Faşist cephenin yeni eylem planı

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 24-11-2009

0

Bu hafta menkul kıymet ve para piyasaları oldukça tedirgindi. İMKB yurtdışından ayrışarak, son aylarda gösterdiği performansın altına inmeye başladı. Yabancı çıkışları ve borsadaki kâr satışları haftaya damgasını vurdu. Türkiye’yle ilgili, ekonomik olarak, 2010 ve sonrası için küresel piyasaların oyuncularının bir endişesi yok. Ancak Türkiye’nin siyasi riskleri öne çıkmaya başladı.

Merkez Bankası’nın “toparlanma başladı” tesbiti bir ölçüde doğru. Çünkü 2010’da küresel Doğrudan Yabancı Yatırımların gideceği ender ülkelerden birisi Türkiye. Aslında DYY’lerin gelmeye başlaması borsanın da yukarı gideceği anlamına geliyor. Küresel pazarlarda tutunmuş KOBİ’lerin 2010’dan başlamak üzere, yabancılarla stratejik ortaklıklar yapacağı ve halka arzların da bu çerçevede artacağını söyleyebiliriz. Eğer hükümet Kredi Garanti Fonu, sektörel teşvikler ve banka sisteminin reel sektörü kredilendirmesini sağlayacak önlemleri çok hızlı olarak hayata geçirirse, Türkiye 2010 yılında, Orta Vadeli Program’da öngörülenden hızlı bir büyüme temposu yakalayabilir.

Yalnız tabii ki en önemli sorun işsizlik; işsizliğin önümüzdeki aylarda artacağı artık bilinen bir gerçek. Türkiye İspanya ile birlikte Avrupa’da en yüksek işsizlik oranına sahip. Her iki ülkede de sanayinin yeniden yapılanması ve ekonomiyi sürükleyici sektörlerde değişim gerekiyor. Bu, aynı zamanda büyük sermaye gruplarının hem mülkiyet hem de organizasyon ve sektörel öncelik olarak yeniden yapılanması anlamına geliyor. Bunun bir diğer anlamı da sermayenin el değiştirmesi.

Türkiye işsizlik oranını kısa vadede makul seviyelere çekemez; ama işsizlik oranının düşmeye başlaması için sanayinin küresel önceliklere göre yeniden yapılanması ve el değiştirmesi, banka sisteminden reel alanlara özellikle KOBİ’lere yönelik kredi köprüsünün kurulması, DYY’lerin gelmeye başlaması ve GAP bölgesinde yabancı yatırımcıların uzun vadeli stratejik yatırımlar yapması gerekiyor.

Şimdi bütün bunların olabilmesi için Türkiye’nin 2010 dahil, önümüzdeki beş yılda siyasi olarak önüne koyduğu demokratikleşme ve bu doğrultuda “normalleştirme” adımlarını şimdikinden daha güçlü olarak atması gerekir. Bundan dolayı bırakın 2011 seçimlerinin gerektiği ve öngörüldüğü gibi olmamasını demokrasi dışı herhangi bir müdahale çabasının hissedilmesi bile Türkiye’yi ekonomik olarak, şimdikiyle kıyaslanamayacak bir cehennemin içine iter.

Örneğin bu hafta Türkiye’de piyasaların dünya borsalarından olumsuz yönde ayrışacağının işaretlerini vermesinin en önemli nedenlerinden birisi Anayasa Mahkemesi’nin AKP hakkında yeni bir kapatma davası açacağı ve savcının bu yönde hazırlık yaptığı haberleri oldu. Türkiye’de yargının, bütün darbe süreçlerinin önemli ve yapıcı unsurlarından birisi olduğu artık biliniyor. Bu anlamda Genç Sivillerin geçen gün yaptığı eylemin bu gerçeği anlatan ve özetleyen bir yanı vardı. Türkiye’nin demokratikleşmesi önünde, çıkarları gereği, siyasi bir blok oluşturan güçlerin bundan sonraki stratejilerinin merkezi yargı olacaktır.

Bu güçlerin, başarılı ya da başarısız çeşitli girişimler yaparak, söylentiler yayarak ekonomik krizi derinleştirmek gibi bir amaçları da olacaktır. Nitekim bu amaç, şimdiye kadar ele geçen darbe belgelerinde de açıkça ifade edilmiştir.

CHP ve TSK’nın bütün bu süreçte yıpranması ve darbeci güçlerin “sivil” uzantılarının Ergenekon Terör Örgütü bağlantılarının ortaya çıkarılması faşist cephenin elindeki kartları azaltmıştır. Oligarşideki çözülme bundan sonra da hızlanarak sürecek ve yalnızlaşan militarist-bürokratik cephe son kozunu yargı üzerinden oynayacaktır. Bunun hazırlıkları şu sıralar tam gaz gidiyor. Baro’nun İstanbul eylemi bunun bir parçasıdır.

Bu cephenin şu sıralar en önemli hedefi, siyasi kriz yaratarak, ekonomik krizi derinleştirmektir. Ekonomik kriz derinleştikçe faşist cepheye kitlesel katımlar sağlanacak, yeni Ergenekon partileri ve yapılanmaları hem seçimler için hem de yeni darbe süreçlerini desteklemek için ortaya çıkarılacaktır. Ekonomik krizin, yargı müdahaleleriyle, siyasi istikrarsızlık ortamı yaratılarak derinleştirilmesi CHP ve MHP gibi partileri yeniden öne çıkartacaktır.

Şu unutulmamalıdır; bu cephenin yeni hedefi klasik faşist bir darbe değildir. Ne kadar kaz kafalı olurlarsa olsunlar bunun için küresel konjonktürün uygun olmadığını “kurmay” düzeyinde anlamış olmalılar. Şimdiki hedef ekonomik krizi derinleştirmek ve AKP’yi kapatma sürecini başlatmaktır. Bu gelişmenin en yakın sonucu siyasi kaos ve bu kaos ortamında yapılacak bir erken seçimdir. Faşist cephe, buradan da DP, DSP gibi küçük Ergenekon partilerinin seçim sürecinde ve sonrasında destekleyeceği bir CHP-MHP koalisyonu amaçlamaktadır. Bu plan şu anda yürürlüktedir ve düğmeye basılmıştır.

Türkiye’nin bu planı bozması ve bu faşist cendereden çıkması gerekiyor.

Write a comment