyasalarda işlem hacmi spot piyasa işlem düzeyine ulaşmıştır.
Türev piyasaların ülkemizde 1994’de İMKB bünyesinde Organizasyon çalışmaları başlatılmış, 15 Ağustos 2001 tarihinde döviz üzerine vadeli sözleşmeler işlem görmeye başlamıştır. Gelecekte pay senedi endeksine dayalı futures işlemleri ile pay senedi endeksine dayalı opsiyonların, pay senedi ve faiz oranına dayalı vadeli ve opsiyonlu işlemlerin de İMKB’de işlem görmesi için çalışmalar sürmektedir.
Vadeli İşlemlerin Takası
Organize borsalarda gerçekleşen vadeli işlemler ve opsiyon işlemlerinin netleştirme ve vade sonu takası, takas merkezinde gerçekleştirilir. Böylece borsada işlem gören sözleşmelerde takas merkezi taraf olarak yer alır. Alıcı ve satıcılar anlaştıkları fiyat dışındaki konularda takas merkezi ile muhatap olurlar.
Uygulamada iki temel takas sisteminden söz edilebilir. İlki; herhangi bir kuruma bağımlı olmadan (independent) çeşitli borsalarda hizmet sunan özerk kuruluşlardır. Diğeri ise bir borsa bünyesinde kurulan ve sadece ona hizmet veren karşılıklı bağımlı (mutual) anonim şirket şeklinde organize olmuş takas merkezidir. Yaygın olan ise bağımsız etkili bir risk izleme ve değerlendirme yeteneğine sahip olan ilk grup olarak ifade edilebilir.
Takas üyesi olmadan da piyasada işlem yapılabilir. Bu tür yatırımcılar üyeler nezdinde açtıkları hesaplarla işlemleri yürütürler. Ancak üyelik için belirli nitelikler aranır. Üyeler Takas merkezinde açtıkları hesaplardan işlem sonuçlarını ve teminatları izlerler.
Öte yandan takas merkezleri üyelerin ödenmeme riskine karşı bir teminat yatırmalarını isterler. Forward ve Futures işlemlerinde her iki taraf teminat yatırırken, opsiyonlarda sadece yükümlülük altına giren taraftan teminat yatırması istenir. Ancak pozisyon kapatıldığında teminatlar geri alınabilir.
Vadeli işlemlerde üç çeşit teminat sözkonusudur.
i. Alım satım emirlerinin verildiği sırada ödenen başlangıç teminatı (initial margin). Bu teminatın kolay paraya çevrilebilen menkul kıymetler ve nakit olarak sunulması gerekir.
ii. Tarafların fiyat hareketlerinden etkilenmelerine göre teminatlarının günlük veya sürekli ayarlanması gerekir. Seans sonlarındaki güncelleştirme sonucu tarafların teminatlarının belirli bir düzeyine kadar tolerans sağlanabilir. Bu düzeyden sonra zarar eden tarafın teminatını eski düzeye çıkarması için çağrı yapılır (margin call). Bu da asgari teminat veya sürdürme teminatı (maintenance margin) olarak adlandırılır.
iii. Vadeli işlemlerde zarar eden tarafın sürdürme teminatı seviyesine gerileyen başlangıç teminatının, eski düzeyine çıkarılması için istenen tutardır. Teminatı tamamlamaya çağrılan tarafın yükümlülüğü yerine getirememesi halinde belirlenmiş kurallara göre, ilgili kontrat tasfiye sürecine girer. Böylece ödenmeme riskine karşı önlem alınır.
Opsiyon İşlemleri
Opsiyon, işletmeye herhangi bir yükümlülüğe girmeden bir varlığı bugünden belirlenmiş bir fiyattan gelecekte alma ya da satma hakkı verir. Firmalar bazen kendi varlıkları, bazen de diğer menkul kıymetler karşılığında opsiyon ihraç ederler. Batı finans pazarlarında opsiyon işlemleri büyük tutarlara varmaktadır. 1983 yılında “Chicago Board Options Exchange”in kuruluşundan sonra pay senetleri opsiyonları da işlem görmeye başladı. Şimdi opsiyon işlemleri ile pay senedi, tahvil, döviz ve diğer varlıklar satılabilmektedir.
