Bir “farkında olamama hali” olarak faşizm (Tartışma notları ile..)
Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 24-11-2009
0
Geçen hafta, demokratikleşme doğrultusunda atılan adımlara dönük, statükocu cephenin gündeminde olan bir plandan bahsetmiştik. Ben bu cephenin oldukça geniş olduğunu, hatta kendini bu cephede saymayanları da kapsadığını düşünüyorum.
Türkiye’de ilkönce Gladio ya da 90’ların başından itibaren yerli bir nasyonal-sosyalist örgütlenme olarak Ergenekon yapılanması, yalnızca kendini doğrudan bu yapının içinde sayan, bu yapıyla mafyatik ya da örgütsel bağ kuranları kapsamıyor. Bu, hiçbir zaman böyle olmadı.
Nasyonal-sosyalist bir örgütlenme olarak Ergenekon, devlet kaynaklı olsa da, toplumun sivil tarafına doğru “derinleşen” derinleştiği oranda da bir “farkında olmama” haliyle birlikte kapsama alanını genişleten bir yapıdır. Bu yapı, devletin silahlı güçleri dışında, siyasi partilerde, okullarda, mahalle kahvelerinde, futbol takımlarında, partileşmemiş siyasi fraksiyonlarda kendini var etti ve ilkönce ideolojik sonra da siyasi-maddi bir güç olarak Türkiye’de uzun yıllar kanla siyasi gündemi belirledi. Bu yapının, kitlesel katliamlara varan terörü, temel siyasi mücadele aracı olarak seçmesinin, kendisine muhalefet edecek yapıları besleyecek kitleleri sindirerek, faşizmin kurumsallaşmasını ve yaygınlaşmasını hızlandırdığını söyleyebiliriz. Böyle olmasa Ogün Samastları, Yasin Hayalleri bu yapı üretmezdi. Mahalle futbol takımlarına, internet kahvelerine kadar giren bu nasyonal-sosyalist örgütlenme, faşizmin yapısı gereği, yalnız yönetenler tarafında bir farkındalık sağlarken, aşağıda, bu yapının mağdurları bile, farkında olmadan bu yapının içinde yer alabiliyordu. Yani solcu öğretim üyelerinden, solcu örgüt liderlerine, eski solcu belediye başkanlarına, oradan sosyal-demokrat parti yöneticilerine kadar hiç “akla” gelmeyecek kişi ve yapılar bu nasyonal-sosyalist yapının “doğal” üyesi olabiliyordu.
Temel ortak söylem şuydu; “bu topraklar için, özgücümüze güvenerek, özgür, adil bir toplum yaratmalıyız” “Bu topraklar” Türk ulus-devlet sınırlarını anlatıyordu; “özgüç” de kullananın temel ideolojik seçimine göre, kimi zaman bir sınıfı kimi zaman da doğrudan Türk milletini anlatıyordu. Özgür olmak, sola göre “emperyalizmi defetmek” anlamında olurken, sağ taraftakiler bunu “son bağımsız Türk devleti” olarak tercüme ediyordu. Ama bütün bu nasyonal-sosyalist blokun, farkında olarak ya da farkında olmadan, içinde olanlar, bütün siyasi çıkışlarını “Türklük” üzerinden yapıyorlardı. Çünkü gecikmiş de olsa, tek bir ırka dayalı ulus, yalnızca, bir devlet, bir pazar ve bir burjuvazi yaratarak kurulmaz. Bu ulusun sağı-solu ve üniversitelerden, kumar oynanan şehir kulüplerine oradan da “sivil” siyasi partilerine kadar bir “cemiyet hayatı” olmalıydı. Türk solu, Türk sosyetesi, Türk-İslâm sentezi, Türk (…) falan.
Türkiye’de sol, 12 Mart faşizmi sürecinde bile kendisini Kemalizm üzerinden meşrulaştırmaya çalışmıştır. Milliyetçi-devletçi (Nasyonal-Sosyalist de diyebilirsiniz) bir siyasi duruş olan Kemalizm, özgün bir Ergenekon ideolojisi olarak, solun devletle bağını kurmuştur. Solun büyük bir bölümü ancak 12 Eylül faşizmi sırasında Kemalizm’in ne olduğunu yaşayarak öğrenmiştir.
