2011 seçimlerinin sonucu niye belli?

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 05-03-2010

6

Türkiye bir müddet sonra 2011 seçimlerini konuşmaya başlayacak. CHP’nin hükümeti erken seçime zorlaması anlaşılır bir şey. Çünkü şu an Türkiye ekonomide görebileceği dibe gelmiş durumda. En sorunlu veri olan işsizlik verileri için de bunu söyleyebiliriz. 2010’un ikinci yarısından itibaren Türkiye kriz öncesi büyüme ivmesini yakalayacak. Sanayideki istihdamın da aynı dönemde artmaya başlayacağını söyleyebiliriz. Bununla birlikte işsizlikteki artış duracak. Ama ekonomide daha önemlisi, Körfez kaynaklı Doğrudan Yabancı Yatırımların bu yılın ikinci yarısından itibaren gelmeye başlayacak olması ve belki bir üçüncü varlık barışı uygulaması. Hükümet bunun için IMF anlaşmasını bekletiyor. IMF’nin şu sıralar Türkiye’ye diyeceği bir şey yok. Hükümet ne zaman isterse IMF imzayı basar. Burada küresel güçler iktidar partisinin arkasında. Çünkü 2012’de Obama’nın mutlaka yeniden seçilmesi gerekiyor. Bu seçimin anahtar ülkesi Türkiye. Ancak hem Amerika-İngiltere hem de AB 2011 seçimleri için fazla endişeli değil. Çünkü sonucu az çok tahmin ediyorlar. Türkiye’de bir önceki genel seçimlere göre, siyasi aktörlerde, kurumlarda bir değişiklik yok. CHP aynı CHP; MHP’nin artık Türkiye için yeri ve cesameti belli. CHP’nin yanında ya da solunda alternatif bir sol oluşum-ne yazık ki- ortaya çıkamadı.

 Türkiye bir zamanlar çaresizlikten Uzan’ın partisine bile hatırı sayılır bir oy vermişti. Ancak bundan sonra Uzan türü adamlara öyle pek oy çıkacağını sanmıyorum. 2011 seçimlerine yetişecek yeni partilerin alacakları oy en çok yüzde 2-3 olur. Bu açıdan hiç kimse sağına soluna dönüp bakınmasın, 2011 seçimlerini sonucu, aşağı yukarı, belli.

Bu seçim sistemi ve eldeki siyasi aktörlerle şimdiki iktidarın alternatifi CHP-MHP koalisyonudur. Bu koalisyon, 80 öncesi Milliyetçi-Cephe koalisyonları ile seksen sonrası RP-DYP ya da DYP-SHP koalisyonlardan daha şaşkın ama çok daha kanlı bir iktidarı Türkiye’nin kucağına oturtur ki; işte siz o zaman görün Türkiye ekonomisini. Bir kere, 2010-2012 arasında Türkiye’ye yalnız körfez ve Suudi kaynaklı sermaye akışının ortalama 50 milyar dolar civarında olacağı tahmin ediliyor. Bugün yalnız bir fonun, Türkiye üzerinde, yaklaşık 20 milyar dolarlık projeksiyonu var. Bunun dışında Avrupa’da özellikle makine sanayinde birçok marka Türkiye’ye yatırım yapacak. Çünkü Avrupa, krizden çıkmak için Amerika’nın ikinci savaştan sonra yaptığını yapmak durumunda.  Yani bütün kıta’da ileri teknolojiye dayanan yeni ekonomiyi merkeze alıp, bunun dışındaki sanayiyi uygun ölçek ve dışsallığın olduğu “çevre”ye dağıtmak zorunda. Bütün bu süreçte iki geliştirici dinamiğe tanık olacağız. Birincisi, Türk sanayicisi, birçok Avrupa markasını satın alarak, dünyaya ihracatını markalaşma üzerinden de artıracak. İkincisi ise, küresel birçok markanın Türkiye’de, makine ve ileri teknoloji içeren sektörlere doğrudan yatırım yapması. Bu iki dinamik birleşerek Türkiye’nin hem doğusuna hem de batısına yönelik ihracatını geometrik olarak artıracak. Hemen bir örnek verelim; Ekonomide en önemli sektör hangisidir? Bu soruya Marksist iktisatçılar bir kerede yanıt verir: Üretim araçlarını üreten sektör; yani ilk önce makine yapan makineler sonra da kesim ikinin, başka deyişle tüketim mallarını, üretecek makineleri yapan sektörler. 