Taraflar opsiyon alıcısı ve opsiyon satıcısıdır. Alıcı bugün için geçerli opsiyon fiyatını satıcıya ödemekte ve buna karşılık olarak, sonraki bir gün için kararlaştırılmış kesin transfer hakkını (diğer finansal araçların alım ya da satımı gibi) ya da belirli bir süre ile bugünkü koşullar altında satıcıdan alım talebinde bulunabilmektedir. Satıcının opsiyon fiyatının karşılığı olarak, alıcının satın alma hakkını kullanıp kullanmayacağından habersiz, belirlenen süre içinde transfere hazır olması gerekmektedir.
Ticari hayatta çok sayıda varlık, vadeli işlem sözleşmesine konu olabiliyor. Ayrıca satışa hazır bulunmayan bir malın satış sözleşmesi de düzenlenebilir. Dünya ekonomik krizi sırasında gündeme gelen ve 1970’li yılların başında riski düşük menkul kıymetler için uygulanan opsiyonların, 1986 yılından sonra özellikle pay senetleri alanındaki uygulaması Euro pazarlarda önem kazanmıştır. Sözkonusu pazarlarda, ayrıca pay senedi endeks opsiyonları, yabancı para opsiyonları, faiz oranı opsiyonları ve mal opsiyonlarının uygulaması da giderek yaygınlaşıyor.
Opsiyonlar riskten korunma ve kazanç sağlama amacıyla kullanılabilir. Sözgelimi döviz opsiyonları spekülasyon ve kur riskinden korunmak amaçlı olabilir. Bir yatırımcı gelecekteki kur artışları beklentisi ile alım opsiyonu satın alabilir. Aynı şekilde uluslararası ticari faaliyet gösteren bir işadamı uluslararası pazarlardan ithalat veya ihracat işlemlerine göre alım veya satım opsiyonu işlemlerine girebilir.
Finansal pazarlarda alım opsiyonları (call option) ve satım opsiyonları (put option) olmak üzere iki türlü opsiyon işlem görmektedir. Ayrıca Amerika opsiyonlarından farklı olarak Avrupa opsiyonları, işlem gününden önce işleme konamamaktadır. Alım opsiyonu sözleşmesi, sahibine belli bir vadede ya da vadeden önce belirli bir menkul değerin belli sayıdaki paylarını (genellikle 100 pay) sabit bir fiyattan satın alma hakkını verir. Alım hakkı kullanılırsa opsiyon işleme konmuş demektir. Opsiyon süresinin sonuna kadar alıcı herhangi bir tarihte aşağıdaki seçeneklerden birine başvurabilir:
Ø Alım opsiyonunu geçerli pazar fiyatından satarak, satın alma hakkını devretmek,
Ø Bedeli ödeyerek opsiyonu işleme koymak ve
Ø Alım opsiyonunu elinde tutarak herhangi bir işlem yapmamak.
Satım opsiyonu ise sahibine belli bir sürede ya da bu süreden önce belirli bir menkul değerin belli sayıdaki paylarını belli bir fiyattan satma hakkını veren bir sözleşmedir. Opsiyonların temel özellikleri şu iki noktada özetlenebilir.
Ø Opsiyon, alıcısına bir hak sunar, ancak sözkonusu hak herhangi bir zorunluluk getirmemektedir. Alıcının maksimum zararı opsiyonun maliyetidir.
Ø Alıcının bu durumuna karşı, opsiyon satıcısının potansiyel zararı sınırsızdır. Zira opsiyon satıcısı, alıcı opsiyonu işleme koyduğunda sözkonusu değeri teslim almak ya da teslim etmek durumundadır.
