Rantiye aileler dönemi biterken
Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 09-10-2009
2
IMF ve Dünya Bankası toplantıları arkasında önemli mesajlar bırakarak bitti.
IMF Başkanı Kahn’ın küresel uzlaşmanın olmaması halinde insanlığı yeni savaşların beklediğini vurgulaması ve Dünya Bankası Başkanı Zoellick’in yoksulluk vurgusu toplantılara damgasını vurdu. Ama Kahn’ın “uzlaşıdan” neyi kastettiği ve Zoellick’in kastettiği yoksulluğun, nasıl ortadan kaldırılacağı, beklendiği gibi, ortada kaldı. Bu iki kuruma ve toplantılara muhalefet edenler de, savaşlara ve yoksulluğa karşı nasıl bir mücadele verileceğini yine anlatamadılar.
Kahn’ın uzlaşma olmazsa bizi yeni savaşlar bekliyor uyarısı yerinde ve önemli bir tesbit. İkinci savaş öncesi, ilkönce Almanya ve daha sonra da İngiltere ve ABD, kendi bölgelerinde ulusal paralarının geçerli olduğu para birlikleri oluşturarak pazarları fiili olarak paylaşmışlar ve savaşa giden yolu açmışlardı. Bugün doların rezerv para niteliğini kaybediyor olması küresel ekonominin en büyük sorunlarından birisidir ve rezerv para sorunu çözülmeden kriz bitmiş sayılamaz. Küresel işsizlikteki artış durmadan da kriz bitti diyemeyiz. Bu tesbiti IMF de yapıyor. Demek ki, tıpkı ikinci savaş öncesi benzeri, bir rezerv para ve kredi sorunu ile karşı karşıya olduğumuz gibi bir küresel işsizlik sorunu ile de karşı karşıyayız.
O tarihte kapitalizmin bu iki temel sorununu topyekûn savaş çözdü. Savaş ve silahlanma yarışı sistemi tam istihdama getirirken, savaştan en kazançlı çıkan ve savaş sonrası emperyal hegemonyasını ilan eden ABD de, parası doları rezerv para ilan etti. İşte bu tarihî gerçekler IMF Başkanı Kahn’a “eğer uzlaşı olmazsa savaş kaçınılmaz” dedirtiyor. Savaş yani uzlaşı olmaması hali şimdilik uzak ihtimal. G-20 uzlaşısının bütün hızıyla devam edeceğini bize “İstanbul Mutabakatı” gösteriyor. Bu mutabakat basında rört maddelik İstanbul kararları ile anlatılmaya çalışılıyor ama bence bu yetersiz. Çünkü İstanbul toplantılarından çıkan sonuçlar, bu şekilsel kararlardan, çok daha kapsamlı. Gelişmekte olan ülkelerin IMF nezdindeki kotalarının arttırılması zaten beklenen bir karardı. Ama bundan daha önemlisi IMF’nin, Bretton-Woods’da tanımlandığı üzere, cari işlemler ve kur krizlerine yönelik programlarının geride kaldığının vurgulanmasıdır. IMF artık, yalnız ödemeler dengesi kaynaklı sorunlara değil, ekonomideki yapısal sorunlara yönelik ayrıntılı programlar da geliştirebilecek. Böylece baskın yapar gibi azgelişmiş bir ülkenin başkentine bond çantalarla inen IMF heyetleri ve o heyetlerin çantalarındaki “devalüasyon yap, kamu harcamalarını kıs, ücretleri dondur” gibi “geleneksel” reçeteler artık tarihe karışıyor. Dolayısıyla yeni IMF programları, hem söz konusu ülkenin yapısal-sosyal özelliklerini hem de dünya ekonomisinin o anki durumunu gözönüne alacak. Şimdi İstanbul kararlarının bu en önemli maddesi ortada dururken hâlâ IMF-Türkiye arasında “geleneksel” bir stand-by bekleyenlere ne demeli bilmiyorum ama bu beklenti içinde olanların işlerinin zor olduğunu söylemek gerekiyor.
Çünkü İstanbul Mutabakatı ortaya çıkartıyor ki, yeni sermaye birikim süreci, aynı zamanda, sermayenin önemli ölçüde el değiştirmesini içerecek. Finansal regülâsyonlar, kayıtdışını önlemeye yönelik ve çok güçlü olarak, önümüzdeki günlerde, küresel çapta devreye girecek. Mali alanın düzenlenmesi ve sermayenin akışkanlığı buna bağlı olarak hızlanacak.
