Kürt siyasetinin ve neocon “cemaatinin” geleceği üzerine
Posted by ertemcemil132 | Posted in Finans Politik, Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 15-12-2009
0
Bundan sonra ne olacak; geçen haftadan beri ortaya çıkan manzara hiç iç açıcı değil. İstanbul ve Doğu illerindeki iç savaş görüntüleri, iç savaş ortamını bekleyen ve sürgit bir kaos ortamını bu ülkeye yerleştirmek isteyenleri çok sevindirmiştir herhalde. Bu görüntülerden demokrasi çıkmayacağını biliyorlar çünkü. Ama böyle olmayacağını, bu topraklarda yetmişli yıllarda yaşanmış olan “örtülü iç savaş”ın tekrar etmeyeceğini, CHP ve MHP’nin başını çektiği bir iç savaş iktidarının gerçekleşmeyeceğini söyleyelim. Tokat saldırısı, arkasından DTP’nin kapatılması ve DTP’li milletvekillerinin Diyarbakır’a dönmesi hiç şüphesiz yeni bir süreçtir. Bu süreç yeni bir Türkiye’nin başlangıcıdır. Kürt siyaseti de bütün bu süreçte kendi içindeki “milliyetçi” çizgilerden ayrışması gerektiğini anlayacaktır. Kürtlerin bir ulus olarak kendilerini ifade etmelerinin tarihsel şartları artık yoktur. Özgür bir halk ve bu halkın kendi iradesiyle oluşturacağı adil ve eşitlikçi bir toplum hedefi artık daha gerçekleşebilir bir hedeftir.
“ Ulus biçiminin ayrıcalığı, yerel olarak (en azından tarihsel bir dönem boyunca) heterojen sınıf mücadelelerine hâkim olmasına ve bunlardan yalnızca bir”kapitalist sınıfın” değil, burjuvazilerin, ya da daha doğrusu aynı zamanda hem siyasal, hem iktisadi hem kültürel hegemonya kurabilen ve bu hegemonyanın sonucu olan devlet burjuvazilerinin ortaya çıkmış olmasına izin vermiş olmasındandır. Egemen burjuvazi ve burjuva toplumsal oluşumlar, devleti ulusal biçimde yeniden yapılandırarak ve tüm diğer sınıfların statüsünü değiştirerek “öznesiz bir süreç”le karşılıklı olarak oluşmuşlardır. Bu da milliyetçilik ve kozmopolitçiliğin eş zamanlı yaratılışını açıklığa kavuşturur.” (Balibar; 1991,112) Şimdi hem küresel hem de bölgesel düzlemde Kürtlerin hegemonya mücadelesine girecek ve kendi sınırlarını belirleyip içsel bir sömürü mekanizması yaratarak devletleşecek bir Kürt burjuvazisine ihtiyaçları olmadığı gibi, kapitalizmin şu tarihsel aşamasında zaten böyle bir şeyin de imkânı yok. Kürt siyaseti radikal-demokrat eksenli yeni bir çizgiyi, bundan böyle önüne koymalıdır. Bu yalnız Türkiye’nin değil, tüm Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için atılacak bir adım olacaktır. Bu çizgiyi reddederek bir ulus yaratma doğrultusunda atılacak bütün adımlar ilkönce Türk milliyetçiliği ile sonra da küresel neocon siyaseti ile buluşacaktır. Ancak, bu “gerici” küresel bloğun orta ve uzun vadede başarı şansı yoktur. Ama geri çekilmeleri de nihai yenilgileri de kolay olmayacaktır. İşte Türkiye’de Tokat saldırısı ve DTP’nin kapatılması, bu anlamda, iki ayrı cephenin iki ayrı eylemi gibi gözükse de siyaseten, yukarıdaki tarihsel ve politik perspektifle örtüşmektedir.
Burada, özellikle Tokat saldırısından sonra Şamil Tayyar’ın söyledikleri önemli. Şamil Tayyar, Tokat saldırısı dâhil, “açılım” sürecini dinamitleyen tüm olayların yalnızca “içerden” kaynaklı olmadığını iddia ediyor. Tayyar’a göre Türkiye üzerinden bir kapışma başladı. Tayyar’ın “Global Ergenekon” dediği de bu kapışmanın neocon cephesi. Tayyar şöyle diyor: “ Ergenekon’un hem içeride hem ABD, İngiltere, Almanya ve İsrail başta olmak üzere dışarıda faal olduğunu söyleyebiliriz. (…)Türkiye’nin birçok konuda olduğu gibi son dönemde özellikle İran ve Afganistan politikasına tepkili olan ABD Neo-Conları ile İsrail ve Amerika’daki lobi uzantıları, Türkiye’yi kuşatmaya çalışıyor.” Tayyar’ın söylediklerini ekonomik olarak derinleştirmek gerek. O zaman karşımıza bu küresel “gerici” ittifakın ayrıntıları ve başarı şansı ortaya çıkar.