Opsiyon işleme konduğunda sözkonusu değerin alınıp satılacağı belli fiyat işlem fiyatı, opsiyonun satın alındığı fiyat ya da maliyet ile işlem fiyatı arasındaki fark opsiyon primi, opsiyonun işleme konabileceği en son gün, işlem süresi olarak adlandırılır. Bir alım opsiyonunda, işlem fiyatı sözkonusu değerin pazar fiyatından düşük, satım opsiyonunda yüksek ise opsiyonun bir işlem değeri var demektir.
Opsiyon fiyatı, sözkonusu varlığın pazar değeri dolaylarında ise “in- the- money”, bunun tersine alım opsiyonunda işlem fiyatı pazar fiyatının üstünde, satım opsiyonu da altında ise “out-of-money” sözkonusudur. Bu durumda opsiyonun işlem değeri yoktur.
Döviz opsiyonları: Yabancı paraları önceden belirlenmiş temel bir fiyat üzerinden gelecekteki bir tarihte satın alma veya satma hakkıdır. Vadeli sözleşmelere (forward ve futures sözleşmeleri) oranla daha esnek olan, alım satım yükümlülüğü değil, hakkı tanıyan opsiyon, döviz riskini önlemenin ötesinde kur dalgalanmalarından yararlanma olanağı veren bir araçtır. Uygulamada, döviz opsiyonlarının alım (call option) ve satım (put option) olmak üzere iki temel türü vardır.
Alım opsiyonu alıcısı, sözleşme tutarı, sözgelimi belirli tutardaki Amerikan Doları’nı belirli bir süre sonunda belirli bir temel fiyattan satın alma hakkını elde etmektedir. Sözkonusu hak karşılığında bir prim ödeyen alıcı, başka yükümlülüğe girmeyerek, Dolar’ın değer kazanmasına karşı kendisini güvenceye almaktadır. Buna karşılık, alıcı hakkını kullanır ve opsiyon uygulanırsa varlığın satıcısı sözleşme tutarını önceden belirlenmiş temel fiyat veya kur üzerinden satmak yükümlülüğündedir.
Bir Amerikalı ithalatçı 2 ay sonra ödeyeceği 62.500 Mark için bu günden bir alım opsiyonu satın alarak kendini “hedge” edebilir. Şimdi Dolar/Mark paritesinin 0,57 olduğunu ve ithalatçının Mark başına 0,01 dolar ödeyerek 0,55 kurdan bir alım opsiyonu satın aldığını kabul edelim. Bu opsiyon için 625 Dolar ödenecektir. Sözleşmenin vadesi dolduğunda 1 Mark 0,60 Dolara yükselirse ithalatçı opsiyonunu kullanır ve 34.375 Dolar ödeyerek 62.500 Mark satın alır ve opsiyon aracılığı ile Mark’ın yükselmesinden dolayı hiçbir zarara girmemiş olur. Tersine, 1 DM 0,53 Dolara gerilerse, ithalatçı opsiyonu kullanmaz ve spot piyasadan DM başına 0,53 Dolar vererek gereksinme duyduğu 62.500 Mark’ı elde eder. Örnekten de görüldüğü gibi, opsiyon sözleşmesinin belirgin bir özelliği taahhüt altına girmeden sahibinin olumlu gelişmelerden yararlanmasını sağlamasıdır.
Satım opsiyonu alıcısı da, sözleşme tutarını belirli bir tarihte önceden belirlenmiş kur üzerinden satma hakkını elde etmektedir. Aynı tür opsiyonun satıcısı ise hakkın kullanılması durumunda sözleşme tutarını satın almak durumundadır. Gerek alım gerekse satım opsiyonunda işlemin gerçekleşmesini belirleyen alıcıdır. Olası zararını, sağladığı opsiyon primi ile karşılamayı bekleyen satıcı ise bir bakıma bekleme pozisyonundadır.
Kur dalgalanmalarına karşı, başvurulan döviz opsiyonu çoğu kez vadeli sözleşme ile aynı doğrultuda kullanılmaktadır. Sözgelimi Dolar cinsinden ödeme bekleyen bir ihracatçı da döviz riskini üstlenebilir. Bu durumda fatura bedelini ulusal parası karşılığında satabileceği gibi bir satım opsiyonu da satın alabilir. Vadeli sözleşme ve satım opsiyonu uygulaması ihracatçıya vadeli kur üzerinden Dolar karşılığında ulusal para güvencesini sağlamaktadır.
