Demek ki sorun yalnız kimlik sorunu değilmiş!
Türkiye bu katliamdan sonra kendi doğusunu daha fazla konuşmaya başlayacak. Çünkü dünya Türkiye’nin doğusunu, bundan sonra, en az Türkiye kadar konuşacak.
Ama iki-üç gündür süren teşhise yönelik tartışmalar gösteriyor ki; Türkiye hâlâ sağıyla, soluyla bu büyük sorun konusunda, asgari düzeyde de olsa toplumsal bir mutabakat sağlamaktan çok uzak. Oysa şu tespit çok önemli: “Türkiye’nin doğusunda kapitalist üretim ilişkilerinin geliştirilmesi başından beri engellenmiştir. Türkiye’de bölgesel geri kalmışlık, ağırlıklı olarak, yönetenlerin, bölgedeki yarı feodal-militarist yapıları korumasına bağlıdır.” Yani Doğu’daki feodalizmin çözülmemesi, başından beri, resmî bir devlet politikasıdır.
Asker-sivil bürokrasinin 1960’lara kadar en önemli iktidar ortağı, Doğu’da aşiret olarak örgütlenmiş yarı-feodal yapılardı.
1960’dan sonra uluslararası sermayeye eklemlenerek ticaretten “sanayiciliğe” geçen ve tekelleşen Türkiye’nin hâkim sermayesi, Doğu’nun feodal aşiretlerini itekleyerek asker-sivil bürokrasinin en önemli –hatta onu yönlendiren- ittifakı olmayı başardı. İşte “Doğu’nun makûs talihi” oligarşinin bu zımni anlaşmasıyla belirlenmiş ve Doğu’nun kapitalizmle “tanıştırılmama“ kararı bugünlere kadar uygulanmıştır.
Bir türlü yapılamayan toprak reformları, bitirilemeyen, aşiret yapısını çözeceğine, tam tersine, onu güçlendirmek üzere tasarlanan GAP yatırımları ve uygulamaları, 90’lı yıllarda “şiddetlendirilen” savaşla birleşince ortaya bugünkü, militarist-feodal yapı çıktı.
Türkiye oligarşisinin yapısı ve güçler dengesi her dönem değişti ama onun içindeki Ankara’ya bağlı yarı-feodal militarist yapılar varlığını hep korudu.
Bu yapılar ayrıca Doğu’da hayvancılığın ve kaçakçılığın çökmesinden sonra uyuşturucu trafiğini yönetti ve gerçekleştirdi.
Korucu sistemi, işte bu yapının çimentosudur. Korucu sisteminin asıl amacı, PKK mücadelesi falan değildir. Bu sistem, var olan yarı-feodal aşiret yapısını, silah ve örtülü devlet ödenekleriyle ayakta tutmak üzere tasarlanmıştır. Korucu örgütlenmesi ve yapısı ekonomik gücünü iki yerden alıyor; birincisi devletin örtülü ödenekleri, ikincisi uyuşturucu parası.
Devlet, daima bu yapının çözülmesini ertelemiş hatta bazı dönemler, bu yapıyı güçlendiren ekonomik ve siyasi adımları atmıştır. Örneğin GAP, iddia edilenin aksine, Doğu’daki statükoyu devam ettiren bir projedir.
Bölgenin elektrifikasyonu ile ilgili adımlar ve bölgenin sulu tarıma açılması projeleri dolayısıyla GAP, fiili olarak, 1970’lerin sonunda gündeme gelmiştir.
Devlet, hükümetler üstü olan bu projeyi bölgede hiçbir zaman yapılmayan toprak reformunun yerine ikame ederken projeye, bölgenin ekonomik ve siyasi olarak denetiminin bir aracı olarak bakmıştır. Böyle olunca GAP’ın işlevinden çok propagandif yanı öne çıkmış, çok konuşulmuş, çok yazılmış ama Doğu’nun makûs talihini düzeltmemiştir.
Oligarşinin burada doğrudan iki ana amacı vardı: Birincisi bölgedeki sosyo-ekonomik yapıda köklü bir değişime yol açmadan, kapalı aşiretlere dayalı yapıyı korumak ve yaratılan zenginliği bunlarla paylaşarak, ekonomik denetimi asgari ölçüde sağlamak; ikincisi ise Dicle ve Fırat’ı komşu ülkelere karşı bir koz olarak kullanmak. Demirel’in dilinden düşürmediği, büyük önem verdiği GAP’ın, onun gibiler için, işlevi buydu.
Şimdi öyle bir çıkmaz yaratılmıştır ki, ne yapılırsa yapılsın bu militarist-feodal bataklığa saplanmaktadır.
Bugün, “terörden zarar görenlerin zararlarının tazmini” yani köye dönüş yasası Doğu’da koruculuk sisteminin tetikleyeceği yeni bir çatışma hatta bölgesel iç savaş nedeni olarak ortadır. Örneğin savaş nedeniyle 20 yıl önce köyünden, toprağını bırakarak göçen bir ailenin geriye dönmesi artık bir küçük savaş nedeni. Tıpkı Mardin’deki gibi bir bahane yaratılıp eski yerlerine yerleşmek isteyen, ya da, “artık barış geldi, buralarda bizim, devlet yeniden kadastro yapıp toprakları adil bölüştürsün” diyenlerin başına korucu katiller çöküyor. Korucuların, bu yüzden, birbirlerini öldürmesi de yakında sıradanlaşan olaylardan olacak.
Mardin katliamı, korucu savaş ağalarının, “barış gelecek; toprağa-silaha dayalı iktidarımız bitiyor” telaşının da katliamıdır.
Ortaya çıkan odur ki; şimdiye kadar Kürt kimliği üzerinden devlet ve PKK arasında süren çatışmaya, bundan sonra, çözülen eski feodal-militarist yapının yeni gelmekte olana direnişi boyutu da eklenecek. Hatta bu boyut daha belirleyici olacak.
Bu da, aileler, aşiretler arasında olduğu gibi bu unsurlarla devletin çatışması olarak da gündeme gelecek.

“Demek ki sorun yalnız kimlik sorunu değilmiş!” için 1 Yorum Var
Eylül 25th, 2009 saat: 18:01
hocam gerçekten yorumsuz bi yazı ellerinize sağlık.ayrıca bilge köyü katliamını anlamak için yazınızı okumak yeterlidir.ama yinede devlet politakası olarak kürtleri kürde kırdırma politakası aynen işlemektedir.bir yönüyle koruculuk devletin doğudaki sermaye ve devlet politakası gibi sürmektedir..
Yorum Yaz