İnalcık’ın sorusu bir dönemi bitiriyor
Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 23-11-2009
2
CHP’nin ne olduğunu, iyiden iyiye, açık etmesi Türk siyasi hayatında tarihsel bir dönemeçtir. Artık taşlar yerinden oynadı. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Bu tarihsel ve bilimsel bir gerçek. Zaten bu gerçeği geçen gün Halil İnalcık bütün açıklığıyla dile getirdi. İnalcık, Türkiye Cumhuriyeti’ne Osmanlı İmparatorluğu muamelesi yapılamayacağını belirttikten sonra şöyle diyor: “Türkiye Cumhuriyeti belli bir etnik grubun devleti olarak doğdu. Tamamen antitez olarak geldi. Milli devlet, milli birliği kurmak için milli tarih üzerinde yoğunlaştı. Şimdi soru şu: Sayıları milyonları bulan azınlıklar var. Bunlar kendi milli bilincini oluşturdu. “Türk milletinin parçası değiliz” hissiyatı doğdu. (…) Cumhuriyet, Atatürk zamanında Türk devleti ve Türkiye olarak kuruldu.” İnalcık bunları söyledikten sonra sormak istediği soruyu açıkça sormuyor. Burada kesiyor. Ama soru belli; Hürriyet gazetesinin logosunun altında yayımlanan “Türkiye Türklerindir” sloganı sadece bir gazetenin yıllardır süren milliyetçi hezeyanı değildir ki; o slogan bu cumhuriyetin değişmez ve değiştirilemez özetidir.
O zaman bu toprakların artık yalnızca Türklerin olmadığı tarihsel gerçeği bugün politik bir durum olarak ortadaysa ne yapacağız?
Soru budur ve bu soru 85 yıllık bir paradigmanın ve o paradigmayı oluşturan ideoloji ve o ideolojinin ürettiği kurumların sonudur.
Aslında Cumhuriyet Osmanlı’nın sürgit bir devamı olmamasına karşın, Türkleştirme ve Türkleştirmeye dönük mülkiyetle ilgili düzenlemeler Cumhuriyet’ten önce başlamıştı. Osmanlı burjuvazisi ve bürokratik orta sınıfı, büyük ölçüde gayrımüslimlerden oluşuyordu ve bu grup, devletin modernleşme girişimlerinin arkasındaki toplumsal güçtü. (Keyder, 2003:107) Ancak 1890’lardan sonra artan ticarileşme, arazi üzerinde artan rekabeti ve toprağa talebi öne çıkardı. Ticareti ve ekonomik gücü elinde tutan gayrımüslimler, toprak ve özel mülkiyet talebinde bulunmaya başladılar. Bu talepler, 1910’a kadar bu sınıfların etkisi ile liberalleşme rüzgârını da arkasına alarak karşılanmaya çalışıldı. Ancak 20. yüzyılın başında imparatorluk döneminin bitmesi ve ulus-devlete dayanan sermaye birikiminin Avrupa’da öne çıkmasıyla Osmanlı’da da Türk elitlerin ve devletin Türkleştirme politikası öne çıktı.
1910’lardan itibaren Türk milliyetçiğinin, Anadolu üzerindeki kanlı politik hâkimiyet süreci başladı.
Bu süreç, Osmanlı’nın son dönemindeki liberal trendi tersine çevirdi. Kapitalist mülkiyet anlayışının gelişmesi engellendi. Cumhuriyet devleti, arazi ve teşvikleri kendi güvendiği adamlarına dağıtan ve bu yolla kendi sorgulanamaz konumunu hukukun üstüne yerleştiren klasik patrimonyal Osmanlı Devleti’nin adeta yeniden dirilen biçimiydi. (Keyder, 2003:108) Bütün bu süreç, 1915, 1942-1944, 1955 gibi kanlı tarihlerle de örtüşen bir Türkleştirme politikası ile taçlandırıldı.
Varlık vergisi gibi ittihatçı projeler Cumhuriyet’in temel milli iktisat politikalarına dönüştürüldü.