Poulantzas, faşizmi yalnızca statik, faşist devletin ya da devletle bütünleşmiş faşist partinin doğrudan iktidarı olarak ele almaz. Faşizm, çeşitli evreleri olan ve farklı yapıları üreten bir süreç ve toplumsal ilişkiler bütünü olarak iktidar olur ve bu anlamda ideolojik, kültürel sürekliliği vardır. Böylece faşizm, ilk önce karşısında olacak olanı ideolojik olarak teslim alır. Faşist devletin tek bir partiye dayanan iktidarı, artık faşizmin stabilizasyon dönemidir ve zaten o saate kadar olanlar olmuştur. Poulantzas şöyle der; “Faşistleşme süreci, işçi sınıfı üzerinde sosyal demokrasinin etkisinin devamının ve niteliksel genişlemesinin, sosyal-demokrasinin faşizm karşısındaki siyasal çizgisinin damgasını taşır.” Aynı şekilde Komintern kararlarında sosyal-demokrasi ve faşizm konusu şöyle ele alınmaktadır: “Faşizm ve sosyal demokrasi, büyük sermayenin diktatörlüğünün tek ve aynı aracının iki ayrı görünümüdürler.”
Kaldı ki, Türkiye’de bize “sosyal-demokrasi” diye yutturulan devletin doğrudan tek partiye dayanan faşizmidir. Bunun da adı yıllardır CHP olmuştur.
Bu konu oldukça derin devam etmek gerekir. Ama şunu eklemek gerekiyor. Geçen hafta “Faşist Cephe” yazısından sonra DSP Genel Başkanı Masum Türker aradı ve kendilerini Ergenekon partisi olarak nitelememin haksızlık olduğunu söyledi. Kendilerinin “açılımı” desteklediklerini ve Ergenekon mağduru olduklarını belirtti. Masum Türker’e katılıyorum. DSP ve DSP’liler farkında olarak Ergenekon çemberinin içinde değiller elbet. Bugün kendini solda zanneden birçok meslek örgütü, parti ve sol çevrenin olduğu gibi.
BU YAZININ TARTIŞMA NOTLARI:
“Bir farkında olamama hali olarak faşizm” tartışmaları
“Geçen hafta, demokratikleşme doğrultusunda atılan adımlara dönük, statükocu cephenin gündeminde olan bir plandan bahsetmiştik. Ben bu cephenin oldukça geniş olduğunu, hatta kendini bu cephede saymayanları da kapsadığını düşünüyorum.” – Ozgur Uckan Bookmarklet hizmetinden
“Türkiye’de ilkönce Gladio ya da 90’ların başından itibaren yerli bir nasyonal-sosyalist örgütlenme olarak Ergenekon yapılanması, yalnızca kendini doğrudan bu yapının içinde sayan, bu yapıyla mafyatik ya da örgütsel bağ kuranları kapsamıyor. Bu, hiçbir zaman böyle olmadı.” – Ozgur Uckan
Yazıyı okudum ve tek kelimeyle olayın fotğrafını çekmiş Cemil Ertem.Tahlil çok çok iyi… – ahadeniz
“Bu yapının, kitlesel katliamlara varan terörü, temel siyasi mücadele aracı olarak seçmesinin, kendisine muhalefet edecek yapıları besleyecek kitleleri sindirerek, faşizmin kurumsallaşmasını ve yaygınlaşmasını hızlandırdığını söyleyebiliriz. Böyle olmasa Ogün Samastları, Yasin Hayalleri bu yapı üretmezdi. Mahalle futbol takımlarına, internet kahvelerine kadar giren bu nasyonal-sosyalist örgütlenme, faşizmin yapısı gereği, yalnız yönetenler tarafında bir farkındalık sağlarken, aşağıda, bu yapının mağdurları bile, farkında olmadan bu yapının içinde yer alabiliyordu. Yani solcu öğretim üyelerinden, solcu örgüt liderlerine, eski solcu belediye başkanlarına, oradan sosyal-demokrat parti yöneticilerine kadar hiç “akla” gelmeyecek kişi ve yapılar bu nasyonal-sosyalist yapının “doğal” üyesi olabiliyordu.” – Ozgur Uckan
Yakında insanlar “Ulan gaz çıkartsak faşizm” diye yollara dökülecek. O da ayrı bir kutuplaşma ve ötekileştirme olarak karşımıza çıkacak. Olmayan açılıma karşı gelişen gereksiz ulusal müdafa garip olmakla birlikte yazarın her liberal ayağında takılan yazar gibi bu işi nasyonel sosyalizme götürmesi garip. Bire on katmadan bir yazı yazsınlar bir ara, okuyalım. Neyse şimdi bana da kin kusarlar açılımcılar, susup oturayım. (Not: İyi fotoğrafçı kadrajı çekerken ayarlar, fotoğrafı sonradan kırpmaz) – Berkin Bozdoğan