Türkiye’de eski alışkanlıklar, yapılar üzerinden “işlerini” yürüten holding ve şirketler, büyüklükleri ve isimleri, ne olursa olsun, anlayış ve kabuk değiştirecekler ve kurumsal olarak küresel sermaye yapılarına eklemlenecekler. Bu açıdan şu sıralar gündeme gelen “vergi cezaları” hükümet kaynaklı operasyonlar değil, yeni sermaye birikim sürecinin, olması gereken, bundan sonra da olacak olağan el değiştirme ve yeniden yapılanma operasyonlarıdır.
Bu vergi cezalarına muhatap olan ya da bundan sonra olacak olan sermaye yapıları zaten yeni dönemi karşılayacak yapılar değildir.
Dev küresel petrol şirketleri bile güneş enerjisine, yeni ekonomi kapsamındaki alanlara yatırım yaparken bu köhne-geleneksel sermaye grupları, teknolojisi 20. yüzyılda kalmış petrol rafinerilerine, gereksiz-uygun olmayan ölçekteki bankalara milyarlarca dolar gömdüler.
Değer üretmeyen medyaya, bir önceki dönemin sanayi alanlarına yatırım yapan bu guruplar, yıllardır zararlarını, yasa dışı yollardan elde ettikleri “siyasi” rantlarla telafi edip, ayakta kaldılar ve ekonominin sırtında kambur oluşturdular. Ama artık bu dönem bitti.
Yeni ekonomi ile “eski” ekonomi arasındaki en büyük fark, eskide az bulunan değerliyken yenide çoğalanın ve paylaşılanın değerli olmasıdır. Az bulunan ama rantiye “aileler” dönemi, “İstanbul Mutabakatı” ile bitti.


Yazınızı şurada paylaşmıştım: http://ff.im/9umvg . Şöyle bir yorum geldi. Buraya aktarmak istedim, çünkü ben de çok net bir cevap bulamadım: “yazida surasi acik degil “şu sıralar gündeme gelen “vergi cezaları” hükümet kaynaklı operasyonlar değil, yeni sermaye birikim sürecinin, olması gereken, bundan sonra da olacak olağan el değiştirme ve yeniden yapılanma operasyonlarıdır.” Peki bunun mekanizmasi nedir? Kim karar veriyor, kim uyguluyor?Turk vergi sistemi uluslararasi finans kuruluslari ile bu kadar entegre mi calisiyor? – Aykan” Bu durumu genel bir gidişatın yansımalarından biri gibi gördüğünüzü düşünüyorum. Ama konu bu kadar yakıcı bir biçimde ortadayken kafamızda bazı soru işaretleri beliriyor ister istemez. Bu konuyu bir parça açıklığa kavuşturabilir misiniz?
Selamlar, tabii ki bizim vergi idaremiz uluslararası “kurumlarla” entegre değil. benim burada anlatmak istediğim tam olarak şu: Doğan grubu gibi guruplar şimdiye değin var olan yasaları çiğneyerek varlıklarına varlık katıyorlarlardı. Örneğin köşebaşındaki markete, KOBİ’lere hatta çoğu holding için var olan vergi yasaları doğan gibiler için yoktu. Herhangi bir KOBİ, büyüklüğü ne olursa olsun bir sanayi kuruluşu gelirer kontrolleri taraffından didik didik incelenip resen vergi salınabilir ya da onları batıracak kadar vergi cezasına muhatap olabilirlerdi. Ama doğan gibiler kim iktidarda olursa olsun doğrudan iktidarın medya tarafından ortağı oldukları için hiç incelenmez böylece köpeksiz köyde değeneksiz gezmenin rahatı içinde vergi kaçırıp patlayan lastikleri yamayabilirlerdi. Şimdi tam da herkes için bir pat durumu ile karşı karşıyayız. bütün geçeş süreçleri böyle olur. bu bir geçiş süreci böylece çürükler ayıklalacak. 2001 krizi bunu finans alanında ve ulusal düzeyde yaptı. şimdi her alanda ve uluslararası bir eldeğiştirme ve “sağlamlaştırma” operasyonu geçerli.