20. yüzyılın tasfiyesi-1

Posted by ertemcemil132 | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme, Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 11-05-2010

6

IMF ve AB kriz karşısında birlikte hareket ediyor. Şimdilik ortada 750 milyar avroluk bir yardım paketi var. Bu pakete avro bölgesi hükümetleri 440 milyar avro garanti ediyor. IMF’nin 250 milyar dolar katkısının olacağı pakete 60 milyar avro da AB bütçesinden sağlanıyor. Bu 750 milyarlık fona Yunanistan’a verilecek 110 milyar avro dahil değil. Bunun dışında Avrupa Merkez Bankası (AMB) “gerektiğinde” hükümet ve özel sektör borçlarını satın alacağını açıkladı. AMB; ayrıca FED’le dolar swaplarına yeniden başlayarak, üç aylık sabit faizli sınırsız kredi enstrümanını da devreye sokacak. Bu arada Japonya da devreye girerek dolar swap hatları açtı. Bütün bu riskli ve hızlı önlemler bize önümüzdeki günleri anlatıyor.

En önemlisinden başlayalım. AB, zorunlu olarak daha fazla entegrasyona gidiyor.

Bu entegrasyon paradoksal olarak Doğu’ya yönelmedir. Şöyle yazar; Frank; “ sanayi devrimi kaynaklı bu teknolojik gelişmeler bütününü yalnızca Avrupa’ya özgü bir başarı olarak görmemek gerekir. Aksine uzamsal alanı, uzunca bir süre Doğuda bulunduktan sonra, söz konusu dönemde Batı’ya kayan, dünya genelinde yaşanan gelişmeler şeklinde değerlendirmek daha doğru olacaktır. Yanıtlanması gereken soru, sanayi devrimine Avrupa’nın hangi “sıra dışı” özelliklerinin neden olduğu değil, bu endüstriyel dönüşümün, Doğudan niçin ve nasıl Batıya taşındığıdır. “ (Frank, 1998)  Sanayi devrimi ve endüstriyel dönüşüm 20. yüzyılın ve Batı’nın hikâyesidir.

Bu hikayenin en önemli merkezi AB kendisine yol arıyor; şu artık çok açık ki, şimdi Frank’ın sorusunu sorabiliriz. Doğudan batıya taşınan endüstriyel dönüşüm şimdi yeniden doğuya dönüp tam da orada başka bir biçime dönüşüyor ve kapitalizmin siyasi küreselleşmesini başlatıyor. AB’nin ekonomik bütünlüğünü tam anlamıyla sağlaması için siyasi bütünlüğünü sağlaması ancak bunun da doğuya genişlemeyle olacağını şimdi görüyoruz. 20. yüzyıl şimdi gerçek anlamda doğuda bitiyor. İşte bu kriz, yeni bir Avrupa’yı ancak doğu ile birlikte ortaya çıkaracak.  

  

Bu kriz, Maastricht kriterlerinin para ve maliye politikaları ortaklaşmadan gerçekleşmeyeceğini ortaya koyduğu gibi, kriz sonrasında nasıl bir Avrupa sorusunun da yanıtını veriyor. Yukarıdaki önlemler gösteriyor ki, yangın, İspanya, İtalya gibi ülkelere sıçramadan söndürülmüş olacak. Ama enkazı toplamak ve yeniden yapmak bu kadar kolay değil. Bir kere, yeniden yapmak için AB egemenlerinin yeni bir AB tanımı yapmaları gerekiyor. Bu yeni AB tanımı hem sınırları itibariyle hem de siyasi yapısı itibariyle şu andaki AB’den çok farklı olacak. Aslında AB’nin şimdiki durumu Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarına benziyor, Osmanlı sorunun farkına vardı, ama imparatorluktan vazgeçmedi. Bütün egemenlik alanları ulus olma yolunda adım atarken, gücünü kaybetmiş bir imparatorluk olarak devam etmesi ve kendi kaderlerini ellerine almak isteyen milletleri elinde tutması imkânsızdı. Merkezîleşme ve “modernleşme” çabaları bu yüzden işe yaramadı.

Şimdi de AB, hem ulus-devletler kalsın hem de uluslar ötesi ekonomik ve siyasi bir yapı olalım, böyle zenginleşelim diyor. Ya da şimdiye kadar dedi. Bu olmaz, olmadığı ortaya çıktı. O zaman yapılacak şey, nasıl ulusal para birimlerinden vazgeçtilerse, ulus-devletin siyasi tarafından da vazgeçecekler.

