İktisat Politikası Değişirken…

İktisat politikası değişikliği, Anayasal Faşizm ve diğer “Sol”

 

Merkez Bankası yapması gerekeni yaptı.  Enflasyon hedefini revize etti. Şimdi burada tartışılması gereken-bence- Merkez Bankası’nın bir önceki hedefi ya da para politikası değil. Zaten ortada derinliği olan, şimdiki küresel şokları karşılayacak bir para politikası demeti olduğunu kimse söyleyemez.  Burada tartışılması gereken AKP iktidarının 1. ve 2. dönemi arasındaki iktisat politikası farkı bence. Bu fark aynı zamanda iki dönem arasındaki siyasi farka da tekabül ediyor. Tabii iki dönem arasında bir diğer önemli farkta küresel dalgalanmanın şiddeti ve petrol- emtia fiyatlarındaki sıçrama.

Birinci AKP iktidarının programı üç temel belgeye dayanmaktaydı. Bunlar 16 Kasım 2002 Acil Eylem Planı, 58. ve 59. hükümet programlarıdır.

Acil eylem planında, doğrudan yabancı yatırımların özendirileceği, özelleştirmelerin kurumsallaştırılarak hızlandırılacağı, verimliğin öne çıkarılacağı, kamu mali yönetiminin yeniden tesis edileceği vurgulanmaktaydı. Birinci AKP iktidarı, acil eylem planında söz edilen bu uygulamaları “başarıyla” gerçekleştirdi. 58. ve 59. hükümet programları ise aşağıdaki temel yapılanmayı hedeflemekteydi:


 Banka sisteminin yeniden yapılanması,
 İşgücü piyasalarının esnekleşmesi,
 Vergi sisteminin dolaylı vergiler ağırlıklı olarak oluşturulması,
 IMF ve Avrupa Birliği çapalarının takip edilmesi,
 Bütçede faiz dışı fazlanın kurumsallaştırılması.

Öte yandan IMF ile imzalanan stand-by anlaşmalarında para ve döviz kuru politikaları tam anlamıyla Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı çerçevesinde belirlenmişti. Merkez Bankası’nın para, kur ve faiz politikaları Hazine’nin kısa vadeli yüksek faizden borçlanmasını sağlayacak şekilde desteklendi. Merkez Bankası, diğer merkez bankaları gibi, (örneğin FED) fiyat istikrarı yanında istihdam ve diğer makro dengeleri gözetecek politika araçlarını geliştirmedi.  Enflasyon hedeflemesi çerçevesinde yüksek faizle fiyat istikrarını sağlamaya çalıştı.

Aslında enflasyon hedeflemesi hükümetin maliye politikası hattını açıklayan en önemli unsurlardan birisiydi.

Merkez Bankası, hedeflerin belirlenmesi için iki önemli dayanak tespit etmiştir. Bunlardan birincisi hükümetin yürüteceği Kamu Mali Disiplini, ikincisi ise IMF şartlılığıdır.-Şimdi ikisi de yok- IMF şartlılığı Merkez Bankası için olmazsa olmaz bir koşuldur. Burada Merkez Bankası Net Uluslararası Rezervler kalemini performans kriteri olarak almakta, ancak Net İç Varlıklar kalemi yerini “Enflasyon Hedeflemesi” kriterine bırakmaktadır. Bu hedefleme kıtasal bir para politikası hattıdır. Örneğin Avrupa Merkez Bankası (ECB) de Avro bölgesi için bizdeki TÜFE dayanaklı- Hormanized Index for Consumer Prices- (HICP) bir referans almıştır. Burada ECB yıllık bazda yüzde ikinin altında bir fiyat istikrarı hedefi önermiştir.

Şimdi bugüne bakalım: Bütün bu iktisat politikası hattı, yoksullaştırıcı neoliberal politik hattın Türkiye versiyonu olarak AKP tarafından gündeme getirilmişti. Ama kendi içinde tutarlılığı olan bir yoldu bu. Şimdi bu yok. Merkez Bankası’nın revizyonu bu matrisin çöktüğünün itirafıdır. Evet, 1. AKP ve 2. AKP iktidarı arasında bu anlamda iktisat politikası olarak fark olduğu gibi bu fark, yukarıda belirttiğimiz gibi, siyasi gelişmelere de ve değişimlere de tekabül ediyor.

