Lanetli olanı savunan bir soru: ‘Bundan sonra ne olacak?’

Posted by ertemcemil132 | Posted in Alternatif İktisat, Star Gazete Yazıları | Posted on 03-11-2011

0

Yine sarsıcı bir hafta geçirdik. Bütün bu olan biteni birbirine bağladığımızda karşımıza çok ilginç sonuçlar çıkıyor. Biliyorsunuz, bu yaz Amerikalı yatırımcı Warren Buffett ve Fransız finans sermayesinin önde gelenleri ‘kapitalizm batıyor, bizden daha fazla vergi alın’ kampanyası açmışlardı. Ama bunun karşılığının olmayacağı biliyoruz. Çünkü tekelci devlet kapitalizminin vergi sistemi de krizin (sistemin) bir parçası ve zenginlerin biraz daha fazla vergi vermeleri, yoksulların vergi yükünü üstlenmelerinin hiçbir şeyi çözmediği gibi, sorunu çözmez.

ALGORİTMA,MODEL ÖSYM VE KOPYA

Posted by ertemcemil132 | Posted in Alternatif İktisat | Posted on 04-04-2011

7

Bir kavram kargaşası var öncelikle. Yani sosyal bilimler ve sayısal bilimler için temel sayılacak kavramlar bunlar. Örneğin, algoritma, model, sistem gibi kavramlar. Şimdi arkadaşlar ortaya çıkan ya da iddia edilen bir algoritmadır. Peki, algoritma nedir ona bakalım:

Bir problemin ideal çözümüne giden yola algoritma denir. Bu anlamda algoritma bir programın en önemli öğesidir. Yazılacak programın dili değil de, algoritması en önemli kısmıdır. Örneğin bir listenin sıralanması işleminde, sıralama algoritması kullanılmalıdır. Veya bir liste içinde en yüksek sayısal değeri bulmak için programcı en büyük elemanı bulma algoritmasını kullanmalıdır. Söz konusu iddiada böyle bir sıralama algoritması vardır.
Her algoritma aşağıdaki kriterleri sağlamalıdır:

  • Girdi: Sıfır veya daha fazla değer dışarıdan verilmeli.
  • Çikti: En azından bir değer üretilmeli.
  • Açiklik: Her işlem (komut) açık olmalı ve farklı anlamlar içermemeli.
  • Sonluluk: Her türlü olasılık için algoritma sonlu adımda bitmeli.
  • Etkinlik: Her komut kişinin kalem ve kâğıt ile yürütebileceği kadar basit olmalıdır.

İddia edilen algoritma bunları içeriyor ama sonlu yani algoritma modelin tümü için geçerli değil, modelin işlemesi için bir değil bir kaç algoritmik program gerekli. Yani 1.700.000 ayrı- bireysel kitapçık için geçerli olacak bir sistem kitaplar tek tek yayınlandğında ortaya çıkmamalıdır ki modelin tümüne içkin olsun ve modeli çökertmesin. Halbuku böyle değil., adı üzerinde işte algoritma ve bir kitapçık için proglama kolaylağı için yapılmış ama  modelin tümüne samil olmamış. Eğer olsaydı bu indirilen her kitapta geçerli olurdu; bu teorik olarak mümkün ama görülüyor ki böyle değil…

MODEL

Matematik modelleme, gerçek dünyada var olanı ve buna bağlı olmakta olanı tespit etmek için belli sayıda ama sonsuz değişkeni temsil edebilecek nitelikli değişkenleri alarak bunlardan yola çıkarak tutarlı ve ispatlanabilir bir matris oluşturma işlemidir. Seçilen değişkenler arasındaki bağlantıyı ortaya çıkarma, değişkenlerden yola çıkarak sistemi yaratma ya da tahmin etme işi algoritmik bir süreç olmaktan çok test edilebilir bir uygulamadır. (Burghes, 1980, Evans, 1980, ve Galbraith, 1987) Şimdi tam buradan yola çıkarsak ve ÖSYM sınavının bir algoritmik süreç değil, bir model olduğunu kabul edersek bu model test edilmeden ispatlanmaz ve model olmaz. Ama hiç şüphesiz ÖSYM bir model olduğuna göre, bize ÖSYM’nin soru kitapçıklarını ( 1.700.000 adet ve hepsi kişiye özel ayrı yani) internete koymasıyla test edilebilir. Burada eğer ki ÖSYM’nin internete koyduğu kitaplar birbirinin aynı ve sözkonusu algoritmayı içeren kitaplar olsaydı model çökerdi ama böyle olmamıştır ve model çökmemiştir. Anlatalım:

Çeşitli algoritmik çözümlemeler programcılar tarafından kullanılır. Algoritmasız program olmaz.  Ama tek bir algoritma sistemin tümüne uygulanmayabilir.

