2010 notları-3 “Muasır Medeniyet” ve madde 22
2010 birçok açıdan ilginç bir yıl olacak. Çünkü 2010’un ertesinde Türkiye önemli bir seçim sürecine girecek. Bir sonraki yılda da, yani 2012 sonunda, ABD seçimleri var. Türkiye seçimleri ABD seçimleri için, daha doğrusu Obama iktidarı için, çok önemli. Türkiye’nin “komşularla sıfır problem” hedefi, Doğu Avrupa’dan Kafkaslara kadar bütün bölgenin yeniden yapılanması hedefidir aynı zamanda. Bu çok geniş coğrafyada ABD’nin “gerekli” adımları atması yalnız ABD için değil İngiltere ve AB için de artık zorunluluktur. Ama “komşularla sıfır problem” tezi ancak ve ancak içte Kürt sorununun hal yoluna konmasıyla pratik bir yarar sağlayabilir. Kürt sorunu, AB içinde artık yalnız insan hakları sorunu değildir; bir pazar ve enerji kaynaklarına ulaşma sorunudur. Ama enerjiden daha önemli ve uzun vadeli olan pazarların açılması, Ortadoğu ve ön Asya’daki insan kaynağının hem işgücü hem de tüketici olarak devreye girmesidir. Bugün Ortadoğu’da Türkiye’nin Kürt sorunuyla yaşamasını isteyen bir tek İsrail kaldı. Daha doğrusu İsrail, tıpkı bizdeki, seçkinci statükocular gibi bir önceki “durumun” devam etmesini istiyor. Peki, bu, “bir önceki” durum tam anlamıyla ne? Aslında bunu anlatmak için çok önceye gitmemiz gerekiyor.
Kapitalizmin savaşla kendisini idame ettirmeye başlaması ve militarizmin devletin/sistemin çok önemli bir parçası olarak kendini gösterdiği tarih 1850’lere dayanır. Kırım Savaşı bu anlamda bir dönüm noktasıdır. Kırım Savaşı (1854-56) silah üretiminde zanaatçıktan seri üretime geçişi tetiklemiştir. Top yapımı, bu tarihten sonra, bir sanayi olarak Fransa, Britanya ve Prusya’da devletten ayrı sermayenin keşfettiği yeni bir sektördü. Demir-çelik sanayii aynı zamanda silah sanayii olarak öne çıkarken, ulusal demiryollarının ve buharlı gemi teknolojisinin de ne kadar önemli olduğu su yüzüne çıktı. Askerî malzemelerin İngiltere’den deniz yoluyla Kırım’a gönderilmesi üç hafta sürerken, Rusya aynı işi Moskova’dan Kırım’a üç ayda yapıyordu. Ulusal demiryolları hem pazar hem de savaşın lojistik yanını oluşturan bir sanayi dalı olarak giderek önem kazandı. Bu anlamda sanayi devrimi, sanıldığı gibi piyasanın ve ona bağlı kalkınmanın değil, devletçi kapitalizmin ve savaşın –sömürgeciliğin- bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. İşte Avrupa tipi kalkınma ya da kapitalizmin Avrupa modeli, silah sanayiinin egemenliğinde faşizme varacak bir ulus-devlet modelidir aslında. Amerika İkinci Savaş sonrası bu modeli “yeni emperyalizm” olarak sürdürmüştür.
“Muasır Medeniyet” hikâyesi aynen budur. Bir ırka, militarizme ve baskıcı –sömürgeci- yayılmacılığa dayanan bu paradigma 1970’lerden itibaren çözülmeye başladı. Çin ve Asya’nın pazar temelli ve barışçı kalkınma modelleri bu modelin (paradigmanın) yerini almaya başladı. Amerikalılar bu gerçeği, içine düştükleri durum gereği ilkönce gören “ulus” oldular. 2010’dan sonra kapitalizmin yeni yolu kesinlikle ulus-devlete dayanan militarizm ve onun ekonomisi olmayacak. Küresel ve bölgesel devletler dönemi başlıyor. Militarizmi ve ona bağlı ırkçı ulus-devleti savunmak çok yakında herkesin utanacağı bir insanlık suçu sayılacak. Joseph Heller’ın militarizmin akıl dışılığını ve çıkmazını anlatan müthiş romanı Madde 22 aslında hem İsrail gibi bütün geleceğini militarizme bağlamış bir devleti hem de bizim Kemalist “muasır medeniyet” düşkünü militarist ırkçıları anlatır. Madde 22, aklını kaçırmış askerlerin askerî operasyona katılmalarını engelleyen bir kuraldır. Ama zaten başkalarını öldürecek ve büyük bir ihtimalle kendisi de ölecek bir uçuşa ya da operasyona “normal” bir insan defalarca katılamaz. “Benden buraya kadar; ben deliriyorum”u ise ancak normal bir insan söyler. Ama bunu söyleyen de normal sayılacağı için askerî zor gereği savaşın bir parçası olmayı sürdürür. Yani Madde 22 hiç uygulanmaz. Militarizm ve savaş akıl dışıdır ama sürer gider böylece.
“Deli olan birini uçuştan men edebilir misin?
Ah, elbette. Etmek zorundayım. Deli olan herkesi uçuştan men etmemi söyleyen bir kural var”
Orr deli mi?
Kesinlikle.
Ama niye hâlâ uçuyor?
Çünkü kural gereği, görevden alınmasını istemesi lazım. O istemeden ben bir şey yapamam.
Peki, neden istemiyor?
Çünkü deli.”
***
Şimdi hiç kimse son günlerde bütün bu olan bitenlere bakıp “ne yani Başbakan’a, Başbakan Yardımcısı’na suikast mı yapacaklarmış” demesin. Yaparlar, çünkü onlar deli. Askerlik ve militarizm özünü insandan ve insan aklından almaz. Militarizm, Heller’ın anlattığı gibi, bir kısır döngünün içine düşüp, emir ve komuta ile düşman belleteni öldürme ve yok etme durumudur. Ama bu anlamda savaşın sürekliliği ve bir mantığı vardır. Bu mantık, Madde 22 gibi fasit karanlık bir dairedir sadece. Kötülüğü, yokluğu eşitsizliği ve insanlık dışı her şeyi üretir.
İşte 2010 bu deliliğin son bulmaya başladığı bir yıl olacak. Türkiye’nin de 150 yıldır süren bu delilik çemberinden çıkması için militarizmi tasfiye edip Kürt sorununu çözmesi gerek.

Yorum Yaz