Günümüzün küreselleşmesi teknoloji temelli siyasi bir küreselleşme çizgisidir. Bunun için yalnız AB’de değil, dünyanın her yerinde hızlı bir federalizme geçişi göreceğiz bundan böyle.

Kıtasal federal yapılar bu yapılara bağlı yeni pazarlar çok şaşırtıcı bir hızla ulus-devletlerin yerini alacaklar.

Yunanistan’daki gösterilerde ağırlıklı tepki, IMF ve AB’nin “kurtarma” paketineydi. Gösteri yapan örgütler, ulus-devleti, dolayısıyla askerî harcamaları eleştiren ve bunu siyasi tepkilerinin merkezi yapan bir strateji benimsemediler. İşte tam da bundan dolayı bu gösteriler saman alevidir ve Yunan ulus-devletinin “sol” tarafının tepkisidir. Aynı bizdeki gibi.

Bu gösteri yapan örgütlere sorun, yerel paraya geri dönmeyi isterler, içinde oldukları AB onlar için emperyalisttir. Merkez Bankalarını, Türklerle it dalaşı yapan pilotlarını, dış dünyaya (emperyalistlere) parmak sallayan politikacıları geri isterler. Hepsi bu. “Biz ulus-devlet olalım ama AB de olsun, sağ ve sol politikalar ve politikacılar eskisi gibi olsun, kurumlar yerinde kalsın, ulusal ordu olduğu gibi dursun. Biz de, 20. yüzyıldan kalma sendikalarda, partilerde, meslek odalarında “solculuk” oynayalım.” Aynı şeyi merkez Avrupa’daki sağ politikacılar da istediler şimdiye değin.

Ama olmuyor işte. Geçen hafta Attali, tek AB bütçesi yürürlüğe konmazsa avro da AB de ortada kalmaz diyor ve ekliyordu, “tek Avrupa cesaret ister, şu an ki politikacılar 20. yüzyıldan kalma; olayları bir asır önceden takip ediyorlar.” İşte bu vurgu çok önemli; tek ve sosyal bir AB zorunlu ama bu, bu yapılar ve politikacılarla olmayacak diyor Attali.

Şimdi AB, krizin ateşini söndürmek için IMF ile birlikte zorunlu, ama geçici, entegrasyona gidiyor. Merkel ve Sarkozy gibilerin ulus-devletten vazgeçmesi düşünülemez.

O zaman kalıcı çözüm için bu siyasi mevta politikacıların tasfiyesi gerekiyor. İşte kriz aynı zamanda bu dinamiği sağlıyor.


Türkiye’de de benzer bir durum var. Ama Türkiye’deki tasfiye biraz daha renkli olacağa benziyor. Baykal’ın tasfiyesi, bana göre, çok simgesel. Dünün devletçi sosyal demokratı (!) bugünün faşisti bu politik mevta, beraberinde bir anlayışı da mezara götürecek. Baykal’ın ortaya dökülen özel hayatı ve bu yolla tasfiye edilmesi, bir noktada onun siyasi körlüğünün ve ısrarının da sonucudur. Mesela Merkel gibiler aynı ısrarı sürdürmeyecekler, görecek ve çekilecekler. Baykal’ın tasfiyesi küresel bir gidişin, Türkiye için olan düğümlerinden birisinin çözülmeye başlamasıdır. Bu devam edecek. Burada bir not eklemek istiyorum:  Sol da “abi müessesinin çözülmesi ile devlet partisinin sivilleşmesi aynı şeydir.  

Avrupa’yı bu sefer ABD ile birlikte küreselleşmenin dinamikleri toparlayacak.

Türkiye’yi de içine alan federal bir AB zorunluluk. Bu, Türkiye’nin de çok hızlı değişmesi anlamına geliyor.

 

Comments (6)

“Şimdi AB, krizin ateşini söndürmek için IMF ile birlikte zorunlu, ama geçici, entegrasyona gidiyor. Merkel ve Sarkozy gibilerin ulus-devletten vazgeçmesi düşünülemez.

O zaman kalıcı çözüm için bu siyasi mevta politikacıların tasfiyesi gerekiyor. İşte kriz aynı zamanda bu dinamiği sağlıyor.”

Yuarıdaki alıntı metnin içinden…

Evet bütün mesele bu iki paragrafla anlatılmalı..
Bir de ilave gerek “krediye dayalı finan sistemi olan” UÜS(Uluslar Üstu sermaye) yeni iş süreçlerine uyum gösterecek ve makro bazda sistemi çözümleyebilecek üst derece yöneticileri tasfiye ediyor..