Bununla birlikte her iki yöntem arasındaki fark da belirtilmelidir. Vadeli sözleşmede tarafların alıcı ve satıcı olarak belirli yükümlülüklerine karşılık satım opsiyonu satıcısı Dolar’ın değer kazanması halinde opsiyonu kullanmama ve eldeki Dolarlar’ı daha uygun fiyattan pazara sunma olanağına sahiptir. Böylece, opsiyon uygulaması riskten korunmanın ötesinde döviz kazancına da olanak sağlamaktadır.
Forward (vadeli döviz) işlemleri, bir alım-satım sözleşmesi olup, para birimlerini gelecekteki bir tarihte değiştirmek üzere yapılan bir kontrata dayanır. Vadeli döviz işlemleri bankalarda döviz pozisyonu yönetiminin yanısıra, ticari talepleri karşılamak için de yapılmaktadır. Sözgelimi bir ithalatçı 2 ay sonraki Dolar akreditifi için ne kadar TL ödeyeceğini şimdiden belirlemeyi arzular. Böylece ithalatın gerçek maliyeti önceden hesaplanarak malın yurt içi fiyatı ona göre belirlenmektedir. Ya da ithalatçı dövizler yurda geldiği anki TL karşılığını bilmek ister, bunun için de döviz vadeli olarak bankaya satılır.
Kendisini kur riskine karşı güvenceye almak isteyen bir işletme, banka aracılığı ile forward sözleşmesi alır veya satar. Öte yandan 1983’den sonra bankalar forward sözleşmelerini, borçlanma ve ödünç verme aracı olarak kullanmaya başladılar. Bir forward oranı (FRA) satın alındığında, bugünden sabitleştirilmiş bir orandan gelecekte borçlanma, satıldığında ise önceden belirlenmiş bir orandan gelecekte ödünç verilmesi kararlaştırılmış olunur.
Kambiyo alanındaki serbestleşme sonucu işletmeler riski güvenceye almak için para piyasalarında, kendilerini forward işlemleri ile koruyabilirler. İthalatçı, ithalat bedeli olan dövizi bugünden satın alabilir. Aldığı dövizi faiz getiren bir döviz tevdiat hesabında (DTH) akreditif vadesine kadar tutar. Bu sürede faiz kazanır, fakat döviz almak için ödediği TL maliyetini de taşır. İthalatçı, Türk Lirası maliyeti ve döviz faiz kazancını önceden bildiğinden, ithalatın gerçek maliyetini kolayca tahmin edebilir.
İhracatçı ise, vadesi gelen dövizleri bugünden satabilir. Böylece elde ettiği TL’yi vadeye kadar yatırarak gelir elde eder ve bu şekilde ihracat bedelinin getirisini önceden bilmesi mümkündür.
Öte yandan ithalatçı ve ihracatçı açısından bu işlemler kredi limitinin kullanılmasına neden olur. Aynı zamanda kredi faizlerinin, bankaların fon maliyetinin üstünde, mevduat faizlerinin de bankaların fon maliyetinin altında olması nedeniyle bankalara oranla işlemin maliyeti daha yüksektir. Nihayet işletme bilançosundaki büyüme sonucu oranların bozulması şirketin piyasa değerini olumsuz etkiler. Dolayısıyla bu tür işlemleri banka kanalıyla daha ucuza gerçekleştirmek ve bilanço dışı (nazım) hesaplarda göstermek yararlı görülmektedir.
Aynı konuya ihracatçı yönünden bakılırsa, üç ay sonraki beklenen dövize karşılık bir “forward” işlemi yapar. Üç ay sonra alınacak döviz için şimdiki pozisyon “ overbought” demektir. Bunun square hale gelebilmesi için ihracatçının bankası tarafından aşağıdaki işlemler gerçekleştirilir:
i. Banka şimdiden TL karşılığı Dolar satar.
ii. Dolar’ı satmak için üç aylığına Dolar borçlanır.
iii. Bu yolla sağlanan TL üç ay süre ile finansal piyasalarda değerlendirilir.
