Sıfır noktasının cahilleri ve gericileri

Posted by ertemcemil132 | Posted in Alternatif İktisat, Finans Politik, Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 10-08-2009

0

 Belge-darbe” tartışmaları ve krizin etkisi, bugün bize gösteriyor ki, Türkiye bir sıfır noktasına doğru gidiyor. Ekonominin ve ekonomi kurumlarının yeniden yapılanmasını siyaset izleyecek. Bu yapılanmada temel alanları ve öncelikleri saptayıp bu alanlarda alternatif üretenler öne çıkacak. Bugün “yarın” için soyut, uygulanamaz öneriler getirmek hiçbir şey dememek anlamına geliyor.

Türkiye’de açık ya da örtülü siyaset yapmaya çalışan kurumların çoğu Türkiye’nin hızla bir “sıfır” noktasına doğru gittiğini kavrayamamış gözüküyor.

TÜSİAD bu konuda çarpıcı bir örnek. TÜSİAD, Türkiye’nin asker vesayetinde AB üyesi olmasını isteyecek kadar saçmayabiliyor. Ama bu saçmalama hali bugün yalnız TÜSİAD’a özgü bir durum değil.

TÜSİAD’da temsil edilen sermaye çevrelerinin, şimdiye değin iktidar ortağı olan askerlerin, iktidarlardaki ağırlıklarını aynen sürdürmek için yaptıkları “belgeli-darbeli” “yeni kurumsallaşma ve yapılanma” sürecini okuyamayan Türkiye solunun durumu da TÜSİAD’dan farklı değil.

 Bugün değişimde üç temel alan; Mali Sistem, (Kamu ve özel) Dış denge, (ekonomik ve siyasi) ve sosyal politika alanları öne çıkacak.  Bu kriz sonrası bu üç temel alan, değişimin ve yeniden yapılanmanın başladığı dinamikleri üretecek. Bu alanlarda bugün TÜSİAD’da CHP’de CHP’nin dışındaki solda ya hiçbir şey söyleyemiyor ya da var olanı aşamayan, cılız-uygulanamaz- eleştirel yaklaşımlar getiriyorlar. Çünkü var olanın gerçek anlamda değişmesini istemiyorlar. TÜSİAD’ın “asker vesayeti kalsın ama AB üyesi olalım” yaklaşımı ne kadar saçma ve gerçek dışı ise kendini sol sayan bazı çevrelerin “bırakalım şu demokrasi, AB meselelerini bize devrim lazım” yaklaşımı da aynı saçmalık ve uygulanamama durumu ile maluldür.

Şimdi bu meseleyi daha iyi anlatmak için bu üç temel alanda biraz gezinelim.  

Bu konuda epey kafa yormuş bir Marksist iktisatçı var: Alfredo Saad Filho.

Filho’nun yukarıda sıraladığımız temel alanların neo liberal politikalara alternatif olarak yeniden düzenlenmesiyle ilgili çarpıcı önerileri var.

 Mali Sistemden başlayalım. Burada Filho Brezilya’yı örnek alıyor. Ama sorun aynı.  Filho, Brezilya’daki mali sistemin sığ, kısa dönemli spekülatif özellikli işlediğini iddia ediyor. Bu doğru; Türkiye’de de mali sistem bu durumdadır.

Banka Sistemi reel sektörü fonlamak yerine bireysel tüketici kredileriyle riski dağıtmakta, faizi ve işlem karlarını yükselterek getirisini maksimize etmektedir.

Banka sisteminin bir diğer dayanağı da yüksek faizli devlet kâğıtlarıdır. Böylece bankalar kamu kesimi açığını, yüksek faizle, küresel piyasa tedariki yoluyla finanse ederken, öncelikli olması gereken alanların fonlanması mümkün olmamaktadır. Bugün yüzde 13,8’lik daralmaya rağmen banka sisteminin yüzde 10’luk büyümesi ve karlılığı bu çarpık duruma bağlıdır.

Burada Filho; Sermayenin tek merkezde değil de, öncelikli alanlarda birikmesini sağlayacak bir finansal teşvik sistemi öneriyor. Öncelikli alanların ise; sanayi, inşaat, bilişim gibi ihracat artışı sağlayacak sektörler olması gerektiğini söylüyor. Kırsal kesimde mikro kredinin önemine değinirken bunun kurumsallaştırılması için bu kredilere özgü ayrı bir teşvik sistemini öneriyor.

Ayrıca banka sisteminin kredi hacminin artması ve bu kredilerin üretken alanlarda kullanılıp geri dönmeye başlaması durumunda faiz oranlarının giderek düşme eğilimine gireceğine vurgu yapıyor.

 Bugün merkez bankalarının faiz indirimi son derece suni bir durumdur; para-sermayenin tek elde toplanma eğiliminin önüne kalıcı olarak geçemezseniz faizler çok geçmeden yeniden yükselecektir.

İkinci önemli düzenleme alanı ise dış denge. Bunun için, ihracatın çeşitlendirilmesi, uluslar arası sermaye akışkanlığının kalıcı yatırımlar lehine yönlendirilmesi ve bunun gerçekçi kur sistemiyle desteklenmesi gerekiyor.

Küresel tasarrufların kalıcı, istihdam yaratan yatırımlara dönüştürülmesi pekâlâ mümkün.

 Burada yabancı orta ölçekli işletmelerin avantajlı olacakları ülkede, artık yatırım yapmaktan çekinmeyeceği gerçeğini atlamamak gerekiyor. Bu sermayenin merkezileşmesi yerine atomize olmasını sağlayacak önemli bir adımdır.

Ayrıca dış politika açılımına değinmek gerekiyor. Örneğin şu sıralar Rusya ve Anglosakson egemenliği Türkiye üzerinden yeni bir ittifak kuruyor. Nabucco’ya alternatif olarak, Rusya’nın “Güney Akım” projesini Türkiye seçeneğiyle geliştirmesi çok anlamlıdır. Çünkü Rusya, Amerika ile olası bütün işbirliklerinin Türkiye’den geçtiğini biliyor. Burada Amerika’nın hedefi, Türkiye’yi, en kısa zamanda, AB üyesi yapmaktır. Böylece Markel-Sarkozy gericiliği kırılacaktır. Ermeni sorunundan, Kıbrıs’a ve Kürt sorununa kadar Türkiye’nin bütün sorunlarının çözümü için ABD, İngiltere ve Rusya mutabakatı vardır.

 Şimdi bütün bu gelişmeleri okuyamayanların iki nedeni olabilir; ya çok cahildirler ya da “eski” olan işlerine gelmektedir. TÜSİAD için yalnızca ikincisi, “sol” içinse ağırlıklı olarak, birincisi geçerlidir. Cahiller ve gericiler şimdi aynı yerdedir.   

Diğer alan ise Sosyal Politika alanı. Uygulanabilir bir sosyal politika çerçevesi bir sonraki yazıya kalıyor.

 

Write a comment