YENİ BİR AVRUPA’YA DOĞRU…

Posted by ertemcemil132 | Posted in Finans Politik | Posted on 22-05-2010

1

 

 Avrupa’nın bu krizi yeni bir Avrupa doğuracak mı; yoksa birleşik Avrupa fikri 20. yüzyılın gerçekleşmeyen en önemli ekonomik ve siyasi çabalarından biri olarak 21. yüzyılın ilk çeyreğinde tarih mi olacak? Şimdi bu soruyu sormanın zamanı; çünkü Avrupa öyle diken üstündeki en ufak, en masum haberler bile piyasaları alt-üst ediyor, avroyu yerden yere vuruyor ve umutları söndürüyor. Merkel’in açığa satışları kısıtlama girişimleri iki hafta önce piyasaları yine altüst ederken, Avrupa borsalarının artık hiçbir şeye tahammülünün kalmadığını ortaya çıkardı.  Oysa yine geçen ay, Merkel’in başkanlığında, IMF’den OECD’ye kadar tüm dünya ekonomisini yöneten örgütler Almanya’da toplanmış ve finansal istikrar konusunda çok önemli kararlar almışlardı. Aslında Merkel açığa satış gibi, “eskiden” ve normal dönemlerde çok olağan sayılabilecek bir işlemi bugün kafasına takarken bu finansal istikrar meselesi doğrultusunda bir adım atmak istemişti.

Bu konuda hem AB hem de ABD çok kararlı. Banka ve finans sisteminden spekülasyonu, kara parayı, kara işlem sirkülâsyonunu temizleyecekler. Çok yakında bir dünya finansal istikrar örgütü görebiliriz. Avrupa, ABD ile birlikte, dünya ekonomisinin finanstan başlayarak yeniden düzenlenmesi için çok istekli. ABD’nin ortaya atacağı düzenlemelere ve yeni kurumlara, Merkel örneğinde olduğu gibi, hemen sahip çıkıyor ve bütün risklere rağmen bunları öne çıkartıyor. Çünkü Merkel ve Sarkozy bile artık ulus-devletleri aşan, siyasi olarak da bütünleşmiş bir AB fikrine uzak değil.

AB’nin bu krizden dağılarak çıkmamak için atacağı adımlar aynı zamanda bize yeni bir Avrupa’yı anlatıyor. Bu yeni Avrupa’nın kodları şimdiden belli ve bunlar Türkiye’yi de çok ilgilendiriyor.

 Avrupa, antikiteden Rönesans’a uzanan ve sırtını Hıristiyan evrensel barış idealine dayayan geleneği ulus-devletlerle temellendirmişti. Böyle olunca bütün bu uygarlık birikimi ve onun tartışılmaz kodları evrensel niteliklerini yitirerek kısırlaştı ve kendisi dışındaki dünyaya yukarıdan bakan, zenginleştikçe kendisi dışındaki dünyayı aşağılayan bir kısırlık içinde kavruldu. Avrupa bu kriz öncesi tam da bu nedenle hızla yaşlanmaya ve ilerletici dinamiklerini yitirmeye başladı. Mesela ABD, 1995-2005 arası ileri teknoloji içeren katma değer oranını yüzde 13’ten yüzde 54’e çıkarırken, AB yüzde 10’un üzerine çıkamadı bile.  

Bu, bize Avrupa’nın krizini anlatıyor. Forum İstanbul’un açılış konuşmasında Başbakan yardımcısı Babacan, Avrupa Merkez Bankası Başkanı Trichet’in son bir yılda sıkıntıdan yaşlandığını söylüyordu. Babacan Trichet’in hızlı yaşlanmasının arkasında yıllardır savunduğu ilkelerden bir gecede vazgeçmek zorunda kalmasının rolüne değinirken haklıydı. Çünkü AMB’sı şimdi durmadan avro basıyor. Bu sonuç, AB’ye para ve maliye politikalarının ortaklaşması gereğini anlatıyor.  

Yaklaşık 1 trilyon avroluk paket şüphesiz ancak yaralara pansuman olacak ama kesin çözüm yolunu AB nihayet anladı. Peki, bu kesin çözüm yolunun taşları neler…

En önemlisinden başlayalım. AB, zorunlu olarak daha fazla entegrasyona gidecek.  