Satılan Dolar’ın karşılığında edinilen TL’nin getirisi anapara ile birlikte 18.212,5 olur.
% 70 x 35.500 x 90 / 365 = 6.127,3
35.500 + 6.127,3 = 41.627,3
Üç ay süre ile Dolar’a ödenecek faiz ve anapara toplamı ise 1,01 olacaktır.
% 5 x 1 x 90 / 365 = 0,012
1 + 0,012 = 1,012
Böylece Dolar’ın “forward” alış fiyatı:
41.627,3 / 1,012 = 41.133,7 olarak hesaplanır.
Futures İşlemleri
Futures; döviz, hazine bonosu, tahvil, mal veya Euro-dolar gibi değerler belli bir tarihte ve belli bir fiyattan organize piyasalarda alım veya satım sözleşmeleridir.
Sözleşme miktarı standart olup, her döviz cinsi için belirli sözleşme tutarları sözkonusudur. Sözgelimi Alman Markı ve İsviçre Frangı için 125.000 Amerikan, Kanada ve Avusturalya Doları için 100.000 veya Pound için 62.500 gibi. Öte yandan, vade günleri de standarttır.
Örneğin; Mart, Haziran, Eylül ve Aralık olup en uzun vade 2 senedir. Futures işlemleri yapabilmek için doğabilecek zararlar karşılığı belli tutarda para bir marj hesabında tutulur.
Futures piyasası oldukça eskidir; buğday, kakao gibi mallar için vadeli fiyat, uzun süreden beri borsalarda tespit edilmektedir. 1970’lerde vadeli işlemler piyasasında dövizler yer almaktaydı ve bu 1972 yılında International Money Market of Chicago (IMM) döviz pariteleri, future’ların alınıp satıldığı Chicago Borsası açıldı. Chicago Borsası’nda 1975’de IMM’de faizli araçlar futures piyasasında işlem görmeye başladı. 1981’de kontrat miktarları ve şartları standart hale getirildi. Öte yandan 1982’de Londra’da LIFFE, 1986’da Paris’te MATIF borsaları açıldı.
Futures sözleşmesinde marj, aracı firma tarafından futures işlemi süresince meydana gelebilecek kayıpları karşılamak amacıyla belirli tutarda bir parayı depo etmektir. Bir futures sözleşmesinde, minimum marj sözleşmenin yapıldığı borsa tarafından belirlenir ve sözleşmenin yazılı değerinin küçük bir yüzdesidir.
Bir futures pozisyonu açıldığı zaman her iki taraf da (alıcı ve satıcı) aracı finansal kuruluşta, sözleşmede meydana gelecek herhangi bir kaybı karşılamak amacıyla nakit veya menkul kıymet olarak bir depo açmak zorundadırlar. Aracı kurumlar, borsada istenen minimum marjdan daha yüksek bir açılış marjını talep edebilirler. Genelde marj, futures pozisyonunun yazılı değerinin % 1,5 ile % 3’ü civarındadır. Her işlem günü sonunda tüm açık pozisyonlar kapanış fiyatına göre tekrar değerlendirilir.
Müşterinin açık pozisyonu kazanç getirirse fonlar, marj hesabına alacak geçer, kalan tutar başlangıç marjından aşağı düşmediği sürece hesaptan para çekilebilir. Bir kayıp sözkonusu ise, müşterinin marj hesabından düşülür. Başlangıç marjı açılış miktarının % 75 altına düşerse, müşteri ek ödeme yapmak zorundadır.
Futures sözleşmesi ile ilgili olarak aşağıdaki örnek verilebilir: Amerikalı bir ihracatçı 2 ay sonra alacağı 1 milyon Mark ihracat bedelini şimdi sabitleştirmek isterse, 2 ay sonrasına ait bir futures sözleşmesi yapabilir. Bugün parite 0,57 iken 2 ay sonraki futures işlemi için 0,55’den 8 adet kontrat yaparak 550.000 Dolar almak için kendisini garantiye alır. Maliyet hesaplarını 550.000 Dolar üzerinden yapacaktır.