Irak Harekâtı, Bosna ve Azerbaycan Savaşları, Meksika, Arjantin, Asya ve Rusya krizleri, dış istikrarsızlık, savaş, kifayetsiz koalisyon hükümetlerinin iktidarsızlığı ile örülü ve de 1994, 1999- 2001 krizleriyle de iç istikrarsızlığa sahne olan bir dönemde Makine Sanayii ihracatını yıllık %22,43 oranında büyütmüştür. Öte yandan,  2002 Ocak 2008 Aralık ayları arasındaki dönemde ise Makine Sanayii ihracatı yıllık ortalama olarak  %29,71 oranında büyümüştür. Şimdi bu büyüme, hem doğrudan yabancı yatırımlar çerçevesinde hem de sanayinin kendi iç dinamikleri çerçevesinde olmuştur. Avrupa makine sanayi artık Türkiye üzerinden doğu pazarlarını denetleyebilir. Bunun için hem Avrupa markaları Türkiye’ye gelecektir hem de Türk markaları Avrupa’dan şirket ve marka satın alacaktır. Bu açıdan 2023 yılına kadar olan süreçte yalnız makine sanayinin ihracatı yaklaşık 150 milyar dolar sınırına dayanacaktır. Bunun dışında bütün bu süreçte Türkiye’ye yapılacak enerji yatırımlarını düşünün. Bu alanda yapılacak yatırımlar da milyar dolarlarla ifade edilecektir.

Buradaki temel tez şudur: Türkiye’nin, 2010 sonrası, Avrupa ve Asya kalkınmasını birleştirerek kapitalizmin yeni sermaye birikiminin merkezlerinden birisi olacağı ve enerji ve teknoloji üreten sektörlerde öne çıkarak Avrupa ve Asya büyümesini birleştiriceği gerçeğidir. Özellikle makine, enerji gibi sektörlere çok yoğun girişin olacağı bu temel tezden hareketle söylenebilir.

 Bütün bunlara banka-finans ve iletişim-medya sektörlerini eklemiyorum. Şimdi böyle bir küresel büyüme potansiyeli, kafaları 19. yüzyılla 20. yüzyılın ilk çeyreğine sıkışmış şaşkınlara teslim edilir mi?  Türkiye kendisini 2011 sonrasına hazırlasın; 2011 sonrası gelecek demokratikleşme rüzgârı herkes için yeni bir başlangıç olacak.   

 

            

 

 

Comments (6)

Birincisi Petro dolar kaynakları son Lehman Brothers iflası ile başlayan krizde Malezya-Taiwan-Tokyo borsaları aracı kurumları yolu ile ne kadarının iç edildiğine bağlı ki bir de kredili alım satım yapıldı ise buyuk borç ta bırakarak eridiği kesin gibi…

Dubai ve diğer emirliklerin, kuwait’in ödeme güçlükleri bunu gösteriyor. Suud’ların durumu ise bir kaç yıl içinde tam ortaya çıkar. Buna bir de düşen petrol fiatları ile yuksek petrol fiatına endexli gelir beklentisi ile çöle gömülen fiili yatırımları yani beton-demir ve yedi yıldızlı kaşanelerin tamamlanma ince imalat-kredi maliyetleri eklenmeli bence…

Bu kriz bence 1971 den beri rezerv petro dolarların geri alınma operasyonu bile olabilir..

Bu durumda gelecek petro dolar kaynaklı yatırımcı sermayeye de kuşku ile bakılabilinir.

Gelse bile beklenti düzeyinde olmayabileceğidir. Ne zaman geri gideceği de soru işareti olarak kalacaktır.

Gelelim; yapılacak yatırımların istihdam yaratma potansiyeline…

Yapılacak üretime yönelik yatırımlar, en gelişmiş robotik teknolojilerle yapılıp, minimum kol emeği kullanımını hedefleyecek ve kredilendirilmesi de beş-on yıl ana para ve faiz ödemesiz dönemli yabancı kredilerle realize edilecektir.

Bu ise yatırımcının yine bu sure için uretim finansman çıktılarının sıfır olması demektir ki satış fiatı oluşumunda birim yatırım maliyeti girdisini REALİTEDE dikkate almamayı getirebilir.

Bu realizasyon projesi eğer çok paranoit yaklaşım değilse “globalizmin uzun sureli bir senaryosu” olabilir.

Yani bu istihdamı çözücü değil “marks”ın duşündiğü gibi kolemeğinin devreden doğal sureçle çıkışı değil “küresel egemenler”in iane ile insan opluluklarını “çalışmadan yaşama” yoluna sokulması olacaktır.

