Avrupa’nın krizi ve ötesi için (günlük) notlar…

Posted by ertemcemil132 | Posted in Haberler | Posted on 08-05-2010

0

not: Aşağıdaki yazı 7 Mayıs 2010′da kaleme alınmış olup, veriler 6 ve 7 mayıs günlerine aittir.  

 

Haftanın son günü piyasalar yine alt-üst oldu. Esasında P&G hisselerine yönelik yanlış satış emri ABD’den başlayan çöküşün tetikleyicisi gibi gözükse de, dünkü telaşın gerçek nedeni, Avrupa’nın krizi ve buna bağlı Avro belirsizliği ve krizin Portekiz, İspanya’ya da bulaşarak derinleşeceği endişesi. Bu gerçekleşecek mi; yani Avrupa’nın kâbusu gerçeğe dönüşecek mi? Bu soruya yanıt vermeden önce, düne bakalım:  Dünya piyasaları küresel ekonomik krizin başından bu yana en kötü günlerini yaşıyor.  Avro dolar karşısında erirken, başta Çin olmak üzere, fazla veren ülkelerin de dolar endişeleri devam ediyor. Çünkü ABD’de değişen bir şey yok. ABD’nin bütçe ve cari açıkları devam ediyor.  Avrupa Merkez Bankası’nın Yunanistan’ın borç sorununu çözme doğrultusunda adım atamaması da dün piyasaları aşağıya çekti. Çünkü AMB’ da önünü göremiyor. Perşembe günü Yunanistan’da kabul edilen kemer sıkma paketinin kabul edilmesinin ardından halkın parlamentoyu kuşatması dünyaya krizin derinleşeceği endişelerini daha da artırdı. İşte bütün bunlar olurken ve piyasalarda başlayan satış sürerken Procter and Gample hisselerinde yanlış bir işlem sonucu hisse yüzde 30 düşünce elektronik satışlar da devreye girdi.

 

Cuma’nın gelişi…


Fonların portföylerini koruma amaçlı bilgisayar programlarının devreye girmesi ile saniyeler içinde milyar dolarlık satışlar geldi. Ama P&G olayı yalnızca bir bahaneydi.  Piyasaların aklı ortaktır. ABD’de başlayan satışlar ve AB krizinin belirsizliği Perşembe gününden Cuma’nın gelişini belli etmişti zaten.

Avrupa’da krizin çözülemeyeceği görüşü ağır basan ABD borsalarında bu durumun ardından peş peşe yapılan satışlarla tam anlamıyla bir kâbus yaşadı. Dow Jones’ta kayıp yüzde 9,2’yi buldu. Dolar tüm para birimleri karşısında yüzde 3’ü aşan değer kazandı. Türk Lirası’na karşı dolar 1.53 liradan 1.62 liraya kadar çıktıktan sonra 1.59’a geriledi. Yaşanan çöküş 1987’deki Kara Pazartesi’nden bu yana yaşanan en büyük satış dalgası oldu. Borsaların yanı sıra yatırımcılar güvenli liman olarak bilinen yatırım araçlarına kaçtı. ABD 10 yıllık tahvillerinin faizi yüzde 3,7 düştü. Güvenli liman altın 1.210 dolara çıkarken petrol 76 dolara kadar indi. (Altın 38 dolar fırladı yüzde 3,2 değer kazandı, petrol ise yüzde 4 değer kaybetti.)

Moody’s’ten krize tuz biber…

Bütün bunlar olurken Moody’s zehir zemberek bir rapor yayınladı. Moody’s Portekiz, İspanya, İtalya ve İngiltere’nin bankacılık sistemlerinin riskli olduğunu belirterek, notlarını gözden geçireceği ima etti. Moody’s şu sıra Portekiz ve Yunanistan notunu-indirmek üzere- gözden geçiriyor. Ancak İspanya, İtalya ve İngiltere notlarının da çok yakında olumsuz olarak revize edileceği piyasalarda artık belli oldu. Daha doğrusu piyasalar bu ülkelerin notunu şimdiden indirdi bile.

Ülke             Tahvil notu         Görünüm
İspanya             Aaa                Durağan
İngiltere             Aaa                Durağan
İrlanda               Aa1                Negatif
İtalya                 Aa2                Durağan
Portekiz              Aa2                Not gözden geçiriliyor
Yunanistan          A3                  Not gözden geçiriliyor

Bundan sonra…

Şimdi herkesin sorduğu soru bundan sonrası… Yani Avrupa’nın krizi derinleşerek Yunanistan dışına yayılacak mı; avro dolar eşitlenecek mi, hatta daha ötesi avro diye bir para birimi çok yakında ortadan kalkacak mı? Biz bütün bu olumsuz gelişmelerin olmayacağını, AB’deki krizin sistemik bir krize dönüşmeden, dibi görerek Yunanistan ile sınırlı kalacağını düşüyoruz. Çünkü İspanya ve Portekiz, İtalya gibi ülkelerin ihracat dinamiklerini tekrar yakalaması için avronun değerinin düşmesi gerekiyordu. Bu olay tıpkı 1985’deki Plaza anlaşması gibi…