Öte yandan değeri sabitleştirilmiş bono ya da pay senedi portföyünün belli bir borsa endeksi ile fiyatı şimdiden belirlenen gelecekte (vadeli) alım-satım sözleşmeleri düzenlenebilir. Borsa endeksine dayalı futures sözleşmeleri sadece belirli endeksler üzerine yapılır ve sözkonusu endeksin gelecekteki değeri şimdiden belirlenir.
Sözleşmenin vadesi sona erdiğinde spot piyasadaki endeks değeri ile futures kontratı üzerinde anlaşılan endeks değeri arasındaki fark kontratın tarafları olan alıcı veya satıcıya ödenir. Bu tür sözleşmelerde fiziki teslim yapılmaz, işlemler kayıtlarla sürdürülür. Futures kontratlar pay senedi portföyünü sistematik riske karşı koruma ve finansal pazarlarda denge sağlama fonksiyonunu da yerine getirirler.
Swap İşlemleri
Çeşitli para birimleri üzerinden borçlanan işletmeler zamanla belirli para birimlerinden uzaklaşmak isteyebilirler. Bu durumda banka borçlarının faizinin başka para birimi üzerinden ödenmesi istenebilir. Dövizler arasında borç anapara taksitlerinin veya faizlerin değiş tokuşu, swap olarak adlandırılmaktadır. Buna göre bir banka ile sabit faiz oranı üzerinden kredi verilmesi ve sonra bankaya değişken faiz oranı üzerinden ödeme yapılmasına ilişkin anlaşma yapılabilir.
Likitide yönetimi açısından kullanılan swap işlemleri bir “spot” ve bir “forward” işlemin aynı anda yapılması şeklinde gerçekleşir. Spot ve forward işlemler gerçekleştiği anda pozisyonu etkiler. Swap işlemlerinde, spotta alınan forward satıldığı için ya da spotta satılan forward’da alındığı için aynı anda pozisyon bir alış ve bir satış işlemi olur. Bu işlemlerde pozisyon etkilenmez, ancak hesap hareketleri valör günü gerçekleşir.
Swap işlemlerine daha çok bir döviz cinsinden taraflardan birinde likidite fazlası diğerinde ise likidite eksiği olduğu zaman başvurulmaktadır. Swapın dünyada yaygınlaşmasının en önemli nedeni vergidir. Birçok ülkede faiz gelirleri üzerinden vergi ve çeşitli kesintileri yapılır. Bankaların likidite fazlasını plasmanlar şeklinde yönetmeleri de vergiye konu olmaktadır. Swap uygulaması ile bankalar vergi etkisini azaltmaya çalışırlar. Ancak 1.1.1994’ten itibaren bankalar arası işlemlerde stopajın kaldırılması ile bankalar açısından swapın vergi avantajı son bulmuştur. Vergi avantajı büyük ölçüde ortadan kalkan swap işlemleri, işletmeler açısından hâlâ önemini korumaktadır.
Örneğin, bir işletmenin 3 ay süre ile atıl Dolar’ları bulunduğunu ancak bu dönemde TL’na gereksinme duyduğunu kabul edelim. Türk Lirası ihtiyacının karşılanması için Dolarlar’ın bugün için satılması ve bir ay sonra tekrar geri alınması mümkündür. Ancak bu işlem ile işletme kur riskini üstlenmektedir. Zira bu sürede olabilecek muhtemel olumsuz değişmeler, koşulların işletme aleyhine gelişmesine yol açar.
Daha önceden kullanılan örnekteki forward fiyatlardan yararlanarak, firma banka ile bir swap yapar. Dolar’larını bugün TL karşılığı satar (35.500 TL) ve 3 ay vadeli forward alım yapar (41.828,7 TL). Döviz pozisyonunda bir değişiklik olmadığından kur riskinden korunmuş olur ve kredi maliyetinin altında TL türetilmiş olur.
