Ç”K”P dönmeden kriz bitmez!
Bu hafta başı küresel piyasalar krizin bitmediğini anlatan hareketlerle açıldı. Amerika’da küçük ve orta boy işletmelere kredi veren ve en büyük finans kuruluşlarından biri olan CIT, iflas korumaya başvurdu. Bu Amerikalı küçük işletmelerin durumlarının giderek bozulduğunu bize gösteriyor. Bu işletmeler, dünyanın her yerinde olduğu gibi, çok yoğun bir küresel fiyat rekabeti ile karşı karşıya. Küresel emtia fiyatlarını takip edemiyorlar ve ucuz emtia alamıyorlar. Çünkü ilkönce Çin sonra da ellerinde dolar fazlası olan Asya ülkeleri emtia piyasalarına girip ucuz emtia alıyorlar. Bu ülkelerin girdiği emtia piyasalarındaki fiyatlar hızla yükseliyor ve rakipleri yüksek fiyattan mal almak zorunda kalıyor. Böylece Çin ve benzerleri bir taşla birkaç kuş vurmuş oluyor. Mesela son iki yılda bakırdan pamuğa kadar temel emtiaların fiyatları, krize rağmen, yükseliyor. Bu yükselişte Çin’in ve diğer Asya ülkelerinin payı var. Böylece Çin, yalnız ucuz emeğe dayalı bir rekabet yapmıyor. Ticaretin birinci kuralını uyguluyor. Yani “alırken kazanıyor”. Rakipleri de onun alım yaparak fiyatlarını yükselttiği malları onun arkasından topluyorlar. Bu durum şimdiye değin, Türkiye gibi piyasaları sonradan takip eden ülkelerin küçük ve orta boy işletmelerini vurdu. Şimdi ise Amerikalılar aynı derdin pençesinde. Çin, Amerikalı tüketiciye ucuz ürünlerle tasarruf ettiriyor ama küçük üreticileri batırıyor. İşte tam burada krizin ikinci aşamasına geliyoruz.
Çelik, alüminyum, nikel, plastik, bakır gibi temel emtiaların fiyatları artıyor ama bunlara dayalı nihai ürünlerin fiyatları yerinde sayıyor hatta düşüyor. Bunun da nedeni, Çin’in parasını düşük değerli tutması ve hâlâ 100 dolara adam çalıştırması.
Şimdi bu böyle devam edemez. Çünkü bu durum bize hem küresel emtia fiyatlarının hem de döviz fiyatlarının “doğru” olmadığını anlatıyor. Bir sistemde –bu akıldışı devlet kapitalizmi olsa bile- yanlış fiyatlar sonsuza kadar devam edemez; ederse sistem batar.
Çin, Amerika’ya ve dünyaya yalnız ucuz mal ihraç etmiyor. Rakiplerinin mallarının değerlerini de –düşük ücrete bağlı olarak- düşürüyor. Çin fiyatlarının dünyadaki diğer üreticiler üzerinde aşağı doğru bir etkisi vardır ki bu da Çin mallarının ortaya çıkardığı tasarrufu gölgede bırakmaktadır. Mesela 2003 yılında Amerika’ya 500 milyar dolar değerindeki mal Çin’in düşük ücretli rakipleri olan ülkelerden gelmiş, 450 milyar dolarlık mal ise Çin’e göre yüksek ücret uygulayan Amerikalı ve Japon üreciler tarafından Amerikan iç piyasasına sürülmüş. Ama bu 450 milyar dolarlık malın satılması için fiyatlarının, Çin’in fiyatlarını takip ettiğini varsayarsak Çin’in fiyat tasarruf etkisi yalnız Amerikan iç piyasasında 1 trilyon dolarlık mal dolaşımına tekabül eder. Yani Çin, 1 trilyon dolarlık malın olması gerekenden daha düşük fiyattan piyasalarda işlem görmesini sağlıyor. Bu etkiyi küresel bazda düşünün. Bu etki gelişmiş ülkelerde emek maliyetlerini aşağıya çekmiyor. Çünkü bu ülkelerde çalışanların kazanılmış hakları –demokratik bir kazanım olarak- sistemin parçası.
Bu durum, kâr oranlarında kronik düşüş olarak kendini gösteriyor. Kâr oranlarında bu kronik düşüş, 2008 krizine kadar finansal yapının devreye girmesiyle, bir ölçüde telafi edildi. Ama 2008’de finansal sistemin yarattığı balon patlayınca krizin yalnız finans krizi olduğu sanıldı ve yapılan yamalar finansal piyasalarda kısmi düzelmelere yol açınca krizin bittiği kanısı hâkim oldu. Hâlbuki bu oldukça aldatıcı bir sonuç.
Çin, parası yuanı düşük değerli tutmaktan vazgeçmedikçe kriz bitmez. Aslında yuan doğrudan dolara bağlı tek para birimidir. Washington Ekonomi Enstitüsü’nden Gary Hufbauer, Çin’in hâlâ doları süper değerli olarak kabul ettiğini vurgulayarak, bir zamanlar Amerika’daki ve İngiltere’deki altın standardının rolünü şimdi Çin’de doların oynadığını söylüyor.
O zaman şunu söyleyebiliriz; Yuan tam konvertibl olmadan kimse kriz bitiyor diye konuşmasın.
Asya’nın büyümesinin ve Batı’nın sermayesinin Doğu’ya doğru yolculuğunun bize yeni bir dünyanın kapılarını açabilmesi için, başta Çin olmak üzere, Asya’nın, Anglosakson egemenliğinin bir önceki sistemik yapısıyla bağlarını koparması gerekiyor. Örneğin Çin yalnız ucuz emek ve değersiz yerli paraya dayalı büyümeden, beşeri sermayeye ve teknolojiye dayalı büyümeye geçmeli. Çin’in bunu yapmaya başlaması mümkün ve bu adım Türkiye dahil tüm Asya’yı ayağa kaldırır. Ama şunu da vurgulamak gerekir; Çin’de bu “devrim” sayılacak değişimin olabilmesi için ÇKP’nin yeni bir “devrim stratejisi” oluşturması gerekiyor. Oysa ÇKP, şu sıralar bizde nafile toparlanmaya çalışan DYP’den ve ANAP’tan kalma dinozorlar gibi.

“Ç”K”P dönmeden kriz bitmez!” için 1 Yorum Var
Kasım 6th, 2009 saat: 06:36
Yazıyı şurada tartıştık bir miktar: http://ff.im/aUOOl
Yorum Yaz