KAPİTALİZMİN KİTABI YENİDEN YAZILIRKEN
İlkel sermaye birikimi, başta İngiltere’de olmak üzere emeklerinden başka satacak hiçbir şeyi olmayan milyonlarca insanın, ellerinde üretim araçlarını ve devletin gücünü bulunduranlar tarafından sömürüsüyle sağlanmıştır. Marx, sermayenin kan, ter ve kirden oluştuğunu yazar. 18. ve 19. yüzyılda sanayileşmenin ve dolayısıyla zenginleşmenin tek yolu insan emeğini acımasızca sömürmek olmuştur. Marx kapitalizmin kitabını yazarken bu sömürüyü formüle etmekle kalmamış, sistemin dinamiklerini ve temel yasalarını da ortaya koymuştur. Acımasız sömürü ile kapitalizmin iştahı ve rekabet yüzyıl boyunca atbaşı gitti. Şimdi ise Marx’ın kitabındaki çıkış noktaları ve temel dinamiklerin tahlili hâlâ geçerli ancak sermaye birikiminin ve buna bağlı krizlerin dinamikleri çok farklı.
Devlet olgusu ve devletin ekonomiye müdahalesi bütün bu tarih boyunca hep var oldu. Devlet hem bir zor aracı hem de geliri yeniden dağıtan ve piyasaları düzenleyen –ekonomik ve siyasi- bir kurum olarak var oldu. Bugün Amerika’nın krize müdahalesi ve petrol başta emtia fiyatlarının uzunca bir süredir art(tırıl)ması belki de, kapitalizmin tarihindeki en büyük müdahale süreçlerinden biri olarak anılacak. Keynes; fiyatları artırmanın, tüm dünyada borçlanmayı ve borç çevrimini artırmaktan geçtiğini, bunun fiyatları artırıp gelir dağılımını yeniden düzenlemenin en etkin yolu olduğunu söylemişti. Uzunca bir süredir artan emtia fiyatlarının arkasında işte Keynes’in sözünü ettiği bu “kural” var.
Başta Amerikan ekonomisi olmak üzere gelişmekte olan ekonomiler de son 30 yıldır çılgınca borçlanıyor. Peki, bu borçlanmanın kaynağını nerede aramak gerekiyor. Birincisi, “gelişmekte olan ülkelerde” özellikle Çin ve diğer Asya ülkelerinde emek verimliliğine eşlik eden teknoloji sıçraması yeni sermaye birikiminin en önemli dinamiğidir. Bu ülkeler yarattıkları teknolojiye dayalı katma değeri ABD kaynaklı tasarruflara dönüştürdüler. Örneğin, G. Kore’de 1995’lerde yüzde 10’larda olan toplam katma değerde ileri teknoloji ürünleri payı 2005’te yüzde 40 düzeyinin üstüne çıktı. Ama Amerika’da da ilginç bir gelişme oldu; 2005’te ileri teknoloji gurubuna giren malların toplam imalat sektörü katma değeri içindeki payı yüzde 54’e sıçradı. Bu bize birikmiş beşeri sermaye sıçramasını da anlatır.
Yani değer, 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın bir bölümünde olduğu gibi, ağırlıklı olarak, kol emeğine dayalı mutlak artı değerle yaratılmıyor.
Çok daha yoğun, niteliksel ve sıçrayarak biriken bir kafa emeği ve buna dayalı teknoloji var karşımızda. Bu durum, muazzam, var olan koşullarda harcanamaz, mas edilemez bir sermaye yaratıyor. Bu sermaye, kaydî para ve yeni finans sistemiyle geleceği satarak katlanıyor ve borç kara delikleri yaratarak dibi görünmeyen bir kriz kuyusu olarak karşımıza çıkıyor.
Özetle, biriken bu sermayeyi kapitalizmin içine çekip harcayamadığı ve krize dönüştürdüğü bir durum var karşımızda. Bu duruma, yalnızca devletler müdahale ediyor ve onlar da Keynes’in dediği gibi büyük bir borç çevrimi yaratarak hem krizi öteleyip hem de derinleştiriyor.
Körfez ülkelerinin ve Rusya’nın son yıllarda fahiş petrol fiyatları kaynaklı fonları trilyonlarca dolar. Güneydoğu Asya’da ise Çin ve Singapur’un üç trilyon doları aşan “Devlet Yatırım Fonları” yenidünya düzenini bekliyor. Bu olağanüstü büyüklükteki “likit” sermaye çok farklı finansal araçlarda âtıl duruyor.
Bugün yaşadığımız krizin köklerini burada aramak gerekir. Ama bu aynı zamanda yıllardır süren bir soygunun sonucu olduğu kadar kapitalizmin değişen yüzünü de anlatıyor.
Yeni teknolojilerin hızlı yayılımı, bu teknolojilerin ağ kurma iradesi ve etkileşimi, esnekliğin temel olduğu ve yatırım üretim planlamasını bilgisayar ağlarına bağlı yapan oluşumların ortaya çıkması, bunlara bağlı üretim zincirini oluşturması, değişen bu paradigmanın başlıca ayakları.
Şimdi bu yeni durumu politik sonuçlarıyla değerlendirmek gerekir. Örneğin dibini kimsenin bilmediği ama trilyonlarca dolar olduğu söylenen Körfez fonlarının son durağı neresi olacak? Diğer dibi görünmeyen devlet fonları önümüzdeki yıllarda dünya ekonomisinde nasıl bir değişikliğe yol açacak? Hem ekonomik hem de politik olarak yeni bir dönem bu.
Bu yazı için Halil Berktay’a not: Sevgili Hocam, yazı ” İlkel Birikim” diye başlamıyor; “İlkel Sermaye Birikimi” diye başlıyor. “Sermaye” (Kapital yani) kapitalizm öncesinde olmaz!
Eğer yazıyı beğendiyseniz ya da ekleyecekleriniz varsa, lütfen yorumunuz yazın veya RSS aboneliği ile yeni yazılardan anında haberdar olun.













Yorumlar
Henüz Yorum Yok.
Yorum Yazın