2010-2030: Dünya Ekonomisinin Büyüme Dinamikleri

Posted by ertemcemil132 | Posted in Finans Politik | Posted on 02-11-2009

1

 

Dünyadaki “gizli hesapların” barınağı UBS, nihayet geçen ay ağzındaki baklayı çıkardı. UBS, “gizli” hesap sahiplerine posta yolu ile hesaplarındaki bilgilerin ABD’ye aktarılacağını bildirdi.  Bu önümüzdeki günlerin en ciddi finansal regülâsyonunun başladığı anlamına geliyor.  Kriz sonrasının önemli gelişmelerinden birisi, vergilendirilmeyen servetlerin kaynağındaki ülkede vergilendirilmesini sağlayan düzenlemelerin başlaması olacak.

Bunun anlamı, başta Türkiye olmak üzere birçok gelişmekte olan ülkeye bu kaynakların girmesi ve bu ülkelerin finans piyasalarının hareketlenmesine bağlı olarak yerel paraların dolar karşısında güçlenmesi olacaktır. Ama daha da ötesi bu likit servet akışının bu ekonomilerde, 2010 yılının ikinci çeyreğinden itibaren ciddi büyüme ataklarına yol açacak olmasıdır.

Bu düzenlemenin, göründüğü kadar, basit olmadığını söylemeliyiz. Çünkü banka ve finans sistemi tam buradan başlayarak düzenlenecek. Bir önceki sermaye birikiminin sonucu olarak sistem dışında atıl olarak duran trilyonlarca dolar sisteme girecek. Bu aynı zamanda banka sisteminin yeniden yapılanması anlamına geliyor. Bankaların aktiflerindeki atıl ve işe yaramayan değerler zaman içersinde eriyecek.

Bir önceki birikim rejimi, sanayi ve finans sermayesi arasındaki “şekilsel” ayrım üzerinden risklerini en aza indiriyor ve sistemin genel kârlılığını yükseltiyordu. Finans alanından sanayie ve diğer alanlara aktarılacak kaynaklar, banka sistemine verilen “teminatlarla” garanti altına alınıyordu. Bu yöntem, aynı zamanda, banka sistemine kayıt dışı yoğun kaynak aktarımına yol açıyordu. Çünkü banka kredisi kullanmak, yatırım yapmaktan ziyade, bankaya güya “teminat” olarak yatırılan “gizli” hesapların aklanması anlamına da geliyordu.

Sistem, ülkeler, bölgeler, kıtalar arasındaki eşitsizlik üzerine kurulmuştu. Bu eşitsizlik, banka sistemi aracılığıyla faiz, arbitraj farkları, uluslararası hâkim şirketlerin teknoloji ve yönetim rantları olarak katlanıyordu. Böylece sistem geliştikçe eşitsizliği, kayıt dışını, yüksek faizi, aşırı değerli hâkim parayı ve borçlanma sistemini üretiyordu. Bu aynı zamanda “kuzey ile “güney” arasında gelişmişlik farkı olarak su yüzüne çıkıyordu.

Bir önceki birikim rejimi, düşen kâr oranlarını finansa dayalı bu çarpık gidişle uzun bir süre idare etti. Ama bu 2008 kriziyle patladı.

Şimdi bu temizlenecek. İsviçre bankalarındaki hesapların küresel denetime alınması bunun ilk adımıdır.

Peki, bundan sonra banka sistemi daha geniş bir anlatımla küresel finans sistemi nasıl yapılanacak?

Ülkeler arasındaki farklar eriyor
Ülke ve bölgeler arasındaki farklılıkların giderek kalktığı, küresel bir sistemle tanışmamıza az kaldı. Teknolojinin yaygınlığı ve iletişim ağlarının gücü bu süreci hızlandıracak.
Bir önceki sistemin temel özelliklerinden biri de, kapitalist gelişmişliği “merkez”de tutarak gelişmiş ülke-gelişmemiş ülke ya da bölge farklılıklarına yol açmasıydı. Merkez, yüksek teknolojiyi, buna bağlı sermayeyi barındıran finans sistemini elinde tutar ve kontrol ederdi. Bu yapıya tekabül eden kontrol sanayileri de demir-çelik, buna bağlı silah, kimya, petrol ve petrol türevlerine bağlı enerji idi. Bu “reel” yapı, politik-militer güce dayanarak ürettiği para ve faiz sistemiyle kendisini “çevreye” finanse ettiriyordu.

