Fransa ve Almanya ne istiyor?
Fransa ve Almanya’nın temsil ettiği Merkez Avrupa ile Anglosakson egemenliğinin krizle birlikte açığa çıkan çekişmesi Türkiye üzerinden sürüyor.
Sarkozy, Türkiye’nin AB üyesi olmaması için çok kararlı.
Söyledikleri, yalnız Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmasını değil, Fransa’nın gerici yüzünün nasıl bir AB istediğini de anlatıyor. Üstelik bu sefer Almanya’nın desteği daha güçlü. Fransa ve Almanya’nın, hem bundan sonraki G-20 hem de AB sürecinde, Türkiye ile uğraşacakları belli oldu. Geçmişte birbirleriyle savaşarak kurdukları ulus-devleti şimdi sonuna kadar korumak ve Avrupa’nın ortasında yeni bir ırkçı rejim kurmak için Fransa ve Almanya el ele veriyor. Aslında, bir noktada, yapmak istedikleri Türkiye üzerinden, yeni bir diplomatik paylaşım savaşını yürütmek.
Fransa ve Almanya’da ırkçılığın ve gericiliğin hortlaması, bugün insanlık için en büyük tehlikelerden birisidir.
Tabii ki Sarkozy-Markel gibi Nazi dönemi hortlakları tek başına Avrupa’yı anlatmaz. Ama bu hikâye, yani ırkçı Almanya ve saldırgan ve devletçi Fransa, insanlığın dikkat etmesi gereken sabıkalı iki ülkedir. Şüphesiz ki bu iki Nazi karikatürü politikacının çapları AB genişlemesinin önünde durmaya yetmez.
Ama buradaki sorun bu politik duruşun hâlâ Avrupa’nın ortasında var olmasıdır. Ama bu politik duruş, ulus devleti Almanya gibi gecikerek kurmuş ve sanayisini büyük ölçüde devlet kapitalizmine dayamış bir ülkede olduğu kadar, krizden kurtuluşun ulus-devletle olacağını sanan, Türkiye gibi birçok ülkede, giderek yaygınlaşıyor.
Almanya biliniyor: Nasıl bir sürecin sonunda Alman birliğinin-ulus devletinin kurulduğu ve Alman sanayiinin çarklarına sıkışan insanların sessiz çığlıkları insanlık durdukça bilinecek, hatırlanacak. Ama Fransa daha az biliniyor. Bu anlamda Sarkozy ırkçılığı daha önemli ve üzerinde durulması gereken bir olgu. Fransa’nın kapitalizmin bütün krizlerinden çıkış hikâyesi çok öğreticidir. Fransa tarihinde ufak bir gezinti bize bugün Sarkozy gibilerin ne istediğini anlatır.
Örneğin 1855 Fransa’sında III. Napolyon zamanı çok öğreticidir.
Acaba o tarihlerde çok yaman bir krizle karşı karşıya kalan Fransa için zamanın iktisatçıları ne demişler? Alfred Darimon adlı “ciddi” bir iktisatçı var.
Darimon’a göre krizin nedeni metal rezervlere bağlı olan para ve kredi sistemi. 1855’te düşen tarımsal üretim ve bunun sonucunda artan ithalat, III. Napolyon’un emperyalist yatırım açlığıyla birleşince Merkez Bankası’nın altın rezervleri düşmüş, banka bu düşüşü durdurmak için kredileri kısınca ülke, büyük bir daralma ve krizle karşı karşıya kalmış. Ülke içi üretim düşünce Merkez Bankası kredileri arttırıp üretimi destekleyeceğine, tam tersine davranıp parayı kısmış, kriz derinleşmiş.
Darimon, bu durumda, 1971’de Nikson’ın yaptığını önermiş. Yani ulusal parayı altın standardından ayırmak. Aslında Darimon’un önerdiğini Nikson’dan önce 1931’de İngiltere yapmıştı. Yani Fransa’nın baskısıyla parasının altına olan karşılığını kaldırmıştı. Demek ki bugünkü krizin kökleri çok eski. Buradan o zaman 1929 krizi hiç bitmemiş sonucu çıkabilir. Eh, bir bakıma o da doğru; çünkü 1929’da Amerika çökmesiydi İngiltere dolayısıyla altın para sistemi çökmezdi.
Polanyi, liberalizmin son kalesinin altın standardı olduğunu söylerken, aynı anda, yeni bir paylaşımın eşiğine gelindiğine de söylüyordu.
Yeniden 1855 Fransası’na ve Darimon’un önerisine dönecek olursak; bugün korumacılık diye ayağa kalkanları bu öneride bulabiliriz.
Merkez Bankalarının kredi olarak piyasaya sürdüğü para, altına bağlı olmasaydı Merkez Bankaları piyasaya sınırsız para sürebilecek böylece, kriz büyümeden önlenecekti. Darimon’un bu kriz çözümü aynı anda, korumacı bir iktisat politikasını öne çıkarıyordu. Çünkü içerdeki parasal genişleme tamamen iç talebi artırmaya dönüktü.
Aynı günlerde Marx, Ekonomi Politiğin Eleştirisi üzerine çalışıyordu. Darimon’un şansı işte. Marx, Darimon tarafından geliştirilen öneriyi, basit maliye mantığı içersinde bile, baştan aşağı şarlatanlık olarak değerlendirir.
Marx’a göre: Bir yanda iç üretimdeki düşüşü, öbür yanda dış sınai-mali girişimlerdeki artışı ithalatla dengelemek için gereken içte para basmak değildir. Sorun sistemin özündedir. Devlet müdahalesi, korumacılık krizi önlemez.
Marx, hem o gün hem bugün haklı çıktı. 1855’ten sonra Napolyon iktidarı baş aşağı gitti. Darimon dahil hiçbir iktisatçının tavsiyesi işe yaramadı. Fransa, emperyalist yayılmacılık, iç çekişme ve yoksulluk dolu bir on beş yıl geçirdi. Prusya savaşı sonrası yenilen Fransa’da imparatorluk 1870’te bitti. Üçüncü Cumhuriyet ilan edildi. Ancak Fransa, bu tarihten sonra korumacı, devlete dayanan bir kapitalizmi öne çıkardı. Üçüncü Cumhuriyet’in devletçiliğini De Gaulle devralmıştır. De Gaulle ve Sarkozy bu anlamda aynı adamlardır. Şimdi hem Sarkozy hem de Merkel bu krizi fırsat bilip zayıflayan Anglosakson egemenliğine Türkiye üzerinden savaş açıyorlar. Amaçları demokratik ve barışçı bir Avrupa genişlemesinin önüne geçmektir. Bu anlamda Sarkozy ve Merkel iktidarları bugün insanlığın bağrına konmuş iki saatli bombadır.

Yorum Yaz