VARTO İÇİN “YETMEZ AMA EVET”

Posted by ertemcemil132 | Posted in Türkiye Yazıları | Posted on 01-08-2010

0

Geçen hafta Varto Belediyesi’nin düzenlediği festivalde konuşmacı olarak Varto’ya davet edildim. Varto, hemen Muş Ovası’nın kıyısında Murat Suyu’nun ihsanıyla yemyeşil küçük bir kasaba. Çok göç veriyor Varto; gençlerin çoğu Avrupa metropollerinde büyümüş. Varto, Türkiye’nin baskı, savaşla örülü yıllarında hep dışarıya göç vermiş.12 Eylül nedeniyle Avrupa’da doğanlar ilk siyasi göç dalgasının çocukları, sonra doksanlı yılların başı var; şimdi bu göç Türkiye’nin metropollerine sürüyor. Varto, Murat’ın hayat verdiği Muş Ovası’nın getireceği refaha âdata sırtını çevirmiş, küsmüş öyle yeşillikler arasında boynu bükük duruyor şimdi. Dışarıya seksenli ve doksanlı yıllarda gidenler çocuklarına hep Kürtçe isim koymuş, İstanbul-Muş uçağında Rojinlerle, Newrozlarla ve Mizginlerle sohbet ederek Muş’a indik. 20 ila 30 yaşları arasında olan bu gençler Avrupa’nın çeşitli kentlerinden Varto’ya festival için geliyorlardı. Tabii bir de Ferhat Tunç’un konseri için. Ferhat Tunç’u çok seviyorlar. Çünkü Ferhat onlardan biri olarak onların sesi olmuş. Şimdi Paris’te muhasebecilik yapan ve 20 yaşında olan Mizgin Paris’te doğmuş, yanındaki kardeşleriyle Fransızca konuşuyor. Fransızcadan sonra iyi sayılabilecek Kürtçe ve Türkçe biliyor. Uçakta Mizgin’le Taraf’ın bulmacısını birlikte çözmeye çalıştık; benden iyiydi.

Varto insanı süreci, Türkiye’nin durumunu ve bundan sonrasını çok iyi görüyor. Belediye bahçesinde, sürece ilişkin oldukça akademik sayılabilecek bir söyleşi ve tartışma yaptık. Tabii ki ortak dilek barış; yalnız barış Varto için yalnız silahların susması ve iş-aş sorununun çözülmeye başlaması değil. Çok daha fazlası… Dillerini, kültürlerini binlerce yıldan bugüne getirip kurumsallaştırmak ve kendi topraklarında bunu çocuklarına özgürce aktararak, kendi gelecekleri ile ilgili kararların, kendilerince verileceği bir yönetime sahip olmak… Biliyorum şimdi tam da bu cümle birilerini yerlerinden sıçratacak; ama bakın size tavsiyem buna kendinizi alıştırın, çünkü dünya buraya gidiyor. Bunu, üniter ulus-devletimiz elden gidiyor diye ayağa kalkan emeklilere de söylüyorum: Sizden geçtiyse bile çocuklarınızın ve torunlarınızın geleceği burada. Şimdi generalin oğlunun Kürt –üstelik de PKK’lı- arkadaşı varmış; öyle mi? Ne iyi; bırakın sizin elinizin tersiyle ittiğiniz ve bu ülkenin en verimli ovalarından birinin kıyısında kurulmuş olan Varto’da doğan çocukların PKK’ya bakışını, oraları ancak festivallerde gören, Paris gibi yerlerde doğmuş Kürt çocukları acaba PKK’ya nasıl bakıyor biliyor musunuz? Tabii biliyorsunuz; bırakın orada kendini solda sayan çocukları, günde beş vakit namaz kılan gençler bile kendini dağa atmak için fırsat kolluyor. Bunun nedeni de sizsiniz; siz savaş çağırtkanları!

Tabii ki olacak artık generallerin çocuklarının bile Kürt arkadaşları; aferin Murat sen yüreğin kime isterse ona sarıl, bakma bu savaş çığırtkanı Türkiye hainlerine. Bu topraklar sizin değil artık Muratların, Newrozların ve onların barışının; bittiniz siz, bunu kabul edin.

Bakın İspanya 1978 Anayasası’na: 2. maddesinde “İspanyol ulusunun ayrılmaz birliği, bütün İspanyolların bölünmez anayurdu” ifadesi vardır.

Ama aynı anayasa, ulus kavramını genel bir çatı kavram olarak kabul eder. Anayasa, Baskları, Katalanları bu çatı altında bölgesel olarak özerk yaşayabilecek, kendilerini yönetebilecek unsurlar olarak kabul etmiştir. Bölgeler, özerk statü ile oldukça büyük yetkiler kazanmışlardır. Bölge parlamentoları kurulmuş ve bu parlamentolar eğitimden, güvenliğe kadar tüm idari düzenlemeler ve kurumlar için bütçe yetkisine sahiptir. Yani eğitim ve güvenlik yerel özerk bölgelerin elindedir. Resmî dairelerde İspanyol bayrağı ile özerk yönetimin bayrağı gönderdedir. Bugün İspanya krizden çok etkilendiyse bunun nedeni, 1975’e kadar uzayan faşist Franko yönetimidir. 

1978 Anayasası, İspanya’nın 19. yüzyılın sonlarından bu yana yaşadığı periferik milliyetçilikler sorununu, simetrik bir özerklikler sistemiyle çözmek istemiştir. Sistem özünde, İspanya’yı bütünüyle 17 bölgeye bölerek, bir tür idari yapılanma öngörmüştür. Bu konuda Akın Özçer’in “Çoğul İspanya” çalışmasını önerinim.

Bu sisteme, İspanya eğer seksenlerin başında değil de, yetmişlerin başında geçseydi şimdi daha zengin bir İspanya vardı.

Türkiye bu sefer treni kaçırmayacak. Ama bu treni kendi çıkarları için, durdurmak isteyen o kadar çok güç var ki.

Varto’dayken Ferhat Tunç bu cephenin ne kadar geniş olduğunu bir örnekle anlattı: “Mesela,1 Mayıs alanı, enternasyonalist anlamı ve özündeki sınıf kardeşliği gereği herkesin sesinin dillendirileceği bir alan olmalıydı.

Türk, Kürt, Laz, Ermeni işçilere kendi seslerinden hitap edilmeliydi. Ancak kürsüden 1 Mayıs Marşı’nın faklı dillerde okunması önerisi veya Kürtçe bir şarkının söylenmesi şeklindeki talebimiz KESK dışındaki sendikaların direnişiyle karşılaştı. Başta Türk-İş olmak üzere sağda duran sendikalar ikna olmasına rağmen, sol bir sendika olarak bilinen DİSK’in farklı dillerde 1 Mayıs’ın söylenmesi konusundaki direnişinin oldukça üzücü olduğunu ifade etmeliyim 1Mayıs 2010 yılında DİSK yöneticilerinin sebep olduğu bu ayıbın tarihe bir not olarak düşeceği kesin.”

Bugün Ferhat Tunç’un hakkında açılmış, onlarca yıl hapis istenen davalar sürüyor. TMK mağduru çocuklar yasası geçti ama yetmez; sanatçıların “terörist” diye yargılanmadığı bir ülke için “evet ama yetmez”.

Write a comment