hocam ergenekon davası ile ilgili ne düşünüyorsunuz? ben bu davanın arkasındayım fakat birçok tutuklamanın biçimi, bazı iddiaların dedikodu tarzında olması sebebiyle karmaşada hazır elimiz deymişken şunların da sesini keselim seviyesine çekildiğini düşünüyorum. böyle örgütsel bir hareket olduğunu anda bilmeden de olsa buna destek olanlar olur. bu davada örgütten tamamen bağımsız sadece fikri olarak denk gelmek sureti ile destek verenlerin de içeri alındığını düşünüyorum. bir de aylarca yargılanmadan orada bekleyenler var. evet aynı hukuk tarih boyu bu ve benzer haksızlıkları hep yaptı. ama yanlışı örnek olarak göstermek de doğru değil. düşmanımın bile hakkını korumalıyım. o hukuk bir gün bana da lazım olabilir. – bukkakemal
Böylece faşizm, ilk önce karşısında olacak olanı ideolojik olarak teslim alır. Faşist devletin tek bir partiye dayanan iktidarı, artık faşizmin stabilizasyon dönemidir ve zaten o saate kadar olanlar olmuştur. bu tespit en vurucu tespit… – Lermontov
Hukuk sadece baştakinin işine yarıyor.
Her gelen kendisine işletiyor. Örgütlenme varsa soruşturulur; ama açıkçası AKP ve türevi oluşumların ortadan kaldırılması bana sempatik geliyor desem beni bile alırlar içeri. Üzerine de birileri darbeci derler. Şimdi genele soralım: Faşizmi nasıl tanımlıyorsunuz bilemiyorum ama siyasal islamın çok demokratik ve özgürlükçü olduğunu sanmıyorum. Boka nispetle tezek amberdir diyerek ülke daha iyi günlere gidecekse, hadi gidelim.
– Berkin Bozdoğan
Berkin, AKP üzerinden her demokratik gelişmeyi ötelemek de tuhaf bir tezeklik oluyor doğrusu, AKP demokrasinin ya da siyasetin bir aracıdır, aslolan siyaseten demokratik gelişmlerden yana olup olmadığındır… Her ne hikmetse AKP üzerinden garip faşizm tahlili yapanlar kafes üzerinden mağduriyet edebiyatı yapıyorlar kınım kınım kınıyorum bu zihniyeti. – Lermontov
Bu arada yan taraftaki hoparlörden rahat hazırol nidaları yükselmekte, şu an andımızı okuyan çocukların öğretmenler gününde öğrenci değil de asker oldukları gerçeği midemi bulandırdı… – Lermontov
akp’nin yaptığı her şeye paranoyakça yaklaşmamakla beraber özgürlüğü, gerçek sivil demokrasiyi getirecek olanların işin özünde çok da özgürlük manyağı olmayan insanlar tarafından getirilmesine üzülüyorum. fakat yapacak bir şey yok. köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyorum. ilk etap atlatılsın. biraz normalleşelim sonra yapacak başka bir iş daha var. – bukkakemal
Bence yorum yapmadan evvel yazıyı bütünüyle okuyup (tabiki eleştirel bir gözle) sonra yorum yapsak daha yerinde olur,illa belli koşullanmışılkla (AKP,siyasal islam vb.vb.) olaya destursuz dalmak düşünsel olarak bizlere bir şey katımıyor bir süre sonra karşılıklı klavye arkasında birbirine hakarete dönüşüyor …bu hiç iyi değil… – ahadeniz
