Posted by ertemcemil132 | Posted in aktüel dergisi yazıları | Posted on 24-06-2010
0
Yüzlerce yıldan bugüne taşıdığı sabırla barışı ve geleceğini bekleyen kent: Diyarbakır
Bundan iki hafta önce bir panel için Diyarbakır’a gittim. Diyarbakır Belediyesi’nin Kültür ve Sanat Festivali kapsamanda düzenlenen panel, tahmin edeceğiz gibi, yaklaşık otuz yıldır konuştuğumuz ve daha da konuşacağımız barış ve bölgenin sorunları üzerine idi. Daha uçaktan iner inmez İstanbul’a henüz gelmeyen boğucu bir yazın Diyarbakır’a çoktan yerleştiğini anladık. Ama Diyarbakır’da en az sıcak kadar boğucu olan ve hemen hemen herkesin omuzlarına düşmüş bir belirsiz endişe hali de fark ediliyordu. Kalacağımız otele giderken şehir, sanki yeni başlayacak ama yüzlerce defa seyredilmiş eski bir filmi yeniden görmenin bıkkınlığı ile sinmiş öyle bize bakıyor gibi geldi.
Posted by ertemcemil132 | Posted in aktüel dergisi yazıları | Posted on 11-03-2010
0
Türkiye geçen ay Şakir Eczacıbaşı’nı kaybetti. Hani hep denir ya; “bizde de burjuva mı var canım, burjuva dediğin sanattan anlamalı, hatta sanatın bir dalını icra edebilmeli, bizdekiler parayı bulunca şehre göçmüş kasabalı toprak zenginleri” Eh, ne demeli bir zamanlar yerli yersiz dillerden düşmeyen bu “saptamanın” tabii ki dışında, aykırı bir örnekti Şakir Eczacıbaşı. Ama burjuva olmak sadece sanattan, bilimden, politikadan anlayacak kadar eğitimli olmayı ve gerekli kültür birikimini içselleştirmeyi mi gerektirir sadece.
Burjuva, her şey den önce bir sınıfın adı. Devrim yapan bir sınıfın. Bu anlamda burjuva politiktir. Burjuva, kendi sınıfının nefes alamayacağı bir ortamda yaşayamaz. Eğer yaşarsa özünü, yani sınıfsal özelliklerini kaybeder. Bırakın sanat gibi “ince” zevkleri ve faaliyetleri olmasını, ekonomik olarak var olamaz. Yani yatırım yapamaz, iş kuramaz ve yok olur.
Ya da Türkiye’de olduğu gibi yağmacı bir devletçi anmayışın bir parçası olarak, burjuva değil ama egemen yoz bir zengine dönüşerek yaşamını sürdürür.
Aşağıdaki yazı Forbes dergisinin bu ay hazırlanan “zenginler” dosyası için kaleme alınmıştır. Yazının burada okuyacağınız versiyonu dipnotları ile orijinal halidir. Bu yazının bir değişik şekli de Aktüel dergisinin son sayısında yayınlanmıştır.
Forbes’in bu ay hazırlığı “zenginler” dosyası birçok açıdan hepimize çok önemli ipuçları veriyor. Türkiye’de şu sıralar yapılan tartışmalar ve bunların sonucunda kalkan toz duman biraz sukuta erdiğinde karşılaşacağımız tabloyu bu çalışma ve çalışmanın sonuçları anlatıyor aslında. “En zenginler” ile diğerlerinin arası açılıyor. Ama ne olursa olsun artık o eski zenginler yok. Yani dünyada uzunca bir süredir bilgi teknolojileri ve bilgisayar gibi teknoloji sektörlerinde “sıfırdan” en zenginler listesine girenlerin ağırlığı ortadayken Türkiye bu yeni ve genç zenginlerle tanışmamıştı. Ancak 2008 krizinin getireceği köklü değişim, özellikle Amerika’da görülen yeni zengin neslin, ilkönce kıta Avrupa’sında sonra da Türkiye gibi “gelişmekte olan” ülkelerde “eskileri” hızla geriye iteceğini bize gösteriyor.
