Sınırsız küreselleşme, sınırsız körlük

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 21-04-2009

0

Sabrınıza sığınarak “Eski Tüfek”, kör olarak resmedilmiştir, gözlerinin önüne de, körlüğünü iyice göstermek istercesine bir atkı dolanmıştır. O aslında ayakları sürekli dönen bir taşın üzerinde oturmaktadır. Kendisi hareketsiz, atıl ve çaresizdir. Shakespeare, V. Henry, III. Perde.

Ulus-devlet ve onun sınırları mevzuu sanıyorum daha en az bir on yılımızı meşgul edecek. Şu Ermenistan-Türkiye sınırı açılsın açılmasın tartışmasına bakın. Sınırın açılması herkesin çıkarına ama olmuyor.

Azerbaycan’ın derdi de Karabağ’da yaşayan insanların refahı, iradesi, isteği değil; o bölgenin haritada Azeri toprakları içinde sayılması. Bu anlayış tabii ki bir çeşit “modernizmi” anlatıyor. Ama “benim pazarım –topraklarım- ne kadar büyük olursa o kadar zengin olurum” anlayışı çoktan tarih oldu. Artık, yalnızca o topraklarda enerji kaynaklarının olup olmadığı ulusal zenginliği belirleyecek bir durum; ama o da 40-50 yıla kadar tarih olacak.

Şimdi Aliyev öyle surat asıyor; İstanbul’a gelmiyor falan ama “benim topraklarım, benim ulusum” diyen “liderlerin” tümü sonuçta birer yalova kaymakamı olmaya aday. Bırakın Aliyev’i Putin bile, kendi kendine, doğalgaz fiyatlarını artırmak için, OPEC misali “doğalgaz karteli” kurmaya çalıştı, ama beceremedi. Yalnız Ermenistan-Türkiye sınırı değil, yakında tüm sınırlar zaten fiili olarak yerle bir olacak. Niye mi?

Dünya ekonomisinin lokomotifliği, geleneksel sanayilerden bilgi teknolojilerine geçti; bilgi teknolojileri günümüzün hegemonik üretim gücü. Bu önkabul arkasından çok önemli bir başka çıkarımı getiriyor; teknolojinin eskisinden hızlı ve sınır tanımaz bir şekilde yayılması, yani en tepedeki üretim gücünün onu ellerinde tutanlar tarafından bile denetlememesi hali. Bu, yeni bir durum ve önemli sonuçları var.

Haldeki ulusal oluşumlar, birbirinden ayrı adalar değil ama kendi iç dinamikleri ve özgün sınıf konumlanışları olan toplumsal yapılardır; ancak hızla da çözülmektedir.

Ulus-devletlerin –bir önceki- modern dünyasında, teorik olarak herhangi bir ulusal oluşumun, diğerlerinden bağımsız olarak verili (kapitalist) üretim tarzından bir diğer (sosyalist) üretim tarzına geçişi mümkün(dü) Bu yüzden ulusal ordular bu tehdide yönelik olarak örgütlenmişlerdir ve ulus-devlet onlar için mutlak ve değişmezdir.

Bu yaklaşım günümüzde de aynen geçerli midir? Bu soruya olumsuz yanıt; Hirst (1996) Robinson ve Harris (2000), Thompson (1996) gibi düşünürlerden gelmiştir.

Öte yandan Negri ve Hard’ın İmparatorluk’u da bu konuda geleneksel yaklaşımı sorgulayan önemli bir çalışma sayılabilir.

Robinson ve Harris tezlerini dünya burjuvazisinin bir parçası olarak tanımladıkları Uluslarüstü Sermaye Sınıfına (USS) dayandırırlar. USS, Uluslarüstü Sermayeyi ve dünya üzerindeki hatırı sayılır üretim araçlarının sahibi uluslarüstü şirket ve özel finans kurumlarını temsil ediyor. USS, ulusaldan ziyade küresel sermaye birikim süreçlerini yönlendiren ve yöneten bir egemenlik. Robinson ve Harris’e göre, ulus-devlet aşamasından kapitalizmin uluslarüstü aşamasına geçişin birincil karakteristiği, üretim sürecinin küresel olarak tasarlanması ve ulusal üretim yapılarının uluslarüstü entegrasyonudur. Bu yaklaşımının ikinci ayağı tabii ki dünya çapındaki sınıfsal konumlanışın yeniden çizilmesidir.

21. yüzyıl, ülkeler arasındaki kot farkını kaldıracak ekonomik ve siyasi gelişmelere sahne oluyor, olacak. Yani tek bir pazarın, tek bir piyasanın ve giderek tek bir ekonominin geçerli olduğu bir dünyaya doğru gidiyoruz. Bu ekonomik düzleşme halini tabii ki siyasi ve sonra da sosyal alanlarda takip edecek.

Geleneksel sanayilerin kâr oranlarının düşmesi ve yerlerini bilgi teknolojilerine bırakması sonucu yoğun emeğe dayanan sanayiler düşen kâr oranlarını telafi etmek amacıyla işgücünün görece ucuz olduğu ve denetlenebildiği Doğu’ya gitti. Yani dünyanın üretim ekseni Batı’dan Doğu’ya kaydı.

Bu Batı’da, işsizliğin ve buna bağlı sorunların artmasına yol açarken, gelir dağılımı dışında, gelişmiş-azgelişmiş ülke ayrımını da ortadan kaldıracak bir süreci başlattı.

Bugün yaşadığımız kriz bu değişimin su yüzüne çıkmasıdır. İşsizlik, her yerde, özellikle Türkiye, İspanya gibi “yeni ekonomiyle” geç tanışan ve siyasi entegrasyon sorunu olan ülkelerde daha da artacak.

Bütün bu süreç, yani “sınırsız küreselleşme” çok önemli dirençlerle karşılaşacak. Türkiye’yi çok sancılı ve provokatif bir süreç bekliyor. Sınırlara dayalı iktidarı sürdürmek isteyen güçler henüz son kozlarını oynamadı. Sınırlara dayalı iktidar odakları en sağdan en sola kadar çok geniş bir cephe. Mesela Ergenekon operasyonlarına karşı çıkan, Shakespeare’in yukarıda tarif ettiği, “solcu eski tüfekler” bu “sınırlı dünyanın” körleri arasında artık.

 

Write a comment