Berkin Bozdoğan, yazar, CHP’nin ve vesayet altında siyaseti savunanların faşizan haline dikkat çekiyor ve iyi de yapıyor. Bu son olaylarla bu tarihi “hal” ayan beyan ortaya çıktı zaten. Kürt sorununu çözmek için kitlesel katliam öneren bir partiden söz ediyoruz. (Bunu MHP bile yapmadı). Buna faşizm, nasyonel sosyalizm demeyeceğiz de ne diyeceğiz? Naziler de iktidara gelirken sol eğilimli sloganlar kullandılar (nitekim adlarındaki “sosyalizm” eki bu duruma gönderiyor). Türkiye’de de bu tür düşünceler sol, sosyalist eğilimlere referansta bulundular. Ama hepsi şu ya da bu şekilde özüne dönüyor: faşizme… Siyasal islam da özünde faşizan eğilimler taşır. Ama ırkçı değil ümmetçi olduğu için bu eğilim nasyonel sosyalizm olarak dışa vurmaz kendini. Ha, eşit ölçüde demokrasi dışı bir noktaya varır. O başka. Türkiye’de böyle bir tehdit var mı? Zannetmiyorum. Türkiye faşizmin iktidara geldiği bir ülke olabilir mi? Artık pek mümkün değil. Ama faşist cephenin eylemleri ülkeyi kana boyayabilir. Bu da yeterince ciddiye alınması gereken bir tehdittir. – Ozgur Uckan
NADİDE YURDUMUN FAŞİSTLERİ; YERLİ McCARTYH’cikler) http://cengizchefikir.blogspot.com/2009… – Lermontov
Gobbels’in “Yalan söyleyiniz mutlaka inananlar çıkacaktır.” sözü de kapak olur bence
– Lermontov
Gelelim hukuğa… Hukuk tanımı gereği herkesin işine yaraması gereken bir şeydir, ama dediğiniz gibi bambaşka amaçlar için kullanılmaya da çok müsaittir. Ben 12 Eylül faşizminin hukuk dışı icraatlerine hukuk adını taktığı bir ortamda yetiştim. Savcı ve hâkimlerinin büyük çoğunluğunun bireyi değil devleti korumaya soyunduğu bir ülkenin hukuk sisteminin “hukuk” adını nekadar hak ettiği zaten tartışılır. Bugün hukuk parti kapatma davalarıyla, anayasa dışı anayasayı koruma teraneleriyle vesayetçi sistemin devamı için bir araç olarak kullanılıyorsa, bunun hukuka ne kadar uyduğu da ortadadır. Hukuğu gördüğünüz gibi sadece hükümetler araç olarak kullanmıyor. Vesayetçi bürokrasi de tepe tepe kullanıyor. Dolayısıyla kimse çıkıp da hukuk hükümetin elinde oyuncak oldu falan demesin bana… – Ozgur Uckan
Ki Gobels NAZİ partisi içinde ki sosyalit kanadın temsilcisiydi ve propgadanda (kara tabii) sorumlu nerdeyse tek kişiydi…Ölüme küçücük çocukları ve yine kendisi gibi bir Hitler tapıcısı olan eşi ile Führerinin yanında gitti… Yaa demek ki Sol yada sosyalizmi böyle de anlayan bir zihniyet varmış… – ahadeniz
faşizm, jargon olarak sol kalıplardan yararlanır, düşünsenize Türkiye’de yüzlerce ADD, ADK vs vs vs gibi sivil dernekler var ve hepisnin temel jargonu tam bağımsız türkiye üzerindedir, bu masum bir bağımsızlık değildir,daha çok içerdeki düşmana karşı alışılagelen ekonomik, siyasi ve sosyal seçkinciliktir. – Lermontov
bukkakemal, Ergenekon davasında bazı hataların yapıldığı doğrudur. Muhtemelen suça sadece fikir düzeyinde katılanlar da içerdedir. Dileğim, mümkün olduğunca bu hataların telafi edilmesi. Yargılanmanın uzun sürdüğü de doğrudur. Ama benzeri Gladio davalarının İtalya gibi ülkelerdeki durumuna bakarsanız, bu kapsamdaki bir davanın yıllara yayılmasının normal olduğunu da görürsünüz. Soruşturulacak devasa bir yapı var ortada. Bu işe ne kadar geç başlarsanız, dava da o kadar uzun sürecektir. Hala her gün yeni bir dehşet senaryosu fırtlıyor ortaya. Davada yapılan hataları ileri sürerek süreci baltalamaya çalışmak ise iyi niyetli bir çaba değil. Bu musibetten kurtulmak zorundayız. Gladyo’nun varlığı ve köklerinin derinliği konusunda benim hiç bir şüphem yok. Bunu kendi hayatımla tecrübe edecek kadar yaşadım bu ülkede. Elbette herkes içindir hukuk. Öyle olmalıdır. Bunun yolu da Ergenekon gibi bir yapılanmayı devletin bağrından söküp atmaktan geçiyor. Haksız yere içerde yatanlara da topluca karşı çıkmak gerekiyor. Sadece Ergenekon sanıklarına ağlayanları da vicdana davet etmek lazım. Haksızlık bu ülkede hukuk sisteminin doğal yan etkisi haline geldi neredeyse… – Ozgur Uckan