Bu sistem, aynı zamanda çok yoğun olarak, kayıt dışı olanı da üretiyor ve besliyordu. Çünkü yüksek faizler, karşılıksız para arbitrajları merkezin yoğun ranta ve el koymaya dayalı ekonomisiyle bütünleşince korkunç kâr oranları ortaya çıkıyordu. Katlanarak artan ve hızla sistem dışına çıkan bu “sermayenin” yeni yatırım alanları bulması güçtü.

Böylece “atıl” sermaye, kendisi için giderek “kirli” –uyuşturucu, silah kaçakçılığı, finans oyunları, bölgesel savaş alanları gibi- ama kârlı alanlara kaydı. Bu, ilkönce banka ve finans sistemini sonra da tüm sistemi kirletti ve bugünkü krizi tetikledi. İşte bu durum şimdi banka ve finans sisteminden başlamak üzere değişiyor.
Banka ve finans sisteminin risk anlayışı ve buna bağlı olarak, reel kesime kaynak aktarım şekli değişecek. Banka sistemi, ağırlıklı olarak “girişim sermayesi” anlayışı ile çalışacak.
Girişim sermayesi, bir önceki dönemin küresel likidite bolluğunda, bankalardan ayrı olarak, sermayeyi sistem dışında tutan bir nevi finans organizasyonu çerçevesinde çalıştı.
 Şimdi “girişim sermayesi” anlayışı tümüyle değiştiği gibi, bankalarda girişim sermayesi şirketleri aracılığıyla ancak projelere kaynak aktaracak ve bunlara ortak olacak. Böylece mali sermayenin elindeki fonlar, kaynağı belli olarak, sistem içinde değerlendirilirken, kapitalizmin risk anlayışı tümüyle değişecek. Sermaye, yasal yollardan kar edeceği daha bakir alanlara yani Asya’ya doğru yola çıkacak. Ayrıca fazla veren Asya ülkelerinde ve enerji zengini ülkelerde biriken sermayenin yeni adresinin de, aralarında Türkiye’nin de olduğu gelişmekte olan ülkeler olduğunu varsayarsak 2010’dan itibaren kuzeyden güneye ciddi bir sermaye akışının söz konusu olacağını söyleyebiliriz.

Yani şu an kriz nedeniyle var olan “likidite tuzağı” 2010 dan itibaren hızla çözülmeye başlayacak ve kilitlenen likidite hızla kuzeyden güneye doğru akacaktır. Bu çözülmenin çok önemli ekonomik ve siyasi sonuçları olacaktır. Ancak bu eğilimin yani gelişmekte olan Asya başta olmak üzere, dünün azgelişmiş ülkelerinin hızla büyüyerek batıyı geçmeleri, kriz bitiminde görülecek geçici bir olgu değildir.

İngiliz iktisat tarihçisi Angus Maddison 2030 yılına dek dünya ekonomisinin büyüme performansını “Contours of the Word Economy: 2030 AD, (2007) çalışmasında ortaya koyuyor. Aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi, 2030 yılında Asya Batıya fark atıyor. Maddison, 2030 yılına kadar batıda nüfus artış hızının daha da yavaşlayacağını ve dünya ortalama büyümesinin de yüzde 3 civarında olacağını iddia ediyor.  Maddison’a göre, Asya’nın büyümesi çarpıcı olacak. Yani Asya Çin ve Japonya’yı da içine alarak dünya üretiminin önemli bir bölümünü gerçekleştirecek Asya bölgesi 19. yüzyıl başındaki çarpıcı konumuna geri dönecek.

Bu, hiç şüphesiz bize 2010’dan başlamak üzere yeni bir dünya sisteminin ipuçlarını veriyor. Bu yolculuk batıdaki kaynağı belirsiz sermayenin doğuya doğru yola çıkmasıyla başlayacak.

İsviçre gibi batının vergilendirilmemiş “kara para”sına ev sahipliği yapan finans merkezleri sırlarını açığa çıkartırken sermayenin doğuya doğru yolculuğuna da kapı açmış oluyorlar. Aşağıdaki tabloda Batının uzantıları olarak nitelenen Anglosakson sisteminin Avrupa’dan daha çok büyüdüğünü görüyoruz. Bunun anlamı ABD’nin Obama iktidarı ile birlikte teknoloji liderliğini yeniden yakalayacağıdır. Ancak burada çok önemli bir ayrım var; o da ABD’nin, bu seferki teknoloji liderliği ikinci savaş sonrası gibi olmayacak. Çünkü ABD’nin elindeki teknoloji başta Asya olmak üzere tüm dünyaya hızla yayılacak ve kullanıma açılacak.  