Mesela Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı tarafından 1996 yılında Ali Güler imzasıyla yayınlanan Türkiye’de Gayrı Müslimler (Sosyo-Ekonomik Durum Analizi) raporunda insanın kanını donduran şu ifadeler yer alıyor: “İttihat ve Terakki’nin 1908’den itibaren başlattığı milli iktisat politikasına rağmen, Osmanlı sanayiinde Gayri Müslimlerin ve yabancıların hemen hemen tamamına yakın etkinliklerinin, 1915 yılında bile, azaltılamadığını söylemek yanlış olmaz. Bu durumun Birinci Dünya Harbi ve sonrasında kısmen; Cumhuriyeti kuran kadro tarafından gerçekleştirilecek millileştirme faaliyetleriyle de 1930’lardan sonra derece derece düzeltileceğini belirtelim.” Burada, 1915 yılında bile, vurgusuna dikkatinizi çekerim. O zaman 1915’in niye yapıldığını burada Genelkurmay, üstü örtülü olarak itiraf etmiyor mu? İşte 1915’ten Varlık vergisine kadar, oradan darbelere ve 12 Eylül faşizmine, 28 Şubatlara, Ergenekon’a, darbe girişimlerine, Kürt katliamlarına kadar olan tüm “kesintisiz” olaylar ve tarihsel süreç, ittihatçılıktan başlayıp onun bir başka biçimde kesintisiz devamı olan Cumhuriyet’le sürmüştür.
Bugün CHP’li Öymen’in gaf yaptığı söyleniyor; hayır Öymen yaklaşık 100 yıldır süren bir ideolojinin son temsilcilerinden biridir ve son derece samimidir. 1941’de CHP iktidarı Nazilerle “Dostluk” anlaşması imzalamıştır. Bu anlaşmadan sonra CHP iktidarı, özü gereği, faşist Almanya’nın da etkisiyle PanTürkist yaklaşımları öne çıkarmış ve Varlık vergisi gibi uygulamaları Nazilerden kopya ederek hayata geçirmiştir. Sonuçta; CHP ve onun ideolojisini taşıyan kurumlar bu topraklara egemen oldukça açılım falan çok zor.
O zaman İnalcık’ın sorusuna yeniden dönelim: Bu Cumhuriyet paradigması Türk dışında hiçbir şeye hayat hakkı tanımaz; o zaman ne yapacağız?


hocam yine devlet politikasının yüzyıldır süre giden paradigmasına değinmişsiniz ama ortada azınlıklarla ilgili sorunlar varken sorun nasıl cözülecektir.ben bir kürt bireyi olarak acaba özlük haklarıma (dilim,kültür ve sanatsal faaliyetler)nasıl kavusacam.bizler(kürtler)10 sene öncesine kadar kart kurt türeyen insanlar olarak anıldığımızı öğrendik.belliki devlet yani resmi ideoloji acılıma acık ama halk hazırmı buna???belki sorulması gereken soru bu..bence önce bir türk acılımı daha sonra diğer acılımlar gündeme gelmeli..
“İnalcık, Türkiye Cumhuriyeti’ne Osmanlı İmparatorluğu muamelesi yapılamayacağını belirttikten sonra şöyle diyor” Sayın Ertem ,inalcık aslında burada sorusunun cevabını veriyor…Açıkçası sorusu da yapay bir gerçeklik kurgusuna dayanıyor.Ne yani kürtler sanki birden bire mi kürt olduklarıı keşfettiler…Aslında bu Türk milliyetçiliğinin ikiyüzlülüğünü ortaya koyuyor:)Bir anda herkesi Türk kabul et sonrada gizlice kim ermeni kim kürt diye aşiret çetelesi tut halaçoğlu gibi:)Ben asıl söylemek istediğime dönersem inalcık ın suskunluğu nun nedeni açık.Bunu yazınızda algılamanızı ve deşifre etmenizi beklerdim doğrusu…Gizli bir ya sev ya terket söylemi içeriyor.Mümtaz soysalınki gibi kuzey ırakla mübadele planları içeriyor…”Kimse türkiye cumhuriyetine osmanlı imaratorluğu muamelesi yapamaz”…Ben analizlerinizi çok beğeniyorum ,ama çözüm önerileriniz geleceğe bırakılmış gibi.ÖRNEĞİN kürt meselesinde somut siyasi çözüm önerisi ne olmalı?eyalet sistemi mi ,federasyon mu,özerklik mi, yoksa cengiz çandar ın belirttiği gibi anayasa il üç maddenin değişmesi ?saygılarımla