SOLUN İKTİSADI VE PİYASA İÇİN ÜÇ KISA NOT..
Posted by ertemcemil132 | Posted in Alternatif İktisat, Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 27-06-2008
0
Müptezel Anlayış ve Kurumlara Karşı “Ne Yapmalı”?
Güven Sak’ın küreselleşme döneminde büyüme, kalkınma ve yeni bir sol yazılarına verdiğim yanıta Nabi Yağcı’da katılmıştı. Taraf ve Referans’ta bu tartışmalara devam etmeyi kararlaştırmıştık. Bu çerçevede Sayın Güven Sak’ın Referans’ta yayınlanan son yazısı çok ilginçti.
Sak yazısını şöyle bitiriyor: “ Küreselleşme sürecinin getirdiği fırsatları anlayan, piyasa mekanizmasının önemini kavramış bir sol partiye ihtiyaç vardır.” Bu Türkiye’deki sola önerilecek en son şey olabilir. Türkiye’de sol, piyasa dendiğinde bütün savunma mekanizmalarını (tırnaklarını) çıkarır. Ama Sayın Sak’ın cesareti bununla da bitmiyor, sorarak devam ediyor: (…) Türkiye özelinde meseleye bakıldığında AKP acaba sol mudur? Aman dikkat Sayın Sak; buna benzer şeyleri en son İdris Hocamız otuz küsur yıl önce söyledi ve herkes selamı sabahı kesti. Aman dikkat! Türkiye’de solun ezberleri var ve onlara bugün solcuyum diye geçinen “Japon askerleri” dokundurtmaz. Yani Güven Sak “piyasa” derken ne demek istedi bir durup düşünelim demezler. Şimdi ben Sayın Sak’ı bu cesareti için kutluyorum ve şu piyasa ve sol “düzenleme” meselelerine devam etmek istiyorum:
Şimdi kapitalizmin çok farklı bir evresinde, mini kriz dalgalarının içinde seyahat ediyoruz. Her dalgalanma aslında kapitalist ekonomi için bir yenilenme fırsatı da oluyor. Günün koşullarına ve sermaye birikim biçimine göre devreye giren yeni araçlar ve düzenleme enstrümanları hâkim iktisat teorisinin yıldızları olarak boy gösteriyorlar.
Klasik iktisat, Keynes iktisadı, Neo-klasik iktisat bu yenilenmenin, öz olarak aynı, ama farklı veçheleri olarak “resmi iktisadı” oluşturdular. Marksist iktisatçılar, Marks’la başlayan gelenekte hem klasik iktisadı hem de neo-klasik iktisadı eleştirel anlamda altüst ettiler ama devletçi düzenlemeyi merkeze oturtan Keynes iktisadına aynı kökten eleştiriyi getiremediler. Hatta sol geleneğin alternatif olarak kavruk kalmasında Keynes İktisadının payı büyüktür. Arif Dirlik, Marksizm’in politik olarak geride kalmasını, kapitalizmin dinamiği olan kalkınma fikrini sorgulayacağına, eşitlikçi ve verimli bir kalkınma önenerek ona eklemlenmesine bağlar. Gerçekten de kalkınma iktisadı, bir yeni kolonyalizm olarak moderniteyi ve kalkınmacılığı Marksist iktisatçılara da yutturmuştur.
Mesela şimdilerde, 1855 Fransa’sında ki Proudhoncu iktisatçılar gibi Merkez Bankası’nın daha ulusal bir program dâhilinde hareket etmesini, çare olarak anlatan solcularda “kalkınma iktisadının” son çaresiz temsilcileridir. Polanyi hariç sol taraftaki iktisatçılar bütünsel bir piyasa analizi yapamamışlardır. Bugün emperyalizme (kapitalizme değil) karşı mücadeleyi öneren tüm sol iddiasındaki devletçi yaklaşımların alternatif için çıkış noktası merkezi bir otoriteyi öne çıkaran planlamacı – kalkınmacı “eski” anlayışa dayanır. Bu anlayış “tek ülkede çıkışı” önüne koyar.
“Tek ülke” teorileri aynı anda savaş teorileridir.
O halde sol bir alternatif için temel öncüllerimiz ne olmalıdır. Ben aşağıdaki çıkarımlardan başlanılmasını öneriyorum:
1) Neoliberal açılımın alternatifi planlama değildir. Planlama, özü itibariyle ve nihai olarak, çoğunluğa rağmen ve onun çıkarlarına aykırı bir piyasa biçimidir.
2) Piyasa öyle kaldırıyorum deyince kaldırılmaz. İktidarı ele geçirirsiniz ama piyasayı ele geçiremezsiniz. Eğer bunu yapmaya çalışırsanız, bir müddet sonra, o sizin iktidarınızı ele geçirir. Nasıl her demokrasi özünde bir diktatörlükse, her merkezi müdahale de özünde o müdahaleyi yapanların piyasasını oluşturmuştur. Örneğin parti bürokrasisi diktatörlüğü-bürokrasinin demokrasisi ve piyasası, Kemalist seçkinlerin diktatörlüğü, tek parti demokrasisi ve devlet burjuvazisi piyasası falan. Yani kaynaklar erki elinde bulunduranların istediği şekilde dağılır. Bu da bir piyasa biçimidir ve hayli çarpık bir piyasa biçimidir. Kamusal ve adil bir piyasa mekanizması yegâne sol çözümdür. [1]
3) Bunlar artık ulusal zeminlere ve coğrafyalara sıkışacak sorunlar ve çözümler değildir. Kıtasal, giderek küresel çözümlerdir. Öyle ulusal sınırlara sıkışmış partilerin işleri değildir bu işler artık. Siyasetin ve onun demokratik açılımlarının, kıtasal-yeni ve daha derin bir demokrasi temelinde geliştirilmesini gerekir.
[1] Kamusal Piyasa Ekonomisi bkz; Kamusal Temel Mallar Ekonomisi; Cemil Ertem-2006

