’68 Tartışması ve Politika Yapabilmek Üzerine…

Posted by ertemcemil132 | Posted in Türkiye Yazıları | Posted on 04-06-2008

0

68 budur; enternasyonal ve direnişçi...’68 Tartışması Berber Muabbeti Düzeyinde! Yazık Oluyor!  

Yararlı ve yapıcı tartışmalar iyidir. Bunların ister istemez bir akademik düzeyi de olur. Yani bu konuda dünya ne demiş, nasıl bir yöntemle sorunu ele almış ve sorunu çözerken bunu nasıl tanımlayıp çerçevesini (modelini) nasıl oluşturmuş bunlara bakarsınız. Yaptığınız analizde bir yöntem olur ve meseleyi neden-sonuç ilişkisi diyalekti içersinde incelersiniz. Böyle olunca işin işine tarih de girer. Zamanın yolculuğu ve diyalektiği yalnız sosyal bilimlerde değil, fen bilimlerinde de çoğu zaman gerekir. Yani modelinizde tarihin dinamiğine ve diyalektiğine  yer vermezseniz ispatlamaya çalıştığınız hipotez ispatlansa bile buzu çözülünce elinizde kalan ve işe yaramayan bir pelteye dönüşür. Şimdi şu sıralar Türkiye siyasetinde yer alan tartışmalar berber koltuğunda olduğu gibi “bu iş çabucak bitsin de kurtulalım” gevezeliği düzeyinde yapılıyor. Böyle olunca yapılan tartışmalar yalnızca kirlilik yaratıyor. Kimsenin bir yöntemi, modeli dolayısıyla hipotezine uygun değişkenleri yok. Dolayısıyla analiz olmadığı gibi çözüm-sentez de olmuyor. Tarih olgusu onun diyalektiği atlanıyor. Şu 68 tartışması bu kadar aptalca olmak zorunda mı Allah aşkına? Sonunda söylettiniz işte bunu da!

 

 ALPER GÖRMÜŞ’ÜN 1 Mayıs tezi ve politik olabilmek…

Bu vesileyle madem söz tartışmadan açıldı. Bu konuda, gerçekten içimde kalan- gazetede (Taraf) yer darlığı nedeniyle- bir meseleye değinmek istiyorum. 

Alper Görmüş’ün 1 Mayıs tartışması. Alper, yukarıdaki bahsettiğim berber muhabbeti düzeyinde kesinlikle olmayan, çok sağlam kanıtlar üzerinden bir tartışma başlattı.

1 Mayıs’ta polisin önce DİSK’e (sabahın köründe) sonra da o gün 1 Mayıs için sokakta olan herkese alışıldık “Türk polisi” şiddeti uygulamasını, AKP’nin, devletin bu işlere teşne olan kanadı ile anlaşmasına bağlayanlara bunun böyle olmadığını, bu süreçte AKP’nin ve darbeci kanadın pozisyonlarında bir değişiklik olmasının söz konusu olamayacağını anlattı.

 Alper’e göre,  1 Mayıs öncesi özellikle Türk-İş’in Taksim ısrarı garip ve görülmemiş bir durumdu. Zaten DİSK yönetiminin de yaşadığımız dönemi okuması ve politik duruşu biliniyor. Üstelik Alper Görmüş, bütün bu Sarıkız, Ayışığı gibi darbe girişimlerinde ve ondan öncesinde, yani 28 Şubat sürecinde, sendikaların-hiç istisnasız en solundan en sağına kadar- nasıl tavır aldığını anlattı. Ve bütün e-muhtıra, 14 Nisan ve y-muhtıra silsilesinde bu sendikaların bu tezgâhın dolaylı ittifakı ve yedek gücü olduğunu vurgulayarak, 1 Mayıs’ta olanların bu süreçten ayrı değerlendirilmeyeceğini söylemeye çalıştı. Ben bunu anladım.

Yani 1 Mayıs’ta tersinden prokovatif bir durum var Alper’e göre. Açıkça bunu söyledi. Hatta Ahmet Çakmak benzer bir şey söylemeye çalıştığı için özür dilemiş; “bende bunu diyorum ama özür de dilemiyorum” dedi.