hocam size katılıyorum bu hukuk dışılık ya da hukuku bir amaç için kullanma akp’nin değil becerebilen herkesin yaptığı bir şey. benim demek istediğim ise konu ne olursa olsun bu ceylan’ın davası da olabilir, ergenekon davası da olabilir içinde kimin bulunduğuna bakmadan hukuksuzluğunda karşısında olmak. yani ergenekon ülkenin normalleşmesi için çok önemli bir dava diye içersinde yapılan yanlışları da görmezden gelmemek gerekir. her ne sebeple olursa olsun bir insan makul yargılanma süresinde yargı karşısına çıkmıyorsa bu işin karşısında dururum, bu ergenekon davası karşıtı olduğum manasına da gelmez. – bukkakemal
bukkakemal, bir davada yapılan hataları telafi etmenin yolu davayı baltalamak olmamalı. Davayı rayına oturtmak için başvurulması gereken süreçler var. Bunlar hukuki süreçler olmalı. İtalyan Gladyo savcısı da bir çok hata yaptı. Onu görevden almak için çok uğraştılar, bunları bahane ederek. Ama İtalyan hukuk sistemi bir bütün olarak buna direndi. Bu hatalar da hukuki süreçler kullanılarak telafi edildi. Olması gereken budur. Bir de bizde baroların yaptığına bakın. Hukukçularımızın önemli bir kısmı (ki bunların da önemli bölümü hakim ve savcılar) bu davayı baltalamak için uğraşıyor. Bu çok tehlikeli bir durum. – Ozgur Uckan
bukkakemal, hocam bu yargılama süreci giderek asıl failleri bulacaktır, ama içinde haksız suçalamalar var diye diye bir gün asıl yargılanması gerekenleri de unutacağız gibi geliyor bana, haksız yere içerdelr sadece fikirlerinden ötürü içerdelr denilen gazetciler var rektörler var güya oysa ben ben farklı düşünüyorum, OMÜ rektörü Ferit Barney vardı, benim öğrenciliğimde rektördü, linç konseptinin geliştiği döenmlerdi, üniversite konseyini toplayıp hurra bayark yakanları protesto edelim diye karar çıkartanlardan, ayrıca ordu göreve pankartının altında yürüyen bir rektörümüzdü… – Lermontov
hocam konusu açılmışken gladio davasını ile de ilgili bize bilgi verirseniz çok sevinirim? ergenekon davası ile çok büyük benzerlikleri olduğunu biliyorum. hatta koskoca yazarlar, profesörler mi terör örgütü içinde olacak sorusuna verdiği cevaplar var diye biliyorum. – bukkakemal
lermontov: kesinlikle katılıyorum. zannetmeki koskoa profesörler mi örgüt elemanıydı demiyorum. en tertemiz gördüğümüz insan bile, hadi len bu da bu işin içinde olamaz dediğimiz kişi bile olabilir. çünkü terör karşı tarafın taktığı bir isimdir. o cephede aynı kişi kendisini vatansever olarak görür. zaten kötü bir şey yapmıyordur. sadece hukuk mümkü olduğunca hassas işletilmeli ki senin dediğin olmasın. yani haksızlıklar yüzünden haklı yere orada olanlar da aklanmasın. umarım anlatabilmişimdir. – bukkakemal
evet daha net anladım, zaten güçlü bir direnç cephesi (mesela istanbul barosu:) onlara o kozu vermemek gerekir diyorsun, ok tşkr… – Lermontov
bukkakemal, wikipedia’nın gladio maddesi derli toplu bir içerik sunuyor ve bol miktarda referansı var: http://en.wikipedia.org/wiki… Bu konuda bilgi vermeyi isterim. Ama kabul edersiniz ki çok karmaşık bir konu. Aslında Gladio savcısı Felice Casson adına yapılan bir arama hayli aydınlatıcı bir sonuç veriyor. Ayrıca kendisiyle yapılan bir röportajın bulunduğu şu kitabı önerebilirim: http://www.kitapdenizi.com/kitap… – Ozgur Uckan
