“Hrant’ın ülkesine hoş geldiniz!”

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 16-10-2009

0

Türkiye-Ermenistan maçının galibi; “Hrant’ın ülkesine hoş geldiniz!” pankartını açanlardı. Türkçe, Ermenice ve İngilizce yazılmış bu pankart, 94 yılda ilkönce ırkçılığın sonra da faşizmin pençesinde nice kayıplar vermiş iki halkı biraraya getiriyordu. Hrant bir kez daha yapması gerekeni, geçen akşam, yaptı.

İmzalanan protokole de iki ülkenin cumhurbaşkanının izlediği futbol maçına da hem sağ hem de “sol” milliyetçilerin nasıl baktığı biliniyor. Onlar, bu açılımın, “emperyalizmin” iradesi sonucu olduğu konusunda hemfikir. Bu açıdan Ermeni diasporasından MHP’ye, oradan Türkiye’de “bilinen sola” kadar olan milliyetçi cephe benzer yaklaşımlarda bulunuyor ve aynı sloganları söylüyor.

Tabii bu konuda “emperyalizmin” oyununa gelmemek için, Hrant’ı ve onun halkını sevmelerine (!) rağmen ağzını açamayanlar da var.

Ama gerçekten Türkiye şu 94 yılla artık yüzleşmek zorunda. Bunu yapamazsak bundan sonra olacaklar, yine halkların çıkarlarına dokunamaz bile.

Küresel kapitalizmin bu kriz sonrası yeniden yapılanması, sınırları giderek ortadan kaldıran bir çizgi izleyecek. Türkiye’nin doğusuna açılması hatta Irak ve Suriye ile ilkönce pazar anlamında sonra da siyasi olarak bütünleşme süreci artık başladı. Bu anlamda Türkiye-Ermeni ilişkilerinin “yoluna konması” sınırın açılması büyük bir planın önemli bir hamlesi. Ama bu hamle ve buna benzer birçok adım, sınırları ve o sınırları yıllardır ayakta tutan baskıcı ulus-devlet yapılarını gerilettiği için halkların kazanç hanesine de yazılıyor. Bu anlamda ben, “emperyalizmin” bu adımını gönülden destekliyorum. Ve “emperyalizmden” yalnız Türkiye-Ermenistan sınırını değil, tüm sınırları açmasını, insanların, insana yakışmayan üniformalar giydirilip, ellerine silah verilerek o sınırları beklemesi yerine, ellerini kollarını sallayarak sınırları geçip sınır ötesindeki kardeşleriyle kucaklaşmalarını diliyorum.

Bu sınırlar ve o sınırların bekçisi olan ulus-devletler, kapitalizmin sonra da emperyalizmin bir icadı olarak yüzlerce yıldır var. Şimdi yine kapitalizmin yeni dönemi gereği işlevleri en aza indiriliyor. Hiçbir itirazım yok. Yine K. Irak’ta Kürt halkının 2003’ten beri, yani Amerikan işgalinden beri, elde ettiği kazanımlara da itirazım yok. Kürt halkını Saddam’dan ve onun paralı katili “kimyasal Ali’den” ne yazık ki ABD’li emperyalistler kurtardı.

Ama artık şöyle bir şey var; bu kriz sonrasını yalnız ABD ve onun vazgeçilmez ortağı İngiltere planlamıyor. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu G-20’ler “yenidünya düzeninin” yapıcısı. Bu önemli değişime “e, ne olmuş, yoksul halklar G-20’nin neresinde” diyenler olabilir. Doğru; ama bu, bundan sonra olmayacak anlamına gelmiyor. Daha doğrusu bu bir siyaset meselesi. Kimin siyasi örgütlülüğü, siyasi ve ideolojik olarak güçlüyse onun borusu öter. İşbaşındaki hükümetleri değiştirmek, onları yönlendirmek, şekilsel de olsa, o topraklarda demokrasi varsa, mümkün ve bu mutlaka G-20’nin bundan sonraki yapılanmasına yansır.

Bu açıdan, şu sıralar, bütün bu olan biten ABD ve İngiltere’nin göreli kontrolünde olsa bile, bölge halklarına çok önemli fırsatlar sunuyor. Bir kere bu gelişmelerin, Türkiye’ye hem Kürt sorunuyla hem de 94 yıldır kanayan Ermeni sorunuyla yüzleşme fırsatı verdiği inkâr edilemez bir gerçektir. Bu gerçek, Türkiye’de hem sağ hem de sol siyaseti yeniden yapılandıracak.

Türkiye’de merkez sağ, burjuva demokrasisini inkâr etmeyen, hatta bunu varlık gerekçesi olarak gören, bu anlamda da bunu kurumsallaştırmaya çalışan bir çizgiye otururken, kendisi ile faşist hareketleri ayrıştıracak. Türkiye’de şimdiye kadar sağı ideolojik olarak temsil eden “Türk-İslâm” sentezi de böylece tarihe karışıyor. Ancak burada İslâm’ın hızla milliyetçi çizgiden koparak gerçek yerine –yani ümmetçi, ulus-devlet ve ulus sınırları realitesini aşan bir çizgiye- oturacağını söyleyebiliriz. Bu anlamda, Türkiye’de merkez sağ, tıpkı Avrupa’daki gibi, faşist ve ırkçı hareketlerle bağını çok hızlı olarak kopartacak. Ancak bunu yaparken, doğası gereği, Ortadoğu’daki İslâmcı hareketlerle dirsek temasını geliştireceğini söyleyebiliriz. Bu anlamda İsrail kriz(leri) Türkiye’nin yeni gerilim noktasıdır. Ama bu olumlu bir gelişmedir. Çünkü radikal İslâmi hareketler, özellikle Ortadoğu’da gerici ulus-devlet yapılarını gerileten dinamikler taşıyorlar.

Bütün bu süreçte Türkiye’de solun da, özgürlükçü yeni bir anlatıyla yeniden yapılanacağını ve tıpkı merkez sağ gibi hızla kendi içindeki milliyetçi-modernist yapılardan koparak enternasyonalist bir çizgiye oturacağını söyleyebiliriz. Ancak tam bu süreçte burjuva demokrasisini öne çıkartan merkez sağ ile yeni özgürlükçü sol, konjonktür gereği, biraraya gelecektir ki; bu önemli ve yol açıcı bir gelişmedir.

 

Write a comment