Bunun devamı olabilecek kuresel-sosyolojik nufus azaltma projelerinin nasıl olabileceği ise gerçekten paranoit pek çok senaryoya müsaittir.

Ancak tabii ki iş süreçleri ile “makro dunya politikaları” nı algılayamıyacak şekilde hala eğitim gören beyaz yakalılar için bilişim teknolojisinin ihtiyaç duyduğu “manüplatör emeği” gereksinimi devam edecektir.

Gelelim CHP-MHP koalisyonuna… “Ulus Devlet”den vaz geçmesi çok uzun sure alacak bu partilerin kadrolarının “Kureselleşme politikaları” icin kabul görmesi globalizm için mümkün değil gibi duruyor…

Hele bu kadar “emperyalizm” gibi geçmişte kalmış ve ulus devlet dönemi literatürünün terminolojisini kafalarına takmışken.

Bu durumda ortaya yenilerde çıkabilecek bir sol sosyal demokrat partinin kureslleşmeye yönelik karşı bir küresel örgütlenme modeli geliştirmesi eşyanın tabiatı gereği gibi duruyor..

Aytac ERDOGDU

Merhaba, değerlendirmeleriniz çok önemli vurgularını içeriyor. Yazıyı tamamlamış ve yazıdaki çıkarımlar için gerekli soruları sormuş. çok teşekürler, görüşmek üzere.

sormak istediğim birkaç soru var aslında..anladığım kadarıyla sizde küreselleşme ve liberalizm yanlısı olduğunuz hatta “liberal islamcı” markajının son derece faydalı bir sistem oldugunu desteklemektesiniz.yazıda anlatılanlara bakılırsa şöyle bir hesap yapmak gerekti:en düşük maaşlı memurun aldığı maaşı baz alırsak ekmek,gıda,giyim,eğitim gibi giderlerin karşısında nasıl yenildiği açık bir şekilde ortadadır.sizin yazınızda ise ülkeye 2011 den sonra girecek olan yüklü bir sermayeden söz ediyorsunuz..ve ben eminimki bu ülkeye isterse trilyonlarca dolar girsin ülkenin alım gücünü oluşturan memur ve işçi sınıfının gelir artışının olmayacağı kesindir..ve sizin gibi ekonomi yazan insanların varlığı bunun en büyük kanıtıdır.. aslında sormak istediğim daha birçok şey vardı başka zaman artık.

Marhaba yazı AKP’nin yeniden seçilmesiyle gelir dağılımının düzeleceği iddia etmiyor ya da bundan bahsetmiyor bile. Yazı başka bir tespit yapıyor. Tekrar okuyup bu tespiti tespit etmeniz kolay aslında. sevgiler.

birincisi akp nin ülkedeki marjinal durumu(bu marjinalliğin Türkiye dışındaki ülkeler için hayli rahatlatıcı bi durum olması).ikincisi abd nin dışarda kalmış olan dolar ve altınlarına bekçilik edecek,birnevi istasyon olarak görev yapacak yer olarak gördükleri Türkiye dir .tespitim buydu ;ama şunu söylemek istiyorum.ekonomi ile ilgili yazılan tüm yazıları vermiş olduğum cevapda belirttiğim gibi sadece” pastanın büyük kısmını yiyenler” için yapılması sıkıntımdır..birşey daha demokratikleşme ; abd nin başına siyah bir kişinin gelmesiylede zaten türkiye ye hazır ol denildiğini biliyoruz. 2011 i beklemeye gerek yok..

Sayin Sertaç;
Birincisi “ABD’nin dısarıda kalan efektif dolarına bekçilik” diye bir fiili durum olamaz. Çünki her ülke ve bastığı konvertibl para aslında o ulkenin “yurt dışından aldığı kredi”dir. Hatta basit anlatımla “borç senedidir..

İkincisi Külçe altının ise durumu “altın rezervi”dir. ABD’ye ait olan altın ise kendi ülkesindedir.

Bu yazdıklarımda şuna lütfen dikkat edin digital ortamlardaki rakamları kastetmiyorum.

Bir şeyi daha söylemek lazım bu yazışmalarımız “dünyadaki globalizm/küreselleşme”nin taktiklerinin güncellenmesi, senaryo ve mizansenlerindeki değişimleri gözlemlemek amaci ile yazilmaktadir.

Makro iktisatçılar için bu tür yazılar “politik yaklaşım ve çözüm” önerecek siyasi hareketlere kullanilabilinir “goreli” veri aktarma amaçlıdır.

Write a comment