Sermaye piyasalarında artan globalleşme ile birlikte gelişmiş şirketler ve finansal kurumlar fon yönetiminde ulusal pazar sınırlamalarından kaçmak için ihtiyaçlarına uygun çeşitli yöntemler geliştirdiler. Örneğin 1970’lerin başında, yabancı para swapları ve paralel borçlarla bazı yabancı piyasalara arka kapıdan girmeye başladılar. Yurtdışında Dolar bazında olmayan fonlar topladılar ve bunları Dolar’ı olan fakat yabancı paraya ihtiyaç duyan kuruluşlarla, kendi Dolar bazında fon ihtiyaçları için swap gerçekleştirdiler.
Yabancı para swap oluşumunda, belli bir paranın anapara ve faizi, diğer para biriminin anapara ve faiziyle değiştirilmektedir. Bu hem anapara hem de faiz için değiş tokuş riskini ortadan kaldırıyor ve ilerideki kur oynamalarından bağımsız olarak maliyeti sabitleştiriyordu. Bugün, şirketler ve finansal kurumlar yabancı para swap pazarını belli bir para birimi bazındaki aktif ve pasifleri başka bir para birimine çevirmede kullanıyorlar. Onları özendiren faktörler büyük gider tasarrufları, kur riskini azaltmak ve uluslararası sermaye piyasalarına dolaylı yoldan girmektir.
En büyük faiz swap piyasası USD bazındadır. Yabancı para swapından farklı olarak faiz swapı, anapara değiş tokuşu yerine sadece nakit akımlarının değiştirilmesini gerektirir. Önceden kararlaştırılmış bir miktar üzerinden (genelde “hayali” miktar olarak adlandırılır), biri sabit oranı temsil ederken, diğeri değişken oranı temsil eder. Değişken oran ödemeleri her ne kadar vergili veya vergiden muaf başka endeksler olsa da genelde hazine bonosu oranı veya LIBOR üzerinden belirlenir.
Faiz swapı uygulamada genellikle telefonla gerçekleştirilir ve hemen işlemeye başlar. Her iki taraf nakit değiştirilmesini hükme bağlayan yasal kontratı daha sonra imzalar.
Swapları ayarlayan finansal aracılar pazarı oluşturanlar ve/veya komisyoncular, temel rol oynarlar: Pazarı oluşturanlar sayıca az ve genellikle ikinci parti olarak swapa girerler. Komisyoncular swapa girmez; bu nedenle swap, komisyoncu müşterinin istediği işlemi yapacak ikinci tarafı buluncaya kadar gerçekleşmez.
Genel Firma Swapları
Faiz swapını kredi değerliği düşük olan Amerikan firmaları ve yabancı bankalar başlattılar. Şirketler diğer finans alternatiflerinin sunmadığı Dolar bazında daha uygun sabit faiz oranını elde ederken, yabancı bankalar daha kullanışlı Dolar bazında değişken faiz oranlı borç piyasasına girebilmeyi sağladılar. Sözgelimi Amerikan firmasının karşısındaki bir başka şirket, yerli banka, mevduat bankası veya sigorta şirketi olabilir. Bu da swap piyasasının yerli ve yabancı bazda geniş uygulama alanını gösterir.
Swap değişik finansal yapı, faiz oranı, süreyi içerebilir; kişisel aktif veya pasif gereksinmeleri için özel hazırlanabilir. Şirketler genelde faiz swaplarını değişken oranlı bono ve banka kredisini sabit orana çevirmede ya da yüksek faizli sabit oranlı borçlardan kurtulmada kullanmaktadır.
Diğer uygulamalar değişken faiz oranını kapamak, daha ucuz değişken veya sabit faiz oranlı borç toplamak, aktif veya pasifin faiz oranı değişkenliğini kısaltmak veya uzatmak ve hem vergili hem de vergiden muaf sermaye piyasalarında tekrar kullanma riski olmadan değişken oranlı fon sağlamaktır.