Ama tabii Alper hoş olmayan bir şey de yaptı. Kendisinin söylediğinin tam tersini söyleyenlerin söylediklerinin arkasında durmadığını söyledi. Çünkü gelişmeler onun tezini doğruluyormuş. (Aslında bu mişli, muşlu cümlelerle polemik hoş değildir; ama Alper bunu yaptı ve beni üzdü. Sadece son cümleyi bu üzüntümü anlatmak için “miş” li bitirdim)

Ben aslında ve yalnızca, 1 Mayıs olaylarının bir simge olduğunu ve Türkiye’nin bir  “ ara döneme” girdiğinin en önemli işareti sayılması gerektiğini belirttim. Ve bu konuda arka arkaya 2 yazı yazdım. Bunlar Taraf arşivinde var.

( Bu arada sendikaların bütün bu darbe sürecinde ve hikayelerinde bunları tezgahlayanların işine yarayacak bir duruş sergilediği tespitine katılıyorum. Zaten bu çok ortada, bunu yaşadık. Ayrıca ben Alper’den, bu konuda daha ileri giderek,farklı bir şey daha söylüyorum: Bu süreçte ve bundan sonrasında bütün meslek örgütleri ve siyasi partiler -ÖDP dahil- devletin yanında yer alacaklardır. Bu işin doğası böyledir.  Mesela ÖDP hala il örgütlerinde ” AKP’ye karşı alternatif politik hat” diye paneller düzenliyor. ÖDP MYK’sı şunu anlamıyor: Bütün bu olan biten devlet kaynaklıdır. Ve artık bir AKP iktidarı içinde değiliz. Neoliberal iktisat politikalarından, miting yasaklarına kadar her şey bir 12 Eylül faşizmi devamı olarak önümüzdedir.

 Meslek örgütleri ise özünde korporatist kurumlardır ve doğrudan sistemin parçasıdırlar. )

Şimdi bu durumda bugün sol politik hattın belirleyicisi olması beklenen ÖDP gibi bir yapı politika bile yapamıyor. Genel Başkanlarının ne dediğini ona oy verenler bile anlamıyor. Oysa SDP’nin yaptığı açıklama onun ÖDP’den daha politik olduğunu ortaya koyuyor.  

 Tekrar ediyorum; Türkiye bir ara döneme girdi ve AKP iktidarı diye bir şey yok artık. Bunu ısrarla görmemek ancak “Cumhuriyet Çalışma Grubu” gibi cunta tezgahçısı yapıların manipülasyonu ile olur.

Ben çok somut olarak hükümetin ekonomi ve maliye politikası sapmalarından ve son ekonomik gelişmelerden-verilerden hareketle bu tezi ortaya attım.

 Bende Alper’in dediğinin tam aksine, gelişmelerin onu değil beni haklı çıkardığını söyleyeceğim. Bu gelişmeleri ise hemen hemen Taraf’daki her yazımda belirtiyorum. Mesela 6 Haziran 2008 tarihli Taraf yazısı da, dikkatli okunursa, bu konuda çok önemli kanıtlar,tezler ortaya atıyor.  Şu Merkez Bankası’nın enflasyon hedefi revizyonu bile aslında bir hükümet politikası değişikliğidir ve Hükümetin faiz dışı fazladan bütçe denkliği  performansına geçme operasyonunun devamıdır.  Dikkatli bir iktisat okuyucusu bunları rahatlıkla ortaya çıkarabilir. 1. AKP iktidarı ile 2. AKP iktidarı arasında dağlar kadar fark vardır. Bu fark, ” Ara Dönemi” anlatan farktır.

GAP atılımı bir ara dönem politikasıdır. Ve Genelkurmayın AKP’ye dayattığı bir açılımdır. CHP’de bu açılımı desteklemektedir. Baykal,” biz bunu destekliyoruz yeter ki AKP bunu tamamlasın demiştir”. Ben GAP’la hiçbir sorunun çözülmeyeceğini defalarca anlattım. Bu sayfalarda da var. GAP, Kürt sorununun kendisidir.

Şimdi olanların AKP’nin dış dünyaya dayalı 1. dönemi ile alakası yoktur.  Şimdi tekrar ediyorum ve arkasında duruyorum: AKP devletle(1) anlaştı; Türkiye bir ara dönem içinde. Bu dönemin nasıl sonlanacağı konusunda da bir tezim var ama onu sonra yazacağım. AKP’nin kapatılması ya da kapatılmaması artık yalnız teferruat ve tarafların “ karşılıklı” belirlediği stratejinin bir taktik evresi olacaktır sadece.                       

 


[1] Yani burada bir kafa karışıklığı olmasın devletin militarist ve bürokratik ağırlığını hatta çekirdeğini kastediyorum.

 

Write a comment