Bugün, elimizde yaşadığımız krize başka bir açıdan bakmamızı sağlayan çok önemli bir veri var: 1995-2005 yılları arasında üst teknoloji gurubu malların Avrupa ve Amerika ekonomilerindeki katma değer payları. Çok ilginç olarak üst teknoloji katma değer payı ABD ekonomisinde bu on yıl içinde geometrik olarak artıyor. 1995 yılında yüzde 13,3 iken, 2005 yılında yüzde 54’e çıkıyor. Ama bu oran Avrupa’da düşüyor. Asya’da ve gelişmekte olan ülkelerde ise yine göreli olarak artıyor. Cari fazla veren gelişmekte olan ülkeler, aynı zamanda, ileri teknoloji katma değerini göreli olarak artıran ülkelerdir. İşte bu durum, kriz sonrası, yeni dönemin işaretlerini bize veriyor. 

Bush yönetimindeki ABD bu on yıl boyunca siyasi olarak teknolojiyi baskıladı onun yerine militarizmi, karşılıksız doları ve zehirli kâğıt ekonomisini ikame etti.

 1870-2030 Dünyanın bölgesel büyüme oranları (Dünya GSH’ sının oranı olarak)

 

 

 

1820

1870

1950

1973

2003

2030

Batı Avrupa

23.0

33.1

26.2

25.6

19.2

13.0

Batının Uzantıları*

1.9

10.0

30.7

25.3

23.7

19.8

Asya**

59.4

38.3

18.6

24.1

40.5

53.3

Doğu Avrupa

3.6

4.5

3.5

3.4

1.9

1.3

Eski SSCB

5.4

7.5

9.6

9.4

3.8

3.4

Latin Amerika

2.1

2.5

7.8

8.7

7.7

6.3

Afrika

4.5

4.1

3.8

3.4

3.2

3.0

 

Maddison,  2007,  Tablo 7.6,  s.340

*ABD dahil     ** Japonya dahil

 

 

Büyüme ne zaman başlayacak?

Peki, Türkiye merkez olmak üzere Asya’yı öne çıkartan bu kriz sonrası yeni büyüme ne zaman başlayacak? Şimdi, ilkönce, sistemin mali kurumları yenilenecek. IMF’nin, ABD ekonomisi dâhil, bütün sistemi regüle eden bir kurum olarak yeniden yapılanması gündeme gelecek.
Bu yeni bir para sistemi ve küresel bir merkez bankası uygulaması demek. Ulusal ekonomiler sandığımızdan daha çabuk ortadan kalkacak. Bunun siyasi sonuçlarını görmeye başladık bile.
Küresel ekonominin bundan sonraki patronunun G-20 ittifakı olduğunu düşünürsek, IMF, Dünya Bankası gibi kurumlar bu ittifakın düzenleyicisi olarak kurumsallaşacaklar.
Dünya Ticaret Örgütü’nün şimdiye kadar yaptığı düzenlemeler de bu bağlamda yeniden ele alınacak. Küresel düzenlemelerin, ulusal-korumacılık çerçevesinde değil de, mali alanda spekülatif balonları ve kayıt dışını gidererek, bunları denetim altına almaya yönelik olacağını söyleyebiliriz.

Bu açıdan krizin tam anlamıyla bitmesi, mali alanın yeniden düzenlenmesi, bu düzenlenmeyi sürekli kılacak kurumsal yapıların oluşmaya başlaması ile olacak.

Küresel mali sermayenin kalbi ABD’den sökülüyor. Dünyanın en ücra köşelerine para-sermayeyi ulaştıracak bu kalp, şimdi Asya ile Avrupa’yı birleştiren bir yere, yani dünyanın yeni merkezine doğru gidiyor.

İşte mali sermayenin bu yolculuğu ve yeniden yapılanması hepimizin yakın geleceğini belirleyecek önemde.

www.cemilertem.com

 

 

 

Comments (1)

Yazıyı şurada tartışıyoruz. http://ff.im/aUOJL

Write a comment