Geçen haftanın tozu dumanı arasında gözden kaçan bir rapor vardı. Merrill Lynch’in son ekonomik gelişmeleri değerlendiren raporu 2010’un çok ilginç bir yıl olacağını ortaya koyuyor. Merrill Lynch’e göre piyasalar “finansal kıyametten” kurtuldu. 2010, EMEA (Avrupa, Ortadoğu, Afrika) pazarının öne çıktığı ve düzelmenin buradan başlayacağını bir yıl olacak. Çin’in henüz ABD’nin yeni konumuna yanıt verecek bir makas değişikliği yapmaması EMEA’nin önemini artırıyor. Bu pazarın merkez ülkesi ise Türkiye. İşte Merrill Lynch’in raporu bu olgudan hareket ederek, Türkiye’nin, 2010’da Brezilya’yı yeniden yakalayacağını ve IMF’ye ihtiyaç duymadan yüzde 5 gibi bir büyüme hızını yakalayacağını söylüyor. 2010’da küresel büyüme yüzde 4,3 civarında olacak. Türkiye’nin bu ortalamayı aşması, küresel yatırımları çekeceğini anlamına geliyor. Daha önce IMF’ci lobinin etkisi altında hazırlanan Orta Vadeli Program’da 2010 büyümesi 3,5 olarak öngörülmüştü. Fitch ise Türkiye’nin notunu yükseltirken 2010 büyümesini yüzde 4 olarak belirlemişti. Ayrıca Fitch, Türkiye’nin ekonomik risklerden ziyade siyasi risklerle malul olduğunu belirterek, geçmişte notun düşük olmasını darbe girişimlerine bağlamıştı. Bütün bu değerlendirmeler ve öngörüler, eğer siyasi riskleri öne çıkmazsa, Türkiye’nin krizden çıkışın merkez ülkelerinden birisi olacağını ve 2010 sonrasını belirleyeceğini ortaya koyuyor.
Türkiye’nin de içinde bulunduğu Doğu Avrupa, Ortadoğu, Kafkasya ve K.Afrika ekonomileri, 2010’dan itibaren yalnızca dünya ortalamasının üstünde büyümekle kalmayacak, bu ekonomiler iletişim, medya, finans gibi öncü alanları sürükleyecek. Mesela medya ve internet iletişiminde EMEA pazarının 2012’de yüzde 6,8’lik bir Yıllık Bileşik Büyüme Oranı ile trilyon dolarlık hacme yükseleceği öngörülüyor. İnternet reklamcılığı, internet erişim harcamaları gibi alanlar önümüzdeki beş yıl boyunca bu bölgelerde çift haneli YBBO seviyelerini yakalayacak. Bu şu anlama geliyor: Şimdiye değin kurşun kalem bile görmemiş bozkırlar internet ve onun getireceği piyasa ile tanışacak. Önümüzde Berlin’den Tokyo’ya kadar uzanan kesintisiz, sınırsız bir pazar var. Bu dalganın tetikleyicisi 1989 “piyasa” devrimi. Artık hiçbir güç bu piyasa dalgasının (devriminin) önünde duramaz.
Obama iktidarı 1989 piyasa devriminin bilinçli bir iradesi olarak tarih sahnesindeki yerini almıştır. Misyonu, piyasanın tüm kürede kesintisiz bir iktidar ağı ve bu ağa bağlı yeni pazarlar oluşturması ve bir dünya devletinin ilk adımlarıdır. Bundan böyle bunun için bilgi ve teknolojiye herkesin erişmesi, sınırların ve ulus yapılarının hızla parçalanması kaçınılmaz bir süreç olacaktır.
Bu gerçeğin bizim “yerli”neocon cemaati hiç farkında değil. Bir örnek; Ergenekon tutuklusu Emekli Binbaşı Levent Bektaş’ın ofisinde bulunan bir CD’deki filmin arkasında “data stash” programıyla gizlenmiş şifreli bir dosyada “Kafes Eylem Planı” ele geçiyor. Çok başarılı bir kamuflaj(!) Arama yapanlar cahil, bu teknoloji dehası. Bunlar eğitimli seçkinler ya! İkinci örnek; DTP’yi kapatan Mahkeme’nin Başkanı açıklama yapıyor: “İspanya Batasuna kararını inceledik; oraya bakılmasını öneriyoruz.” Biz oraya çoktan bakmıştık; Peki siz, 12 Eylül Anayasası’nın bekçileri olarak, 1978 İspanya Anayasası’na baktınız mı; ya da Google giren lise öğrencilerinin bile DTP ile Batasuna ya da 1978 sonrası İspanya ile 2009 Türkiye’si arasındaki farkı sizlerden daha iyi kavrayacağını düşünmüyor musunuz? Geçelim; yanıt belli. Bunlar akıllı, eğitimli seçkinler bunlar bilir, geri kalan cahil, cühela. Ama artık böyle olmağını bilmiyorum bunlara kim anlatacak. Aynı durum, bir önceki silah, petro-kimya, demir-çelik sanayinin temsilcisi olan neoconlar, İsrailli savaş lobileri içinde geçerli. Bunlardan bir şey olmaz Şamil Tayyar hiç endişelenme!