Bakın artık bankalarda “Şube Müdürlükleri” bile tasfiye edilip, “sorumlu” ünvanlı sadece manüplatörler istihdam ediyorlar..

İSO Kalite standartlarına göre iş süreci izleyen ve bankacılığı bilmeyen “sistemi çözemiyen” bankacılarla karşılacağız artık sürekli..

Üst yönetimlere hiç bir zaman ulaşamıyacaksınız..
Hatta giderek kim olduklarını bile bilemiyeceksiniz. Sisyeme komuta edenler gelinen robotik üretimin sonucunda işsiz, yarı aç kalacak bireylerin tepkisinden azade olmak da istiyor..

İş süreçleri revizyonu yolu ile enküçük mahalli devletçikler içinde tepkileri yerel yöneticilere yönlendirecek.. Hatta “yönlendirecek” sözü yanlış; “tepkiler yönlenecek..”

Yani bilim kurgu gibi ama..
Biliyorsunuz J. Verne’nin “denizler altında yirmibin fersah”ı da döneminin bilim kurgusu idi…

Gözümden katarakt ameliyatı oldum bir iki harf hatası var özür dilerim..

Aytaç Erdoğdu’nun dediklerinden hiç bir şey anlayamadim desem yeridir!
robotik üretim, yüksek teknoloji üretimi alanlarda kaçınılmaz ve avrupanın yaşlanmasının sonucu bir adımdır; işsizliğe yol açması cüzidir.
tabii ki rekabetçi avantaj anlamında da rol oynadı ama asyaya kayan üretim sonucu artık gündemin bu olmadığını söyleyebiliriz.
zaten bu s/f takıntısı ve komplo teorileri %100 doğru olsalar da yaşanmakta olanı açıklayıp aksiyon tetikleyemiyorlar, tıpkı gdo tohumları gibi her defasında yeniden üretilmeyi gerektiriyorlar.

Mesleğim gereği..
Son bir yıl içinde kapanan ve kapanış tutanaklarına imza attığım işyeri sayısı dokuz..
textil ve otomotiv yan sanayii fabrikaları..
çıkarılan işçi sayısı 3444..
Aynı patronların beşyıl ana para ve faiz ödemesiz..sonraki beş yıl faiz ödemeli, son beş yıl da anapara ve faiz ödemeli toplam on beş yıllık kredi ile yaptıkları yatırımla
örnek;
optik gözler ile digital ortamda modelist, stilist ve ülke dışından gelen kreasyonların 646 kişini çıkarıldığı fabrika üretimini 32 kişi yapar durumda.. Ben de inanamadım.. Kapatılan fabrikanın da üç misli kapasite..
30 km mesafede ve başka bir şirket..Türk Tülekom ve tariş
işçileri nin de tasfiyesi.. Robotik ve optik gözlerle olan üretimin diye diye örneğin küt pamuktan optik gözlerle som kslite kontrolleri sonucu “0″ hata ile yapıp konteynra kadar götüren birforkliftli bireylerden
biri olan benim gözlemim içi boşalır..

Özür dilerim yukarıdaki yazının son parağrafı aşağıdaki gibidir. kopyala/yapıştır işleminde hatalı metin yorum olarak gönderilmiş.. Tek gözüm kapalı diğeri de iyi görmüyor.. umarım bu hatamı bir daha tekrarlamam..

“30 km mesafede ve aynı kişilere ait başka bir şirket..

(Türk Tülekom ve tariş işçilerinin de tasfiyesi;teknolojik ve robotik uretime gecis nedeniyledir aslında)

Yeni şirket yeni tesiste robotik teknoloji ve optik gözlerle yapılan üretimin; örneğin, küt pamuktan optik gözlerle son kalite kontrollerini “0″ hata ile yapıp konteynra kadar götüren ve düzenli yerleştiren optik gözlü forkliftler sonucu “tekstil sektöründe” çok uzak olmayan gelecekte kol emeği ihtiyacı minimalize olacaktır. örneğimizde beyaz yakalı ile digital ortama verilen komularla üretim yapılmaktadır. Bu durumda fabrikaların; benim gözlemim içi boşalır…”

Sayin Erdogdu ,
Tamamiyla katiliyorum , kendi sektorum olan Uluslararasi nakliyat ve lojistik sektorunde , sektorun en buyukleri otomasyon ve optik gozlerle , 600 hammalin isini sadece ve sadece 24 beyaz yakali teknisyenlerle yapmaya basladilar , ( tabii 20 milyon euroluk bir yatirim gerektiriyor ve 7 yilda amorti oluyor.
slm

Write a comment