Bu entegrasyon, paradoksal olarak Doğu’ya yönelmedir. Şöyle yazar; Frank; “ sanayi devrimi kaynaklı bu teknolojik gelişmeler bütününü yalnızca Avrupa’ya özgü bir başarı olarak görmemek gerekir. Aksine uzamsal alanı, uzunca bir süre Doğuda bulunduktan sonra, söz konusu dönemde Batı’ya kayan, dünya genelinde yaşanan gelişmeler şeklinde değerlendirmek daha doğru olacaktır. Yanıtlanması gereken soru, sanayi devrimine Avrupa’nın hangi “sıra dışı” özelliklerinin neden olduğu değil, bu endüstriyel dönüşümün, Doğudan niçin ve nasıl Batıya taşındığıdır. “ (Frank, 1998)  Sanayi devrimi ve endüstriyel dönüşüm 20. yüzyılın ve Batı’nın hikâyesidir.

Şu artık çok açık ki, şimdi Frank’ın sorusunu sorabiliriz. Doğudan batıya taşınan endüstriyel dönüşüm şimdi yeniden doğuya dönüp tam da orada başka bir biçime dönüşüyor ve kapitalizmin siyasi küreselleşmesini başlatıyor.

AB’nin ekonomik bütünlüğünü tam anlamıyla sağlaması için siyasi bütünlüğünü sağlaması ancak bunun da doğuya genişlemeyle olacağını şimdi görüyoruz. 20. yüzyıl şimdi gerçek anlamda doğuda bitiyor. İşte bu kriz, yeni bir Avrupa’yı ancak doğu ile birlikte ortaya çıkaracak.

Ayrıca, bu kriz, Maastricht kriterlerinin para ve maliye politikaları ortaklaşmadan gerçekleşmeyeceğini ortaya koyduğu gibi, kriz sonrasında nasıl bir Avrupa sorusunun da yanıtını veriyor. Alınan önlemler gösteriyor ki, yangın, İspanya, İtalya gibi ülkelere sıçramadan söndürülmüş olacak. Ama enkazı toplamak ve yeniden yapmak bu kadar kolay değil. Bir kere, yeniden yapmak için AB egemenlerinin yeni bir AB tanımı yapmaları gerekiyor. Bu yeni AB tanımı, hem sınırları itibariyle hem de siyasi yapısı itibariyle şu andaki AB’den çok farklı olacak.  AB, hem ulus-devletler kalsın hem de uluslar ötesi ekonomik ve siyasi bir yapı olalım, böyle zenginleşelim dedi şimdiye değin. Bu olmaz, olmadığı ortaya çıktı. O zaman yapılacak şey, nasıl ulusal para birimlerinden vazgeçtilerse, ulus-devletin siyasi tarafından da vazgeçecekler. Günümüzün küreselleşmesi teknoloji temelli siyasi bir küreselleşme çizgisidir. Bunun için yalnız AB’de değil, dünyanın her yerinde hızlı bir federalizme geçişi göreceğiz bundan böyle. Sınırların –de facto- olarak kalkacağı yeni bir döneme hazır olalım. Kıtasal federal yapılar bu yapılara bağlı yeni pazarlar çok şaşırtıcı bir hızla ulus-devletlerin yerini alacaklar.

AB’nin 20. yüzyılda yetiştirdiği ve halen yaşayan en önemli düşünürlerinden Attali, tek AB bütçesi yürürlüğe konmazsa avro da AB de ortada kalmaz diyor ve ekliyordu, “tek Avrupa cesaret ister, şu an ki politikacılar 20. yüzyıldan kalma; olayları bir asır önceden takip ediyorlar.” İşte bu vurgu çok önemli; tek ve sosyal bir AB zorunlu ama bu, bu yapılar ve politikacılarla olmayacak diyor Attali. Bu kriz yeni, sosyal ve siyasi olarak bütünleşmiş AB’nin temellerini atıyor. Bunun içinde Türkiye’de var.

Comments (1)

Avrupa artık tıkandı…yeni tüketim sahaları bulmak zorunda…Gözleri o kadar kördüki(Din eksenli bakış) yanındaki 73 milyonluk pazarı göremediler…Bu pazar onları hem ortaasya, hemde ortadoğuya sokacaktı…şimdi Türkiye kendi politikalarını uyguluyor. Oysaki ona tabi olacak bir ülke vardı. Avrupa gerçekten kaybetti. Şimdi Avrupa birliğine girecek güçlü bir Türkiye neler söylemezki…

Write a comment