Krizin ikinci aşaması ve yeni denklemler

Gündem çok yoğun; ama bu yoğun ekonomi ve siyaset trafiği öyle kavşaklarda kesişiyor ki olan bitenlerin, krize rağmen, şaşırtıcı bir rasyonalitesinin olduğunu anlıyorsunuz. Ekonomiden başlayarak siyasete doğru güncel bir yolculuk bize aynı zamanda geleceği de gösteriyor.

Şu sıralar emtia piyasaları oldukça canlı. Başta petrol olmak üzere bakırdan alüminyuma kadar ana sanayilerin girdisi olan emtia fiyatları hızla artmaya başladı. Bu durum için kriz bitti; çıkışa geçtik açıklaması yeterli değil. Goldman Sachs, hammadde talebi açısından kötü günler geride kaldı diyor ama bu küresel resesyonun sona erdiği ve çıkışın başladığı anlamına gelmiyor. Krizin dibi göründü çıkış başladı iyimserliği şimdilik pek rağbet görmüyor. Ancak bu krizin yalnız ekonomik bir kriz olmadığı –hatta daha çok- yeni bir siyasi yapılanma ve hegemonya krizi de olduğunu söylemeliyiz.
Bugün Taraf gazetesinde yayınlanan Avrupa’nın seçimi ya da demokrasinin krizi yazısı bu perspektifi anlatıyor.


Emtia fiyatlarında yılbaşına göre, yüzde 20’leri aşan yükselişler, başta Çin olmak üzere gelişmekte olan Asya’daki büyümenin 2010 başından itibaren yeniden sürekli yükseliş yönünde bir trende oturacağını bize söylüyor. Ama burada çok önemli bir başka neden daha var. Bu da, Çin’den başlamak üzere fazla veren gelişmekte olan ülkelerin Amerikan hazine kâğıdı ve dolar rezervleri konusunda duydukları endişelerin güçlenmesi ve bu ülkelerin “arayış” dönemlerinin sonuna gelmiş olmaları. Çin, güçlü Amerikan kâğıdı ve dolar rezervlerini “makul” seviyeye getirirken iki şey yapmak zorunda. Birincisi parasını tam konvertibl yapacak; yani yeni dünya ticaretini bloke edecek şekilde devalüe etmeyecek ama dalgalanmaya bırakarak ihracat dengesi ile büyüme potansiyeli arasında güçlü bir denge kuracak. İkincisi ise elindeki fazlayla, gelecekteki ihracatını ve bu ihracattaki rekabetini düşünerek, çok yoğun ve ucuz emtia alımına geçecek. Çin özellikle ihracatına girdi olacak ana kontrol sanayii emtialarını almaya başladı. Zaten fiyatları yükselenler de bunlar. Çin, dolar rezervlerini azaltıp, dolar ve Amerikan kâğıdı talebini aşağıya çekerken, mallarına olan Amerikan talebinin düşeceğini kesinlikle hesap etmek zorunda. İşte, gelecekte düşecek olan bu Amerikan talebini telefi etmek için dünya piyasalarına şimdikinden çok daha ucuz ve kaliteli malla girmek isteyecek. Bunun da kısa vadede iki yolu var; birincisi parasını değerli tutmayacak. Yuanın tam konvertibl olması bunun için iyi bir seçenek.

İkinci seçeneği ise, ihracat maliyetlerini, sanayiini yeniden yapılandırarak düşürmek.

İşte bundan dolayı şimdi krizin gerçekten ikinci aşamasına geldik. Eğer Çin ve onu takip eden fazla veren Doğu, hammadde talebini şu andan itibaren sürekli tutarsa, krizin durgunluk yanı ağır basan yüzü çok hızlı olarak küresel enflasyon tehdidiyle ikame olur. Burada Amerika orta vadeli stratejisi çerçevesinde davranacak. Çok düşük büyüme temposuna bir müddet razı olmak zorunda. Bu hem Amerika’nın “yenidünya düzenine” uygun dönüşümü hem de kapitalizmin yeni dönemi ve sermaye birikim rejimi için gerekli şart.

Bundan dolayı Amerika, geleneksel sanayiler için Çin’in önünü açabilir. ABD, orta vadede üçüz açığını aşağıya çekmek için zaten bunu yapmak zorunda.

Sonuçta ABD, elinde hazır olan ileri teknolojili katma değer ihracatını öne çıkartacak, güçlü dolar ve yüksek faize dayalı yağmacı finans anlayışını terk edecek. Dünya ekonomisi geleneksel sanayilerde Çin’in öncülüğünde büyürken, ileri teknoloji, bilgi ekonomisi, bio-ekonomi, iletişim ve iletişim ağları Anglosakson hâkimiyeti ve Kara Avrupa’sı arasında paylaşılacak. Ancak bunun için Avrupa çok sorunlu. Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi ortaya çıkan tablo gerçekten iç karartıcı. Avrupa, Almanya ve Fransa hükümetlerinin bu krizi ve sonrasını okuyamaması yüzünden yeni bir gericilikle karşı karşıya. Avrupa’nın durması ve Amerika-İngiltere’nin yeni küresel düzenlemesine ayak uyduramaması çok güçlü bir ihtimal.

İşte tam burada Anglosakson yeniden yapılanması için Türkiye seçeneği devreye giriyor. ABD nasıl geleneksel sanayileri Çin ve gelişen Asya’ya bırakıyorsa enerji geçişini ve yönetimini de Türkiye’ye bırakıyor. Burada Rusya faktörü önemli ama belirleyici değil. Rus oligarşisi her yola gelir.

K. Irak ve Kafkasya enerji rezervleri artık Türkiye’ye bağlanıyor. Bu, ABD için zorunlu; çünkü AB genişlemesini kilitleyecek “Merkez Avrupa” gericiliği tek bir şeye boyun eğebilir o da enerji.

İşte Cumhurbaşkanı Gül’ün tarihsel fırsatının bir ayağı da budur. Yani artık Irak, Kürdistan ve Türkiye aynı çemberin içinde. Bu çemberin sınırları da Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan enerji hatlarıyla çiziliyor. Türkiye, bundan dolayı, önümüzdeki iki yıl içinde, hem Kürt hem de Kıbrıs sorunlarını çözmüş olacak.

İçine Kafkasya’yı, K. Irak’ı ve Türkiye’yi alan yeni bir enerji imparatorluğu kuruluyor. Anglosakson hâkimiyeti, yeni küreselleşme için, bu yapılanmayı merkez Avrupa’ya rağmen öne çıkartacak. Gerici ve ırkçı Avrupa’nın bir önceki tasfiyesi, ikinci paylaşım savaşıyla olmuştu. Şimdi Türkiye’yi öne çıkaran yeni Avrupa, Ortadoğu ve Asya yapılanmasıyla bu Avrupa gericiliği etkisizleştirilecek.

İşte Türkiye-IMF, Kürt petrollerinin Türkiye’den geçmesi, Avrupa Parlamentosu seçimleri ve krizin seyri bu denklemler ve dinamikler üzerinden okunmalı.


Yorum Yaz