Yıl 1947, CHP iktidarı; dürüst bir Maliye Müfettişi “Kürt sorununu” tespit ediyor!
Posted by ertemcemil132 | Posted in aktüel dergisi yazıları | Posted on 15-12-2009
5
“ Halen bütün mıntıka, Kürt dediğimiz Kürtçe konuşan insanlarla meskûndur. Nüfus gayet dağınık ve fakirdir. Daha çok çobanlıkla geçinmekte ve aşiret hayatı yaşamaktadır. Köyler, tepelerinde ufak bir delikten başka ışık ve hava alacak yeri olmayan ve dışarıdan bakıldığı vakit her tarafından siyah dumanlar sızan, köstebek yuvasını andıran, kısmen yer altına gömülmüş, ev demeğe imkân bulunmayan iptidai barınakların teşkil ettiği, etrafı insan ve hayvan pisliği ile dolu toprak yığınlarıdır.”
Bu satırlar Maliye Müfettişi Burhan Ulutan’ın 1947 yılında kaleme aldığı Şark Raporundan. Burhan Ulutan dönemin tüm Maliye Müfettişleri gibi donanımlı ve “yetkili” bir devlet görevlisi.
O zamanın Maliye Müfettişleri şimdiki gibi yalnız kendi alanlarında denetim yapmıyorlar. Geniş yetkilerle donatılmış olarak, devlet adına, stratejik rapor ve gözlemler hazırlayabiliyorlar. İşte Burhan Ulutan’ın 1947 yılındaki raporu böyle bir “stratejik” rapor. Raporda çok önemli ayrıntılar var. Bugün “Kürt açılımı” nasıl olacak diye tartışaduralım; ta, tamı tamına 62 yıl önce bir Maliye Müfettişi sorunu tespit etmiş ve çözüm anahtarını da devletin önüne atıvermiş aslında. Peki, sonra ne mi olmuş, aslında bu raporun hikâyesi ilginç ama daha ilginci, devletin 60 küsur yıldır “soruna” nasıl baktığının somut bir göstergesi olarak da raporun akıbeti.
DEVLET CELAL BAYAR’IN ŞARK RAPORU’NA DA SAKLAMIŞTI.
Tahmin edeceğiniz gibi rapor o yıllardaki birçok rapor gibi sümen altı değilmiş ve devletin tozlu arşivlerindeki yerini almış. Ama gizli ancak önemli birçok belge gibi o da bir gün yüzüne çıkıvermiş. Gazeteci ve yazar Ali Bilge, Burhan Ulutan’la başka bir konuda söyleşi yaparken üstad bu raporu Ali Bilge’ye vermiş. Ali Bilge raporun aslının devlette bile olamayacağını söylüyor. Çünkü 1936 yılında, Celal Bayar’ın iktisat bakanlığı döneminde Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa’nın talimatlarıyla yapılan Şark Raporu’da devlet arşivlerinde değil, Celal Bayar’ın Umurbey’deki arşivinde bulunmuştu. Yani devlet hem Celal Bayar’ın Şark Raporu’nu hem de Ulutan’ın çok önemli saptamalar içeren raporunu saklamış; ama öyle bir saklamış ki bu raporların arşivlerde bile izi yok. Yani bu raporlar yok sayılmış. Peki, Burhan Ulutan ölmeden az önce ortaya yine Burhan Ulutan tarafından Ali Bilge’ye verilerek ortaya çıkarılan rapor şu an nerede biliyor musunuz? Sıkı durun; Ergenekon iddianamesinin 441 klasörlük eklerinde yer alıyor. Yani devletin tam 60 yıla yakın yok saydığı ve Kürt sorununu, daha o zaman, bütün çıplaklığıyla yazan Burhan Ulutan’ın raporu, şimdi Türkiye’nin gündemindeki davanın ek klasörlerinde. Peki, o raporda yani 60 yıla yakın saklanan rapora Ulutan ne demişti; işte rapordan ilginç saptamalar:
Ulutan’ın raporu, bölgede yaşanan yoksulluk, geri kalmışlık, ekonomik aktivitesizlik ve Cumhuriyet’in bölgeye erişmediğini ortaya koyan tespitlerle başlıyor. Gözlemlerini ve tespitlerini saptadıktan sonra çeşitli öneriler sıralıyor, diyor ki; “bir gün şu ya da bu istikamette esen rüzgârların tesiri ve yerli ağaların bayrağı altında toplanan zavallı halkın ve düşman ordularının zafer naraları önünde ordularımızın yeni hudutlara geldiğini göreceğiz”. Yani durum böyle devam ettiği müddetçe -burada zaten bir sınır yok- bir sınır çizilmesi mümkün değil ve bu bölgedeki örgütlenmeler sonucunda Doğu ve Güneydoğu sınırlarımızın yeniden çizilebileceğini ima ediyor Ulutan. Yine rapora dönelim: “Bu acı ihtimalle karşılaşmak istemiyorsak, bir kaç bin kişilik jandarma ve ordu mevcudiyeti ile buraya hâkim olunamayacağını, yerli halkla anlaşmak ve onları bağrımıza basmak ve aramıza karıştırmak mecburiyetinde bulunduğumuzu hatırlarımızdan çıkartmamalıyız. Hakikatleri açıkça görmek ve ifade etmek en önemli vazifemiz. Kendi vatanımızda kendi kardeşlerimiz arasında adeta bir müstemleke devleti gibi yaşamamız, silahlı kuvvetiyle halka hâkim olmaya çalışmamızın sebepleri üzerinde ısrarla durmak, bunları bertaraf etmeye çalışarak vazifeye başlamak hedefimiz olmalıdır. Şiddet siyasetine artık son verilmesi kati bir zarurettir.”
Ulutan’ raporu, 1937-38 Kürt isyanın ile ikinci savaşın zorlu koşullarının konjonktürüne denk geliyor. Bundan dolayı sorunun özünü ve şiddetini bütün çıplaklığıyla görüyor. 1937-38’de en kanlı Kürt isyanı var; Dersim. Bugün Dersim katliamının tekrarını isteyenler Kürt sorununu böyle çözülmeyeceğini Burhan Ulutam’ın raporuna bakarak anlayabilirler. Dersim’in hemen ardından 2. Dünya Savaşı başlıyor. Ulutan’ın raporu Dersim sonrası ve 2. Dünya Savaşı sonrası yapılan bir değerlendirme. İşte bu değerlendirme katliamcı Kemalist rejim tarafından yıllarca saklanmış. Ali Bilge’ye göre; saklanan Celal Bayar’ın diğer Şark Raporu’yla Ulutan’ın raporunu birlikte değerlendirmeliyiz. Bilge’ye göre, iki raporu bir araya getirdiğimizde ortak bir tespit var: “Bu bölgeye hâkim değiliz.” Burhan Bey’in raporunda da “Yönetimimiz bu bölgeye hâkim değildir ve burada farklı ırk ve milli menşei olan bir grup yaşamaktadır. Etraflıca bunu tahlile yanaşalım” diyor. Ulutan’ın raporunda önemli bir çözümde var: “Her yıl bütçeye 10 milyon lira koyduğumuz takdirde, bu bölgeye çeşitli yatırımlarda bulunduğumuz takdirde, yeni bir vatan kazanırız” diyor.
O zaman raporu görmezden gelen ve şimdi de Dersim katliamını savunan, açılıma ve demokratikleşmeye faşist bir saldırganlıkla karşı çıkan CHP ise 1947’de de bugün de aynı.
Burhan Ulutam’ı Türkiye devleti o zaman dinleseydi; şimdi bu topraklarda hala fenerlerle demokrasi arıyor olmayacaktık.


Yine ben, öncelikle yazınızı tam anlamadım. Hayır, hayır anlamadım derken bütünlük arz etmediğinden. Öncelikle yazıyı bilgi noktasında ele alırsak (bilgilerimin yeterli gelmediğinden) yorum yapmayacağım. Yazıyı okuduğumda akleme alanın yazısında bütünsellik beklerim. Ve yazınızı ele alalım “”" 1937-38’de en kanlı Kürt isyanı var; Dersim. Bugün Dersim katliamının tekrarını isteyenler Kürt sorununu böyle çözülmeyeceğini Burhan Ulutam’ın raporuna bakarak anlayabilirler. “”" demişsiniz. Benim anlamadığım Kürt İsyanımı yoksa Kürt Katliyamı mı? Siz ikisini bir arada kullandığınızdan kaynaklı yazı bu noktada anlamsızlığa düşüyor. (Bana sorarsanız ben katliyam olduğunu belirtirim) Peki siz bu noktada iki söylemide kullanarak yazıya dair bir netlik oluşturduğunuzu ida edebilirmisiniz. (geçiyordum uğradım)
merhaba,
“Dersim isyani Türk ordusu tarafından katliamla bastırılmış.”
