Zenginliğin yeni kaynakları

Öyle anlaşılıyor ki bu kriz, zenginliğin kaynağını değiştirecek nitelikte. Zenginliğin kaynağının değişmesi çok basit bir değişimi anlatmıyor. GM, Ford gibi yapıların var olan üretim zincirlerini değiştirmek zorunda kalmaları, krizi anlattığı kadar kapitalizmin yeni dönemini de anlatıyor. Zenginliğin ancak serbest piyasa ortamında yapılacak üretimle olacağını, Ulusların Zenginliği’nde Adam Smith anlatmıştı.

Adam Smith’in kuramını oluşturduğu dönem, üretime dayalı sermaye birikimini ve “serbest rekabeti” anlatır. Bu yıllar, yani 1700’lerin başı ve sonu arasında geçen dönem, İngiltere ve Kara Avrupa’sında yeni bir sistemin oluşmaya başladığı dönemdir.

Devrim niteliğinde bilimsel buluşlar, bu buluşların getirdiği teknolojik gelişmeler ve bu gelişmelerin edebiyat, müzik gibi üst düzey sanatsal alanlarda kendini göstermesi yeri bir dönemi anlattığı kadar, insanlık tarihinin en önemli ve köklü “sıçramasını” da anlatıyordu. Burjuva sınıfının doğuşu ve Schumpeter’in deyişiyle yıkıcı yaratıcılığı devreye girmişti.

Yeni ticaret yollarının hızla açılması, Britanya’nın bir imparatorluk olarak yükselişi ve Amerikan kolonilerinin bağımsızlık savaşı kapitalizmin ilk önce ticarete sonra da sanayiye dayalı egemenliğinin temellerini atıyordu.

Kapitalist piyasanın kendiliğinden dengesini kapsamlı olarak anlatan bu anlamda klasik iktisadın başyapıtı sayılan Smith’in Ulusların Zenginliği, “zenginliğin,”önündeki en büyük engelin devletin piyasanın doğal işleyişine müdahalesi olduğunu söyler. Smith’e göre; “doğal özgürlük” ortamında devletin başlıca işlevi adalet ve hukuk düzeni, ulusal savunma ve bazı kamu kurumlarının alt-yapı yatırımlarını sürdürmesi olmalıdır. Ancak Smith zamanında tekel hakkı merkantilizmin devletten elde ettiği imtiyazlarla sınırlıydı. Teknolojiyi üreten ve teknoloji rantıyla büyüyen karteller ve emperyal devlet kapitalizmiyle Smith tanışmamıştı.

Ancak kapitalizmin işleyişi Smith’in teorisini yerle bir etti.

Kara Avrupa’sı, kendi iç dinamikleriyle hızla gelişen, sömürgelerle birlikte rekabet edilemez bir ticaret ağı ve sanayi yapısı kuran Anglosakson egemenliğine karşı, devleti öne çıkaran ve kendi gecikmesini devlet kapitalizmi ve yayılmasıyla telafi eden başka bir yolu seçti.

Almanya’nın daha sonra İtalya ve İspanya’nın bu yönelimi, Smith’in serbest rekabetçi kapitalizminden çok ayrı ama daha kanlı bir dünyanın kapılarını açtı. Zenginliğin kaynağı “serbest rekabetçi” sanayi üretiminden tekelci devlet kapitalizmine geçmişti.

1860’ta Almanya, sınai üretimin değeri bakımından, Britanya, Fransa ve ABD’nin arkasından dördüncü sıradaydı. 1913’e, yani birinci savaşın hemen öncesinde, Almanya 1860’da 2 milyar mark olan sanayi üretimini 20 milyar marka çıkararak, ABD’den sonra sanayi üretiminde ikinci sıraya yükseldi. Demir-çeliğe dayanan silah sanayii Alman sıçramasını gerçekleştiriyordu.

Alman birliği ve faşizme dayanan yeni emperyalizmin taşıyıcısı Nazizm, yeni bir zenginliği ve dönemi anlatıyordu. Faşizm ikinci savaşla birlikte yenildi; ama aynı zamanda insanlığa devletçi kapitalizmin en uç uygulamasının mirasını bıraktı.

İkinci savaş sonrası tekelci devlet kapitalizmi, hem yıkılan Avrupa’yı yeniden inşa etti; hem de Amerika’nın ekonomik ve siyasi egemenliğini anlatan ve bizi bugünkü krize götüren yeni sömürgeciliği hâkim kıldı. Bu zenginlik, aslında Nazilerin zenginlik anlayışının kaynağı olan devlete, demir-çelik sanayilerine, daha sonra petrol ekonomisine ve savaşa dayanıyordu. Şimdi bu ekonomi bu krizle birlikte kesin olarak bitti.

Türkiye’de de, bu krizle birlikte, kendini yenileyemeyen, eski ölçekte ve anlayıştaki işletmeler ortadan kalkacak; bu zorunluluk. Zenginliğin yeni kaynağı, ne petrol, ne şişirilmiş finans ne de savaş sanayiine dayalı demir-çelik endüstrisi. Zenginliğin yeni kaynağı bilgi ağları, iletişim, nano teknoloji ve ötesi…

Örneğin, küresel geniş bant patlaması hiç dinmeyen bir hızla sürüyor.

Önümüzdeki on yıllık bir perspektifte medya sektöründe, dijital ve mobil iletişim araçlarının ve internet ağlarının ağırlığı çok hızlı artacak.

Önümüzdeki beş yıl içinde Asya, Pasifik ve Latin Amerika en hızlı büyüyen bölgeler olacak. Her iki bölgede de internet reklamcılığı, internet erişimi harcamaları, TV yayıncılık aboneliği ve lisans ücretleri, video oyunlarında çift haneli büyüme rakamları bekleniyor. Latin Amerika, bu alanlarda, 2007’deki 51 milyar dolardan 2012’de 85 milyar dolara yükselerek yüzde 10,6’lık bir Yıllık Bileşik Büyüme Oranı (YBBO) sergileyecek.

En büyük ikinci pazar olan EMEA’nın ise (Avrupa, Ortadoğu, Afrika) medya ve iletişimde 2012’de yüzde 6,8’lik bir YBBO ile 2012’de 792 milyar dolarlık hacme yükseleceği öngörülüyor.

Doğu ve Orta Avrupa ile Orta Doğu/Afrika bu bölgedeki büyümeyi tetikleyecek.

İşte krizden çıkış buralardadır. Zenginliğin yeni kaynağı da bu alanlardır.

Bu değişimin tekelci devlet kapitalizmini nasıl çözeceği ayrı bir yazı konusu.

 


Yorum Yaz