AKP dünyadan kopuyor. Faiz dışı fazladan sonra (Maliye Politikası) Enflasyon hedefinin revize edilmesi (Para Politikası) Hükümetin IMF ve AB çıpalarını boşaltması demektir.  Enflasyon yalnız dış şoklardan değil, bundan dolayı da artacak. Yani Anayasal Faşizm taraftarlarının iktisat politikası IMF cileri aratacak.

 AKP artık iktidar değil! Bunu anlayalım!

 Anayasa Mahkemesi kararı bu durumu AKP’ye hatırlattı sadece. Türkiye, yukarıda anlattığımız gibi önce iktisat politikalarında AB ve IMF çerçevesini terk etti. Bu durum aslında militarist ve bürokratik oligarşi ile birlikte hareket eden yayılmacı burjuvazinin de tercihidir. Bu grupta AKP’nin gitmesini istemektedir.

Şimdi bu durum karşısında bir kısım sol’da “ iyi ya işte IMF’den, AB’den ve dinci AKP’den kurtuluyoruz, daha ne istenir” diye düşünüyor.

Faşizmin sıradanlaşması ve sürekli bir olgu olması böyle bir şey işte. Dünyaya ve kendi halkına savaş ilan etmek için ilkönce ulusal sınırlara dikenli telleri çekip, dünyadan kendini yalıtmak gerekir. Sonra da aynı anda hem kendi halkına hem de dünyada kendinden güçsüze saldırır faşizm. Ama bu arada şaşkın solu da kendi yanına “vatansavunması” kandırmacası ile çeker. Birinci Savaş öncesi Alman Sosyal Demokratları bu durumda değiller miydi? Onların 1. Savaş da ki bu yönelimi 2. Savaş öncesi faşizmin güçlenmesi nedenlerinden biridir.

FAŞİZM BULUTU, GAP, CHP VE DİĞER SOL

IMF gibi kurumların zaten küreselleşmenin şu evresinde işleri bitmişti. Ama devlet kaynaklı faşizmin işi daha bitmedi; hele Türkiye’de. Mesela şu sıralar AKP’ye GAP projesini tamamlattırma işinin ihale edilmesi bütün bu gelişmelerden ayrı bir durum değil.

 Çünkü GAP projesi Anayasal Faşizm taraftarı oligarşinin kendi doğusuna yayılma ve sıçrama tahtasıdır.  

GAP Türkiye’nin en çok tartıştığı, uzunca bir süre daha tartışacağı önemli bir proje. AKP iktidarının da en iddialı çıkışı GAP’ta oldu. Ancak burada sorulması gereken soru AKP’nin can derdindeyken bu kadar kapsamlı bir adımı hangi saiklarla attığı?

 Bugün Hükümetin bu adımını Genelkurmay’ın Kürt sorununu halletme (!) kararlılığından ayrı değerlendiremeyiz. Hatta AKP’nin devletin bu “kararlılığı” çerçevesinde GAP’ı tamamlama kararı aldığı bile söylenebilir.

 Böyle olunca Demirel’in “GAP’ı gaptırmam” deyişini Baykal teslim aldı. CHP’nin Güneydoğu turu “ bu işleri devlet yapıyor zaten biz de devletiz” edasından başka yerel seçimlerde, bölgede AKP’ye gerek yok; bizde varızı anlatma gayretkeşliği değilse nedir? Baykal, bölgede GAP’ın tamamlanması gerektiğini söylemiştir; herhalde bu konuda AKP’ye destek verecek. Baykal’ın bölgede söyledikleri ucuz bir rol çalma sadece.

 Neo-faşist- devletçi bir partinin bu “ sol” olma cesareti belli ki, Anayasa Mahkemesi’nin 12 Eylül’ü sağlamlaştırma kararına bile karşı çıkamayan,“özgürlükçüsünden” ulusalcısına kadar diğer solun zavallılığından kaynaklanıyor.

Baykal,  “12 Eylül’de arkadaşlarını ele verenler ve bugün 12 Eylül hukukuna ve onun vesayetine karşı çıkmayanlar bu halka kendilerini solcu diye yutturdu ben niye yutturamayım” diye düşünüyor olmalı. Aslında artık CHP’yi ve giderek ona benzeyen “diğer” solu bu ülkenin unutması ve yeni bir sol anlayışı ortaya çıkarması gerekiyor.

 


“İktisat Politikası Değişirken…” için 1 Yorum Var

  • 1 M.Talha Uzuner Says:

    Tek kelime ile mükemmel bilimsel bir saptama.Doktoralı bir iktidatçı olarak,bu yazı için imrendiğimi belirtmek isterim. Saygılar

Yorum Yaz