İkincisi burada bir de model sorunu var. Şu an uygulanmakta olan model, bireysel, kişiye özel, çoklu seçenekli sınav. Yani 1.700.000 adayın hepsine ayrı ayrı soru kitapçığı  basılıyor. Bu digital baskı sistemi ve konvansiyel offset baskı sisteminden çok ayrı bir teknoloji. Nasıl offset baskı sistemi bir orijinalden sonsuz kopya yapabiliyorsa, bu sistemde tam tersine sonsuz orijinal yaratarak benzer copy yaratamıyor. Yani isteseler de sistemi programladıktan sonra iki aynı kitapçık basamazlar. Şimdi bu temel veri bilgisinden yola çıkarak modeli kurduğumuzda, modelin kendisi, bize iddia edilen algoritma çözümünün, sınırlı sayıda -tesadüfî olarak- belki 20-30 kitapçıkta ortaya çıkabileceği verir. bu birincisi…. İkincisi de diyelim teorik olarak iddia edilen algoritmayı tüm modele içkin kıldılar- bu zor olmakla birlikte teorik olanak mümkün- ancak o zaman da model ÖSYM bireysel soru kitapçıklarını internette yayınlamaya başladığında çöker. Çünkü herkes hileyi fark eder. Şimdi soruyorum arkadaşlar: ÖSYM kitapları yayınladı. Bütün çocukların kitapçığı ayrı mı ayrı; peki iddia edilen algoritma kaç kitapçık için geçerli… 20, 30, 50, 100 kaç söyler misiniz? Ben söyleyeyim 200′ü bulmaz… Yani ÖSYM sözkonusu algoritmayı sonlu cevap anahtarı üretmek için yapmıştır ki bu bir kağıt okuma programı ve kolaylığıdır.  Kaldı ki sistemin bu algoritmayı içeren kitapçıkları üretmiş olduğunu varsaysak bile bunları, kopya için tespit edilen kitleye dağıtacak bir aklı-programı- olmadığı da açıktır.

Ben gerçekten çok isterim şu ÖSYM denen ve ÖSYM denen sonucu ortaya çıkaran eğitim sisteminin çökmesini. Keşke sizin iddia ettiğiniz doğru olsa ve bu sistem böyle bir depremle çökse… Ama teknoloji bu sistemi güçlendiren bir durum ne yazık ki. Ama yine teknoloji paradoksal olarak bu sistemi çökertecek.

BİTİŞLER BAŞLANGIÇLAR

Posted by serapdurmus | Posted in Alternatif İktisat, Finans Politik, Kitap Tanıtımları, Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 20-03-2011

0

ÖNSÖZ

Bu kitap bir nehir söyleşi formatında… Dolayısıyla kolay tüketebilir kitaplar sınıfında sayılabilir. Ancak hazırlanmasının çok yoğun bir çabanın ürünü olduğunu söylemeliyim. Kitabın içerdiği konular, hepimizin uzun yıllardır tartıştığı meseleleri güncel olandan yola çıkarak tarihsel bir perspektiften ele alıyor. Bu açıdan aslında kitaptaki her soru bir konu başlığıdır ve aslında her cevap da o konuyla ilgili bir sonuç, daha doğrusu bir formülasyondur.

Benim Taraf yolculuğum yaklaşık 3,5 yıl sürdü;  ama bu 3,5 yıl, bize geleceğin Türkiye’sini anlatan yıllardı. Taraf yazılarında bu “hızlandırılmış tarihi” değerlendirmeye çalıştım. Her yazıya bir akademik makale kadar önem verdim ve üzerinde çalıştım. Bundan dolayı da Taraf yazılarının tamamına yakını tezli yazılardır. Ancak bu yazılarda güncel olandan başlayarak teorik olana ulaştım. Yani yazıların yöntemi, diyalektik güncel-tarih- gelecek sarmalıdır. Aynı şey bu kitapta da var; dolayısıyla…  İşte yine bu kitapta bu 3,5 yılda yapılan nefes nefese çalışmaların dolayısıyla Taraf sürecinin soluğunu hissedeceksiniz.  Tabii bundan dolayı da militarizmden alternatif iktisada kadar aslında başlı başına bir kitap konusu olabilecek birçok başlık bu kitapta okuyucuya sonuçları itibariyle verilmiştir.

Bu kitap tabii ki 2008 krizini, iktisadi açıdan, baz yılı kabul ederek bir çok yorumu ve çıkarımı yapıyor.