Ancak Türkiye’deki değişim, aynı zamanda, siyasi ve sonra de köklü hukuki değişimleri de arkasından sürükleyeceği için, dünyadakinden, çok daha sancılı olacak.
Türkiye’de zenginliğin kaynaklarına baktığımızda tabii ki ilkönce devleti görürüz.
Posted by ertemcemil132 | Posted in aktüel dergisi yazıları | Posted on 15-12-2009
5
“ Halen bütün mıntıka, Kürt dediğimiz Kürtçe konuşan insanlarla meskûndur. Nüfus gayet dağınık ve fakirdir. Daha çok çobanlıkla geçinmekte ve aşiret hayatı yaşamaktadır. Köyler, tepelerinde ufak bir delikten başka ışık ve hava alacak yeri olmayan ve dışarıdan bakıldığı vakit her tarafından siyah dumanlar sızan, köstebek yuvasını andıran, kısmen yer altına gömülmüş, ev demeğe imkân bulunmayan iptidai barınakların teşkil ettiği, etrafı insan ve hayvan pisliği ile dolu toprak yığınlarıdır.”
Bu satırlar Maliye Müfettişi Burhan Ulutan’ın 1947 yılında kaleme aldığı Şark Raporundan. Burhan Ulutan dönemin tüm Maliye Müfettişleri gibi donanımlı ve “yetkili” bir devlet görevlisi.
O zamanın Maliye Müfettişleri şimdiki gibi yalnız kendi alanlarında denetim yapmıyorlar. Geniş yetkilerle donatılmış olarak, devlet adına, stratejik rapor ve gözlemler hazırlayabiliyorlar. İşte Burhan Ulutan’ın 1947 yılındaki raporu böyle bir “stratejik” rapor. Raporda çok önemli ayrıntılar var. Bugün “Kürt açılımı” nasıl olacak diye tartışaduralım; ta, tamı tamına 62 yıl önce bir Maliye Müfettişi sorunu tespit etmiş ve çözüm anahtarını da devletin önüne atıvermiş aslında. Peki, sonra ne mi olmuş, aslında bu raporun hikâyesi ilginç ama daha ilginci, devletin 60 küsur yıldır “soruna” nasıl baktığının somut bir göstergesi olarak da raporun akıbeti.
Posted by ertemcemil132 | Posted in aktüel dergisi yazıları | Posted on 13-12-2009
3
Bugün tüm dünya hem ekonomik olarak hem de siyasi olarak büyük bir alt-üst oluşun içinde.
Ekonomik kriz yalnız ekonomi ile ilgili alanları dönüştürmüyor. Kriz, ekonomi ile birlikte siyaseti de dönüştürüyor. Bu iki temel alanın krizle birlikte yenilenmesi, değişimin boyutlarını kültürel, sosyal alanlara taşıyor. Kültürel ve sosyal alanlardaki değişiminin en önemli öznesi ise dün olduğu gibi bugün de kadınlar.
Erkeklerin kriz nedeniyle kaybettiği işlere kadınlar talip oluyor; ayrıca kadınlar eşlerinin, babalarının işsiz kalması sonucu aileyi ayakta tutmak için kendi işlerini kurma doğrultusunda adım atıyorlar. Örneğin Türkiye’de Aralık 2007-Aralık 2008 döneminde erkek istihdamı 160 bir kişi azalırken, kadın istihdamı 250 bin kişi arttı. İşte krizin hissedilmeye başlandığı ilk dönemde kadın istihdamında bu artış tam bir kriz etkisi.
Kadınlar bu istihdam artışını en çok hizmet sektöründe sağlıyorlar. TÜİK verileri, kadın istihdamında 2007-2008 yılları arasında görülen 250 binlik artışın 243 bininin hizmet sektöründe olduğunu gösteriyor. Erkeklerdeki istihdam azalışı ise sanayi sektöründe görülüyor. Küreselleşme ile birlikte sanayileşmenin yerini bilişim, ileri teknoloji içeren sektörler ve hizmetler alıyor. Bu alanlarda ise kadınların egemenliği artık kaçınılmaz bir gerçek. Yukarıdaki rakamlar yalnız Türkiye’nin gerçeği değil; bu eğilim başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere tüm dünyada gözlemleniyor.