Ulusal Birlik Hükümeti öyle mi
Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 05-08-2010
3
Türkiye hızlandırılmış bir tarih yaşıyor. Onlarca yıldır birikmiş pislikler ortaya çıkarken bu pislikleri halının altına süpürmekle görevli ideoloji ve kamuoyu oluşturma fabrikaları ve fabrikatörler zavallı emeklilere dönüşmüş durumda. Şimdi bu fabrikatörlere bakınca inanamıyorsunuz değil mi; yıllardır bu toplumu bu adamlar yönlendirdi; kamuoyu oluşturdu. Yüz binlerce satan gazetelerin başköşelerinden ahkâm kesip egemen ideolojiyi okuldan camiye kadar her yerde yaydılar.
Şimdi yakından bakın bu adamlara; hiçbir alanda uzmanlığı olmayan, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir kurumunda bir gün bile çalıştırılmayacak, zekâ ve bilgi birikimi en alt seviyede olan adamlar bunlar. Bu toplum içe kapalı, azgelişmiş, çaresiz oldukça bunlar yerlerini korudular. Kendilerine benzeyen parti liderlerini işbaşına getirip al gülüm ver gülüm yıllardır bu ülkeyi soydular. Hâlâ bu parti liderlerine akıl veriyorlar.
Geçen gün Kılıçdaroğlu nihayet kim olduğunu itiraf etti. Ona, kim akıl verdiyse, Hükümet giderse “terör” bir günde biter deyiverdi; arkasından da “esas” baklayı ağzından çıkardı: “Ulusal Birlik Hükümeti kurulsun.” Bu, “ben Kenan Evren’im” demektir.
Biliyorsunuz 13 Eylül 1980 günü, o günlerde “sağ-sol çatışması diye nitelenen ama aslında küçük çaplı örtülü bir iç savaş olan süreç bıçakla kesilir gibi kesilmiş; Kenan Evren’de “işte gördünüz mü ‘terör’ü bir günde bitirdik” diye anlatmaya başlamıştı. Bu, bir günde biten “terör” 12 Eylül cuntasının temel savunu argümanlarından biri olarak yıllarca 12 Eylülcüler tarafından kullanıldı. Şimdilerde ortaya çıkıyor ki; iç savaşı yaratan, her türlü provokasyonu yapan ve Türkiye’yi adım adım 12 Eylül karanlığına götüren güçler ile 12 Eylül’ü yapanlar aslında aynıymış. Sokak ortasında öldürülen gazeteciler, aydınlar patlayan provokasyon bombaları tek bir merkezden tezgâhlanmış. O günlerde bu “merkez”le hangi partinin işbirliği yaptığını; ama başta CHP olmak üzere diğer partilerinde bu tezgâhı görmezden gelip yol verdiklerini artık biliyoruz. Şimdi o “merkezin” partisi değişti. Kendilerini, devlet elden gidiyor propagandasına bağlı olarak, “devletin partisi” ile yedeklediler bu sefer. Tıpkı silahlı bir örgüt ve onun “sivil” partisi gibi ortalıkta dolaşıyorlar.
Şimdi Kılıçdaroğlu, “terörün” bir günde biteceğini söylerken herhalde onun kaynağı hakkında da bir fikir sahibidir. Kılıçdaroğlu, “terörü” bir günde bitirdikten (!) sonra atılacak adımı “ulusal birlik hükümeti” diye açıklıyor. Bunun adı siyasi literatürde faşizmdir.
Mussolini’nin hikâyesi ve İtalya’da faşizm iktidara gelmesinin stratejisi tam da buydu. Mussolini, partisini ilkönce militer-ulusal parti olarak örgütlemiş, İtalyan sanayisinin en gerici unsurlarını arkasına alarak, terörü ve militarizmi bir tehdit unsuru olarak kullanmıştır. Mussolini aynı zamanda eski bir “sosyalist” ve gazeteciydi. Medyanın önemini ve onu kullanmayı biliyordu. O halde faşizmin babasının geliştirdiği stratejinin temel formülünü şöyle açıklayabiliriz: Ulusal faşist parti+ Terör ve militarizm+ Medya. Ama Mussolini, liberal hükümetin öngörüsüzlüğünden ve faşizm belasını bilmemesinden de yararlandı. Liberal hükümet, seçimlere giden süreçte, Faşist Parti’yle seçim koalisyonu oluşturmuş, Mussolini dâhil 35 faşistin meclise girmesini sağlamıştı. Liberal hükümet, Mussolini’nin mecliste olursa terörü terk edeceğini, milisleri tasfiye edeceğini düşüyordu. Ama tam aksi oldu. Mussolini’nin çeteleri Roma’yı işgalle tehdit edecek kadar terörü ve terör örgütlenmesini ileri götürdüler. Kaos ve terör liberal hükümeti götürürken, faşizmin tehdidinden korkan Kral, Mussolini’yi Başbakan olarak atadı. Faşizm iktidardaydı artık.
Kral, Roma’ya yürüyüşe geçen faşist çetelerin üzerine orduyu yollamayı düşüyordu ama gördü ki, ordu da bu çetelerin elinde. Faşizmle pazar paylarını artıracaklarını düşünen sanayiciler, onların beslediği bürokratlar ve askerler Mussolini’nin terörü önleyeceği konusunda kamuoyunu ikna ettiler. Tabii ki terörü yaratan iktidara gelince terör bitecekti.
Mussolini iktidara geldiğinde oy oranı yüzde 20’yi bulmuyordu ama bunun için de strateji hazırdı: Büyük İtalya için “Ulusal Birlik.
Bu ulusal birlik için faşizmin ideoloji fabrikaları iş başına geçti. Mussoli’nin faşizmi, militarizm ve ulusal birlik üzerine temellenmişti.
İtalyan faşizmi, ulus-devletlerin güçlendiği 1929 krizinden ikinci savaşa giden yolda en etkin dönemini yaşadı ve Türkiye’deki tek parti rejimine de model oldu. 22 Mayıs 1932’de Başbakan İsmet İnönü, İtalya’ya giderken, Cumhuriyet Gazetesi’nin manşeti şöyleydi: “Kemalist Türkiye’den faşist İtalya’ya selam…”
İşte Kılıçdaroğlu şimdi bize bu hikâyeyi anlatıyor; ipliği pazara çıkmış generallerle ve postal yalayıcı sünger beyinli “başyazar” bozuntularıyla birlikte. Hadi ordan! 1930’ların İtalyasına ışınlanın siz!


Teşekkürler Cemil Ertem, Seni okudukça bu ülkede yalnız olmadığımızı anlıyor, karanlıkların teker teker aydınlandığına şahit oluyoruz.
cemil bey her zamanki gibi konunun farklı açısını ortaya koymuş. teşekürler.
sayın kaya karanlıkların aydınlandığını noktası üzerinde durmuş.
evet katılıyorum. eski tezgahlar bozuluyor, cuntacıların yargılanması sözkonusu vs.
beni asıl düşündürüren ise yerine neyin gelip oturacağı, kurumsallaşacağı. yani asıl endişem farklı biçimde de olsa daha yumuşak da olsa, bir 20-30 yıl da akp hegomanyasının sürüp gitmesi
Cemil Bey bu yazınızla da pek çok diğerlerinde olduğu gibi bizleri aydınlatıyor ve gerçeklerin netleşmesine biraz daha katkıda bulunuyorsunuz. Sİzin gibi aydınlarla bu memleket hakiki bir ülke olacak…Teşekürler. Keşke sizi çok daha fazla insan takip etse, ki o da giderek çoğalmaktadır eminim… sevgi ve saygılar…