TARİHSEL ZOR(LAMA)
Bütün bu olanlardan sonra şu “piyasa” denen “şeyin” nasıl işlediği ya da nasıl işleyemediği ve birilerinin de bütün bir 20. yüzyıl boyunca olan bitene piyasa adını verip bizi işlettiği de anlaşılıyor. Şimdi de yeni bir Bretton-Woods ihtiyacı ortaya atıldı. Evet, işte buna gerçekten ihtiyaç var. Zaten Keynes’in bıraktığı yere geldik gibi. Bretton-Woods’ta çarpışan iki plan vardı. Birincisi Keynes’in küresel bir para sistemi ve küresel merkez bankasını içeren ulus-devlet ekonomilerinden küresel ekonomiye geçişi tedrici olarak yapmayı amaçlayan planı; ikincisi ise Amerikan görüşlerinin toplandığı ve zaman içersinde doları küresel para yerine geçirmeyi amaçlayan White planı. Sonuçta çok ufak değişikliklerle White planı kabul edildi ve savaş sonrası Amerika’nın hegemonyasının ilk adımı atıldı. Bu anlamda Keynes’in devletçiliği bizim ulusalcıların sandığı gibi ideolojik değil, sadece konjonktüreldir. Keynes’in nihai amacı aslında küresel piyasa mekanizmasını ve para sistemini sorunsuz çalıştırmaktı.
Yukarıdaki resim Kardemir’in açılışı… Kontrol Sanayine çaresiz bir uyum çabası..
Piyasa ekonomisinin üç temel şartı vardır. Birincisi, malların ve hizmetlerin yararları özeldir. İkincisi, tüketicilerin satın aldıkları mal ve hizmetlerin tüm faydaları kendileri içindir. Üçüncüsü ise, firmalar yalnızca fiyatını ödeyene mal verirler. Yani parayı veren düdüğü çalar. Bu üç şarta tam rekabeti ve kapasite genişlemesine bağlı artan verimliliği de ekleyin; işte size mükemmel kapitalizm. Tabii böylesi hiç olmadı ve olmayacak ama bu mükemmel modeli biraz zorlarsak bir başka zaaf daha ortaya çıkar. Bu da, modelde kamusal mal ve hizmetlere hiçbir zaman yer olmayacağı ya da bunlar “rasyonel” olmayacağı için moda deyimle sistemin sürdürülebilirliği riskinin giderek artmasıdır. İşte burada kapitalist devlet bir oyun bozucu ama sistemin kurtarıcısı olarak modele dâhil olur. Burada geleneksel iktisat “Kamu Ekonomisi”ni icat etmiştir.
Amerikalı iktisatçı Bowen (1943) Kamu Ekonomisi’nin dengesini, genel oy hakkını da bir değişken alarak kurdu. Bowen’a göre rasyonel bireyler kamu hizmeti alırlar ama karşılığında hükümetlere oy ve vergi öderler. Hükümetler de aldıkları oy ve vergi oranında kamu hizmeti verirler ki burada Kamu Ekonomisi dengesi kurulur. Daha sonra bunu, genel denge modeli haline, Samuelson (1954) dönüştürdü.
Kapitalizm bu genel denge modelini neredeyse seksenli yılların ortalarına kadar kullandı. Keynes dengesi de devleti ekonominin merkezi yapınca kapitalist devletin ve kamu ekonomisinin önemi arttı. Ama burada hegemonik devletin (ABD) siyasi gücü ve sürekli iradesi –bekçiliği- her an gerekliydi. Reagan iktidarı bu dengenin çözülmesinin ilk adımıdır; ama neoliberalizm emperyalist devlete dayanmak zorunda olduğundan yeni sömürgeci dengeyi tam anlamıyla çözemedi. Bu süreçte –Clinton yönetiminin bir dönemi hariç- eski kontrol sanayilerinin iktidarı ve güçlü dolar politikası hep devam etti. Ve ulus-devletlerin ekonomisi sürece damgasını vurdu. İşte krizin temel nedeni bu tarihsel zorlamadır.
Bretton-Woods, Amerikan ulus-devletinin hegemonyasını oluşturacak ekonomik ve siyasi kurumları ortaya çıkarmanın ilk adımlarındandır. Ve karşılıksız ama güçlü dolara, militarist bir ekonomiye ve bu ekonominin denetim mekanizmalarına-kurumlarına dayanır. Bu yapı piyasa karşıtı, emperyalist ve devletçidir. Kontrol sanayii olarak silah, demir-çelik ve petro-kimyayı öne çıkartır. Kennedy iktidarı, ikinci savaş sonrası gelişen silikon vadisi ekonomisinin temsilcisiydi. Ama hem soğuk savaşın dinamikleri gereği hem de eski kontrol sanayilerinin iktidarı için öldürüldü. Şimdi Fidel Castro Obama’nın da öldürüleceğini söyledi geçen gün. Bence yanılıyor; bu sefer kazara seçimi McCain kazanacak olursa böyle bir şey onun başına gelebilir. Ne yazık ki Fidel’de altmışların sonunda kalmış gibi.
Dünya ekonomisinin bundan sonraki yolculuğunda, özellikle avro bölgesinde ileri teknoloji üretimi, eğitim sağlık ve teknolojisi gibi alanların öne çıkması, ABD’de ise yeni silikon vadisi ekonomisi ve yeni beşeri sermayeyi öne çıkaran büyüme modellerinin uygulamaya konmasıyla birlikte finansal yapının tümüyle kabuk değiştirmesi gözlemlenecektir. Bu süreç hiç şüphesiz ki, ilkönce merkez de bir bütünleşme çerçevesini gerekli kılacaktır.
Bu bütünleşme bize yeni bir küresel büyüme tanımı vermektedir. Burada iki model öne çıkıyor: Bunlardan ilki; verimlilik ve yenilik kaynağı olarak vasıf düzeyi yüksek işgücünün kitlesel ithaline yaslanan Amerikan bilgi ekonomisi modelidir. Bu model 1990’ların ilk yarısında, yani ters plaza anlaşmasına kadar, uygulanmaya çalışılmıştır. Diğer modelde insan sermayesine yatırım yapmayı öne çıkaran ve verimliliğin toplumsal kaynaklarını güçlendiren Fin ve İrlanda modelleridir. Şimdi Avrupa’da yapılan müdahaleler ve son Paris zirvesi bize gösteriyor ki AB genişlemesi derinleşerek devam edecek. İşte tam burada yeni bir ekonomi kadar yeni bir siyasi irade de gerekiyor.

Yorum Yaz