Ama genel olarak Gladio davasının Ergenekon davasıyla benzerliğini vurgulamak gerekirse, Casson’un şu sözleri açıklayıcı olacaktır: “Casson “İtalya’da Gladio Türkiye’de Ergenekon- Nasıl Yaptık? Nasıl Yapılır?” başlıklı konuşmasında “Gladio’nun soğuk savaş döneminde Rusların İtalya’yı işgalini önlemek amacıyla kurulmuş gizli bir örgüt olduğunu” söyledi. İtalya’daki adı “Arkadaki Devlet” olan örgütün NATO kapsamında kurulmadığını, NATO dışındaki İspanya, Portekiz ve Fransa gibi ülkelerde bağlantılar tespit ettiklerini belirten Casson, örgütün asıl olarak Amerikan istihbarat servisi CIA’nın kontrol, denetim ve kaynaklarıyla oluşturulduğunu belirtti. Gladio’nun asıl olarak İtalyan Gizli Servisi, polis ve jandarma içinde yer alan eğitilmiş, uzman kişilerden oluştuğunu belirten Casson, 1990’da başbakan olan Giulio Andreotti’nin desteği ile bir çok belgeye ulaştıklarını ve örgütün temel yapısının bu dönemde net olarak anlaşıldığını belirtti. Aynı dönemde Cumhurbaşkanı Francesco Cossiga’nın ise olayın ortaya çıkmasını engellemeye yönelik tutum aldığını, bu nedenle soruşturmanın üç yıl kadar durduğunu anlattı. Değişen amaçlar Casson, Gladio’nun ülkenin değişik yerlerinde gizli merkezler oluşturduğunu, buralarda silah ve mühimmat stokladıklarını, aynı zamanda çeşitli toplumsal olaylar, katliamlar düzenleyerek, toplumu sıkı bir düzeni talep eder hale getirmek için çalıştıklarını, hatta 1964 ve 1972’de “darbe teşebbüsleri”nde bulunduklarını belirtti. Casson Berlin duvarının yıkılmasından sonra örgütün asıl amacının ülkenin “politik-ekonomik yapısının” korunması ve olası bir “sol düzen”in kurulmasının önlenmesi olduğunu söyledi. ” http://bianet.org/bianet… – Ozgur Uckan
Şu sözler mutlaka tanıdık geliyordur: “Gladio’nun ülkenin değişik yerlerinde gizli merkezler oluşturduğunu, buralarda silah ve mühimmat stokladıklarını, aynı zamanda çeşitli toplumsal olaylar, katliamlar düzenleyerek, toplumu sıkı bir düzeni talep eder hale getirmek için çalıştıklarını, hatta 1964 ve 1972’de “darbe teşebbüsleri”nde bulundukların”… – Ozgur Uckan
özgür hocam saolunuz, evet süreç bizimkilerin sürecine iyi benziyor ama 64ve 72deki darbe girişimlerini bile yargılayan bir irade sanırım bizde yok, 2009 kafes operasyonu bile çok güçlü bir dirençle karşılaşmıştır, hala umutusuzum bir vatandaş olarak… – Lermontov
Herşey bir yana; bu ülke de bir gün güneşli günler görebilecek mi? Beni en çok o düşündürüyor.
) – Ümit Orhan
Ah ümit, ah! sanki rus romanlarından kopup gelmişsin:) iklim değişiklikleri oluyor hocam, buzullar kopuyor, buzdağları eriyor ama yeniden buzlaşma olur tehlikesi de var gibi, her şeye rağmen sen bu güneşi bekleyen halinle kal:) biz seni böyle sevceğiz… – Lermontov
Ben ümitsiz değilim. Gladio, SSCB’nin dağılmasından sonra AB’de kökünü kaybetti. Bütün Avrupa ülkeleri Gladio örgütlerini tasfiye ettiler zaten. Hatta Fransa bu işi neredeyse tüm Gladio mensuplarını devlet eliyle öldürüp, sonra da “tüh, tam yargılayacaktık kim öldürdü acaba” diyerek yaptı:) Türkiye’de o dönemlerde sık sık darbe olmasının ve devlet ideolojisinin de izin vermesiyle, Gladio derin devlet haline geldi. Zaten her devlet memurunun gönlünde ve zihnindedir Gladio; bizdeki “halk devlet içindir” koyunluğu da bu tip örgütlenmelere fazlasıyla hizmet eder. Dünya üzerinde vatan millet demeden gelmiş hiçbir faşist ve yalancı akım görülmemiştir. – Barış Atasoy
barış seni de sevdim hocam:) Sevan Nişanyan’a sormuştum hocam dedim bu süreç nasıl işler ülke aydınlığa kavuşacak mı? o da: sanmıyorum dedi tanzimat yeniçeriliği ancak 150 yılda tasfiye etti:) – Lermontov