22 Eylül 1985″te New York”ta Plaza Oteli”nde toplanan ABD, Batı Almanya, Fransa, İngiltere ve Japonya, doların aşırı de­ğer kazanması karşısında uygulaya­cakları ekonomi politikalara karşı doların değer yitirmesi gerektiğine karar vermişlerdi. Bu yolla, ABD büyüyen fe­deral açıklarını kapatma yoluna gi­decek, Japonya para politikasını gevşeterek finans sektöründe re­formlar yapacak, Almanya vergi indirimi uygulayacaktı. Bütün ül­keler para piyasalarına müdahale kararı almışlardı. Ülkelerin sözle­rini tutmaları kolay olmamış, örne­ğin ABD bütçe açıkları azalma­mıştır, fakat anlaşma gene de iste­nen sonucu vermiş, doların mark ve yen karşısında değeri düşmüş ve bu yolla ABD rahat nefes almıştı. Şimdi 1985’de ABD’nin masa başında yaptığını bugün AB Yunanistan krizi ele yapıyor. Yani AB’nin yumuşak karnı olan ülkelere nefes aldırmak için, Yunanistan’ı cepheye sürerek avronun değerini düşürüyor.

Dolayısıyla bundan sonra avro uzun bir süre düşük değerli devam edecek. Bu tabii ki Türk ihracatsının sevineceği bir durum değil. Türkiye burada dezavantajlı, ancak başta İngiltere olmak üzere, AB ülkelerinin, bu konjonktürde, yatırım yapılamayacak seviyeye gelmeleri Türkiye’nin işini kolaylaştıran yani Türkiye’ye sermaye çekecek bir ortam yaratıyor.

Bu durum Türkiye’deki ana sektörleri, kısa vadede olumsuz, ancak uzun vadede olumlu olarak etkiyecektir. Çünkü AB’de birçok firma kapsam ekonomisi çerçevesinde yatırımlarını Türkiye’ye kaydıracak ve Türkiye üzerinden ortaklık yaparak ihracatlarını EMEA pazarına yönlendireceklerdir. Ayrıca yine orta vadede, özellikle makine sektörü gibi ana sektörler, AB pazarı dışında alternatif pazarlara yöneleceklerdir. 

Öte yandan bütün bu süreçte temel emtialarda ani ve şok fiyat yükselmeleri görebiliriz. Çünkü artık avro kadar dolarda sorunlu. Özellikle Çin elindeki dolarları boşaltmak için emtia piyasalarına daha da agresif girebilir. Bu süreçte TL dâhil güçlü yerel paralar değerli kalacaklar. Hatta bir müddet sonra yerel para birlikleri ve ticaret alanları gündeme gelebilir.

Yunanistan ne olacak? 

Yunanistan’ın en büyük sorunu aşırı silahlanmaydı. Şimdi bu bitiyor. Yunanistan, dünyanın en büyük üçüncü silah alıcısı. Türkiye’yse 10. sırada. İsveç Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) verilerine göre, 2005-2009′da askeri silah ithalatına, 1990′a endeksli fiyatlarla, Türkiye 3,264, Yunanistan’sa 4,615 milyar dolar harcadı. Yunanistan’ın 14 milyar avroluk yıllık silah bütçesi var. Artık belli ki Yunanistan böyle devam etmeyecek. Daha fazla üretip daha az harcayacak, sosyal güvenlik sistemini değiştirecek, kapsamlı bir vergi reformu yapacak ama en önemlisi Avrupa’nın ortasında şımarık, kaynaklarını silaha yatıran, bir milliyetçi “ada” artık yok.  Türkiye ile Ege ve Kıbrıs konularında, AB politikası dışında tartışamayacak bile. Dolayısıyla Yunanistan dediğimiz yer artık AB’nin ta kendisidir.

Çok yakında yeni bir Yunanistan göreceğiz. Bu krizin tüm AB’yi yıkıp yakmayacağının en önemli örneği İrlanda’dır İrlanda’da bu krizden en çok etkilenen AB ülkelerinden. Orada da çok güçlü bir kemer sıkma politikası başladı. Ama İrlanda ‘da tık yok. Niye; İngiliz sömürgeciliğine ve militarizmine yıllardır direnen İrlandalılar Yunanlılardan pısırık mı? İrlanda’da sosyal güvenlik bütçesi yüzde bir daraltıldı. Kamuda maaş kesintileri yüzde 7’ye ulaştı. Burada İrlanda, daha önce de yaptığı bir şeyi yaptı. Hükümet ve sendikalar- yani milliyetçi küçük burjuvalar değil işçiler- oturup uzlaştılar. Bu uzlaşma, sonra toplumun diğer kesimleriyle paylaşıldı. Hükümet maaş kesintilerine son verdi; sendikalar da reform paketine onay verdiler. Yani AB İrlanda’da krizi yendi.

Dolayısıyla kimse merak etmesin, kriz Yunanistan’la sınırlı. AB’nin egemenleri kendi selametleri için, tıpkı 1923’te olduğu gibi, bir kez daha Yunanistan’ı feda etti. Hepsi bu.

ABD ise çok yakında banka ve finans sistemini yineleyerek yoluna devam edecek.

Son söz: Bütün bu toz duman, Türkiye’nin de ne yapması gerektiğini anlatmıyor mu? 

 

 

Write a comment