Finansal Kurumların Swap İşlemleri
Başta bankalar ve sigorta şirketleri olmak üzere finansal kurumlar faiz swap piyasasının aktif katılımcılarıdır. Ticari bankalar swapları yaygın olarak değişik vadeleri olan aktif ve pasiflerin oluşturduğu bilanço farklılıklarını gidererek faiz riskini dengelemede ve değişken faizli mevduatı sabit oranlı fonlara dönüştürmede kullanırlar.
Bir bankanın 10 yıl vadeli sabit oranlı 10 milyon $, altı ayda bir % 15 getirili ve değişken faizli mevduatla fonlanmış aktifi olduğunu varsayalım. Kredinin getirisi sabit ve karşılığındaki pasifin faizi haftalık ayarlandığı için banka pasifin maliyetinin aktifin getirisini aşmakla birlikte negatif spread riski ile karşı karşıyadır. Bunu ortadan kaldırmak için banka swap yapar:
Bankanın Nakit Akışı
Mevduat Maliyeti - 3 aylık hazine bonosu
Swap Geliri + 3 aylık hazine bonosu
Swap Gideri % -13,60
Net Fonlama Maliyeti (altı aylık %) 13,60
Swap sayesinde banka 10 yıl boyunca % 13,60 maliyetli bir fona sahip olur ve böylece kredinin vadesiyle borcun vadesini eşleştirmiş olur. Buna ek olarak % 1,40’lık pozitif spread’i faiz değişikliklerine bakılmaksızın 10 yıl boyunca garantiye alır.
Faiz swapı aynı şekilde ev kredisi gibi değişken faizli aktiflerle vadeli mevduat gibi sabit maliyetli pasifler arasındaki farkı kapatmak için de kullanılabilir.
Sigorta şirketleri swapları, sabit getirili aktiflerden değişken gelir sağlamak veya bunun tersi gibi başka türlü elde edemeyecekleri aktif yapısı oluşturmak için kullanırlar. Ya da garantili yatırım kontratları ve tek primli anüiteler gibi iki sabit oranlı pasif arasında veya flotan getirili senetler ve değişken oranlı tahviller gibi iki değişken oranlı aktif arasında iyi bir kâr marjına kilitlenmek için swap yapabilirler. Sigorta şirketlerinin swap kullanma nedenleri, daha ucuz sabit veya değişken oranlı fon bulmak, aktif veya pasifin faiz ayarlama vadesini uzatmak veya kısaltmak, aktifler ve pasifler arasındaki vade uyuşmazlıklarını ortadan kaldırmaktır.
Bir sigorta şirketinin 7 yıl vadeli AA ratingli sabit getirili bir menkul kıymete 50 milyon $ yatırım yapmak istediğini ve pazarda 7 yıl vadeli sabit getirili en yüksek oranlı kağıdın getirisinin altı ayda bir faiz ödemeli % 13,90 ile 7 yıl vadeli hazine bonosundan % 0,5 fazla olduğunu varsayalım. Faiz swabı sayesinde sigorta şirketi altı ayda bir ödemeli değişken faizli AA ratingli kağıdı üzerinden 7 yıl vadeyle % 14,18’lik getiriye kendini kilitlemiştir. % 14,18 yıllık hazine bonosuyla karşılaştırıldığında % 0,78’lik spread’e karşılık gelir ve bu da firmanın diğer yatırım alternatiflerine göre % 0,28 fazla getiriyi ifade eder.
Sigorta Şirketinin Nakit Akışı
Aktif Getirisi + 3 aylık LIBOR + % 0,125
Swap Gideri - 3 aylık LIBOR
Swap Geliri + % 14,05
Net Aktif Getirisi (altı ayda bir) %14,18
Yatırım Alternatifinin Getirisi %13,90
Fark % 0,28
Öte yandan değişkenden değişkene swap uygulamaları da Batı finans pazarlarında önem kazanmıştır. Bu sayede firmalar bilançolarındaki temel riski daha iyi yönetebilir ya da belli bir endeks bazındaki aktif veya pasiflerini daha cazip bir endekse dönüştürebilirler. Bu tür faiz swaplarında her iki taraf farklı bir endeks bazında belirlenmiş değişken faiz ödemektedir.