İşin doğrusu, Türkiye ekonomisi düzelirse öfke de diner ve bu süreç hiç kan dökülmeden atlatılır. Kız arkadaşı ve biryere gidecek parası olmayan öfkeli yığınlar çoğaldıkça, bunları romantik palavralarla gaza getirip eyleme sürüklemek de kolaylaşıyor. Elbette bu sorun topyekün ve bir anda çözülmez ama örneğin Almanya’da nazizmi iktidara taşıyan büyük işsiz yığınlardır. Htiler ve beyin takımı, “Yahudiler zengin ülkemin insanı niye aç?” diye insanları gaza getirmiştir. – Barış Atasoy
Barış ama bir sorun var, bizde daha çok önemli gelirleri olan gençler bu yığınlara iştirak ediyor gibi, nişantaşı, ankara-çankaya, izmir vs vs vs pek öyle sadece yoksullukla anlatılacak gibi değil.. – Lermontov
Lermontov, insanların cehaleti bence bu süreçte önümüzdeki en büyük engel. Gençler, “ordu göreve” pankartı altında yürüyen rektörleri alkışladıkça bu sorun tepeden inme bir şekilde çözülemez. Ben 75 doğumlu olmama rağmen yaşıtlarım arasında bile darbe isteyen ahmaklar var. Bunların çoğu, o yıllarda asker görünce altına sıçan çocuklar. İnsanımızın self diagnostic modu pek gelişmemiş:) – Barış Atasoy
Aynı yaştayız barış:) – Lermontov
lermontov, “Nişantaşı” olayı da farklı birşey. Orada “şeriat gelir mini etek giyemeyiz” korkusu var. Ergenekon ve derin devlet Atatürk imgesini çokça kullanınca bunlaırn olması doğal. – Barış Atasoy
çok mini etekli var ama şeriat özlemi az bunları dengelemeli hani artık çekiciliğini de kaybediyor bu mini etek:) olaya bir de bu açıdan bakalım – Lermontov
Tabii anti Kürt refleksi de var:) Bu herzaman vardı; halk plajları doldurdu vatandaş denize giremiyor:) Göçle gelen bu insanlar şehri tahrip etti, ama kimse neden geliyorlar diye de düşünmedi. Cumhuriyet zaten İstanbul’u cezalandırmak için elinden geleni yapmıştır. Bu yığınlar, daha kasaba hayatını görmeden şehirlere doluştu ve doğal olarak şehrin kültürü yozlaştı. Suç oranı arttı. Şehirli kitlede Kürtlere karşı bir tepki oluştu. Osmanlıda da Kürtler sevilmezdi; mesela Karadenizliler şehre çok daah kolay intibak edebildiler ve fazla tepki eçkmediler. Çünkü hem çok yoğun olarak gelmediler, hem de zaten Osmanlıdan beri şehrin ahalisi idiler. Gelenler de, akrabaları sayesinde bir “intibak eğitiminden” geçti. (Hatta Osmanlı’da şehre gelen köylüye bu eğitim devlety eliyle veriliyordu!) – Barış Atasoy
Lermontov,Tanzimat-Yeniçeriliğin tasfiyesi konusunda muhalefet şerhimi düşüyorum (ki Reha Çamuroğlunun bu konudaki tezleril ilginç bence).Ama ekonomik dengesizlik ile Faşizan Söylem arasındaki birebir ilişkilendirilmesi konusunda senin gibi düşünüyorum ,olay o kadar basit düz bir determinist ekonomik söyleme indirilecek bir boyutta değl daha bir kapsamlı galiba… – ahadeniz
Şehir halkı yozluğun ve terörün sebebi olarak kürtleir görüyor. Devletin ve “STK”ların bunu engellemek bir yana, kaşıdığını görüyoruz medyayla elele vererek. Genel kültür seviyesi Posta bulmacası seviyesinde olan halkın tepkili olması doğal. Bunun değişmesi bence en az 50 yıl alır. Şu an “okumuş Kürtler”, Nişantaşı tayfasından çok daha donanımlı ve oturaklılar. Çünkü bunun ezikliğini çekiyorlar ve artık gerisiniz denilen alanlarda Türkleri yenmeye bilenmişler. “Beyaz Türklerle” konuşurken en çok söylediğim şey de bu:) Gerçek tehdidin farkında değilsiniz, siz giderek ahmaklaşıp beceriksizleşirken adamlar aldı yürüdü diyorum:)) – Barış Atasoy
Yakında barış olur da günün birinde Dersim tüm turistik potansiyeli ile hizmete girerse ben de Bodrum’dan, Çeşme’den sıkılıp Derim’ geelcek popodan akrep dövmeli elitlerden rahatsız olduğumu belirten yazılar yazacağım, iki kuruşluk aklım vardı onu İstanbulda yitirdim, itiraf ediyorum:) – Lermontov