Bu söylenmek isteniyor.
Hım…
“Dersim isyani Türk ordusu tarafından katliamla bastırılmış.”
diye cevap vermişsiniz.
Öncelikle bir yazının kaleme alınması için (yada konu hakkında bilgi verilmesi için) konuya hakim olmak gerek. Buna sanırım sizde katılırsınız..
Peki isyanlar durduk yeremi olur?
Söz konusu yerin yani DERSİM’in yapısı nasılsı o zaman..
Osmanlıdaki durumu( yönetim şekli olarak), kültürü, yaşam tarzı vb..
“Türk” (bu kelimenin kasıtlı kullanıldığı kanısındayım) ordusunu dönem içindeki yaklaşımları…
Türkiye nin iç politikaları..(hatta hatta asıl alanınız olan ekonomik yapısı)
Türkiyede uygulanan kanunlar, hatta 37-38 öncesindeki DERSİM raporları…
TBMM den çıkan kanunlar…
Hatta hatta…dahada ileriye atım objektif ve bilimsel bir değerlendirme için…şu soruyuda sormak gerek…TBMM etnik gruplara uyguladığı politikalar ve getiriler kurtuluş savaşının yapıldığı emperyalist (aslında bu emperyalist kelimesi ise bir dalavere-düşünce mantığından yaratılan bir yara-bu emperyalist olmadıkları anlamında değil-hükmeden ve hükmeden anlamında)ülke potikaları ile arasındaki farkı…
bu olaylar iktisat gibi diğer koşullar devre dışı bırakılarak yapılmaz…
madem böyle çok rahat bir şekilde bu yazı kaleme alınıp yazılabiliniyorsa.. yazılı tarihlen ( hangi tarih..roman vari -gerçeklikten uzak) değil, yazılmayan sakanan (gerçek tarihle yapılmalı) tarihle yapılmalı..ve saydıklarım göz önüne alınarak yapılmalı…yoksa hipokrat yemini edip hastayı ölüme yollayan doktorlardan farkınız kalmaz…demem o ki bilimsel olmaz…
raporlar ele alıyorsak
Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey 1926′da İçişleri Bakanlığı’na sunduğu raporu alalım…sonra atılan bildirileri alalım…Kurtuluş savaşını alalım..Osmanlıyı alalım…buna dair bir çok…kaynak var….KATLİYAMDIR…
”’Ben sizin yalanlarinizla basedemedim bana dert oldu,sizin onunuzde egilmedim bu da size dert olsun(SEYID RIZA)”’
Bugün yaşadığımız sıkıntılara ilişkin yakın tarihimiz açısından benzer ipuçlarını ortaya koyması ve döneme ait hakim anlayışın günümüzde de hala pervasızca sürdürülme telaşı ve çabasının tespiti açısından fevkalade önemli ve anlamlı bir yazı olmuş. Gerek o dönemde yaşananların gerekse günümüze intikal eden izdüşümlerinin artık ferasetle kavranılması zamanının çoktan gelip geçtiğini düşünüyorum. Gereksiz polemiklerle yeni bir dezanformayon ortamına katkı sağlamak yerine ortak aklımızı ve basiretimizi çözümden yana kullanmayıtavsiye ediyorum.
Devlet bomba yerine, güney dogudaki ileri gelen vatandaşlar ile görüşmeler yapsa bakanlar kurulunu Diyarbakır da toplasa, deseki biz devlet olarak Diyarbakır Siverek arasına demir çelik fabrikası kuracagız 20000 işçi istihtam edecegiz Van a şeker fabrikası kuracagız Mardine şeker fabrikası kuracagız ve dogudaki bütün illerde devlet üretme çiftlikleri kuracagız enaz 100000 işçi istihdam edecegiz dese ve bu işçileride güney dogu illerinde alacagız dese terör 2 ayiçinde biter ve devlet isterse bunu çok rahatlıkla yapar, yapmıyorsa terörün bitmesini de istemiyor demektir.