İtalya’daki davada hukukçuların süreci desteklediğini yazmıştım. Ama yanılmışım. Yargı mensupları orada da direnmiş. Casson, “En Büyük Engellemeyi Yargı Mensuplarından Gördüm” diyor. Şurada sağlam bir röportajı var: http://blog.yerbilimleri.com/gladyo-… – Ozgur Uckan
“Casson, on yıl süren Gladyo araştırması sırasında en büyük engellemeyi yargı mensuplarından gördüğünü vurguluyor. 26 yaşında olduğundan ‘tecrübesiz’ diye davayı elinden almak için büyük gayret sarf edildiğini belirtirken, şu tespitte bulunuyor: “Başka bir mahkemeye tayinimi çıkarıp davayı engellemek istediler. Operasyonlar üst düzey yetkililere uzanınca, ‘devlete hizmet etmiş kişilere bu nasıl yapılır?’ diye kıyamet koptu. Fakat sonunda generaller ve üst düzey görevliler suçlu bulunarak mahkûm oldu.”” – Ozgur Uckan
“Operasyon düzenlediğiniz kişiler arasında yüksek yargı mensupları da bulunuyor muydu? Evet. Yargı mensupları da bulunuyordu. Bir cumhuriyet savcısı olduğunu hatırlıyorum, başka yargı mensupları da vardı. Bu son derece karmaşık ve çok özel stratejide bu mümkün, özellikle de, Propaganda Due (P2) mason locası söz konusu olduğunda. Bu konuda soruşturma yapan yargıçlar; Roma’dan, Floransa’dan yüksek yargı mensuplarının işin içinde olduğunu gördüler.” – Ozgur Uckan
“Ergenekon soruşturması, Türk kamuoyunu bölmüş durumda. Gladyo soruşturması sırasında İtalya’da durum nasıldı? Kamuoyu, gazeteciler, siyasi partiler ikiye bölünmüştü. Bir yanda, soruşturmaya karşı çıkan Cumhurbaşkanı Francesco Cossiga, diğer yanda gizli servislere operasyon yapmama izin çıkaran Başbakan Giulio Andreotti. Fakat, yargıçlar kamuoyuna bakmaz, sadece kanunlara göre hareket eder. Bu, çok zor bir şey ama böyle. Durum, sonunda, birkaç yıl sonra, haklı olduğumuz ortaya çıkınca değişti. Cumhurbaşkanı bile, Gladyo‘nun İtalya’da muhalefeti kontrol etmek için kullanıldığını kabul ederek haklı olduğumuzu söyledi.” – Ozgur Uckan
Bu kişilere operasyon düzenlendiğinde, az önce ifade ettiğiniz soruşturmayı eleştiren gazetelerin tepkisi ne olmuştu? Devlete hizmet etmiş bu kişiler nasıl bu işleri yapabilir dediler. Gizli servise operasyon yaptığımızda, bunun mümkün olmaması gerektiğini söylediler. Çünkü, onlara göre jandarmanın ve gizli servisin adamları devletin hizmetindeydi ve bu yüzden bu mümkün değildi. Bu operasyonu yapamazdık. Buna karşılık, yargıçları soruşturma yapmaya, suç işlenmiş mi işlenmemiş mi diye teyit etmeye zorlayan bir anayasamız ve bir ceza hukukumuz var. Bu soruşturmaların yapılması sonuçta devletin çıkarına. Devlet kavramı üzerinde bir karışıklık yapmamak lazım. Devlet, hükümet değil. Devlet, ordu değil. Devlet, halk; bütün vatandaşlar. Özellikle bir demokraside, devletin çıkarını bu anlayışa göre savunmak lazım. bu bölüm de dikkat çekici – Lermontov
Zaten Türkiye’de en büyük bokluk, insanların kendilerini devletin kulu olarak görmesinden kaynaklanıyor. Ne mutlu ümmet olmaktan kurtulduk,devletin kulu köpeği olduk! – Barış Atasoy
cumhuriyet, yeniçağ, gibi gazetelerde yazanların kulakları çınlasın. – Lermontov
doğan grubunu saymıyorum zaten – Lermontov
Şurada da 173 sayfalık bir kitap var: Ganser – NATO’s Secret Armies – Operation Gladio and Terrorism in Western Europe (2005) http://www.scribd.com/doc… – Ozgur Uckan
Şurada da Ergenekon zaman çizelgesi var: http://www.docstoc.com/docs…