Bundan dolayıdır ki burada yazılanlar aynı zamanda ekonomi-politiğin ta kendisi… Kitabı okurken aynı anda birçok konu ele alındığı için paradokslar ve o paradokslara gizlenmiş metaforları belki benden bile habersiz bulup çıkaracaksınız. Ama şimdiden işinizi kolaylaştırmak için çok sevdiğim şu denizyıldızı-örümcek metaforuyla bu kitabın yolculuğuna başlayalım.

Şundan hiç şüphem yok; 21. Yüzyılın ilk çeyreği insanlığın sonraki yüzyıllarını belirleyecek bir zaman kesiti. Tıpkı 19. Yüzyılın son çeyreği gibi… Ama 19. Yüzyılın son çeyreğine bakıp, bundan sonra olacakları, şüphesiz ki kestiremeyiz. Ancak tam burada tarihin diyalektiğine başvursak çok önemli ipuçlarını yakalarız.

İşte size kitabın sayfalarında karşılaşacağınız ana tezlerden birini belirleyen çok önemli bir örnek:  “19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın hemen başı, imparatorlukların bittiği, ulus-devletlere dayalı sermaye birikiminin ve ulus-devlet paradigmasının başladığı zamanlardı. Birinci savaştan galip çıkan İtilaf Devletleri, tabii başta, küçülmekte olan imparatorluğunun sonuna geldiğini anlayan İngiltere, Osmanlı’nın, misak-ı milli teklifini geri çevirip, Batı’nın denetleyebileceği üniter bir ulus-devlet olarak devam etme seçeneğini Lozan’da hayata geçirdi. Zaten Anglosakson egemenliği, ikinci savaştan sonra da, Ortadoğu’da İsrail’i bekçi yaparak kendine bağımlı Baas rejimlerini arka arkaya dizecekti. Bu yüzden, 1908 İkinci Meşrutiyet öncesinde ve sonrasında, Osmanlı topraklarında, liberal aydınların, Müslümanların dile getirdikleri muhtariyet ve buna dayalı bir yeni devlet biçimini ortaya çıkarmak tarihsel olarak çok zordu. Her şeyden önce böyle bir adım İngiliz emperyalizminin rakibi olacağı için, Batı ve onun o günkü temsilcisi İngiltere tarafından kabul edilebilir değildi. Bu anlamda tek bir ırka dayalı ulus-devlet modeli, yani Lozan mutabakatı, o günler için işin en kolayıydı ve o oldu.” Bu bir tez;  katılmayabilirsiniz ama tartışılması gerekliğini bir kenara koyamayız. İşte bu kitap bize, şimdiye kadar tartıştırılmayan birçok “resmi” tezi ve bu tezlerin dayandığı anlayışı sorgulamanın kapılarını açmayı amaçlıyor. Bu açıdan kitaptaki sorulara benim verdiğim cevaplar mutlak doğrular olmaktan ziyade mutlak olanı kırmaya yönelik “yeni açılımlardır”

İşte şimdi “denizyıldızı-örümcek” metaforumuza dönebiliriz.

Dünya yeni bir paradigmaya geçiyor; tek ırka dayalı ulus-devlet modelleri tıpkı imparatorluklar gibi geride kalıyor. Binlerce yıldır ulus-devletlerin baskısı ile dillerini, kültürlerini, dinlerini toprağa gömen halklar bu değerlerini, özlerini gömdükleri yerden çıkartıyorlar ve özgürlük istiyorlar. Buna tarihin diyalektiği diyoruz; bundan kaçış yok.

21. yüzyılın ilk çeyreği bir arayışın yılları olarak insanlığın tarih defterine yazılacak.

Peki, biz ekonomi-politiğin perspektifinden bu arayışı en özlü nasıl ifade ederiz. Belki şöyle:  Dünya adem-i merkeziyeti öne çıkartacak ve bu anlamda ulus-devlete sıkışmış olan “temsili demokrasiyi” aşacak yeni bir yol arıyor kendisine… İşte bu yolun temel taşlarını şimdilerde görmeye başladık. Örneğin teknolojinin ve internetin dünyanın her yerine girmesi yeni bir dönemi başlatıyor. Ori Brafman ve Rod A. Beckstrom, Denizyıldızı ve Örümcek: Lidersiz Organizasyonların Önlenemez Başarısı adlı ufuk açıcı kitaplarında bu durumu çok veciz bir şekilde açıklarlar: “Gayrı-merkezileşme binlerce yıldır uyuyordu. Ama internetin ortaya çıkışı bu gücü serbest bıraktı.(..) Bir zamanlar zayıflık olduğu düşünülen, yapı, liderlik ve biçimsel örgütlenmenin yokluğu şimdi önemli bir değer haline geldi. Oyunun kuralları değişti.*” Brafman ve Beckstrom, kitaba adını veren denizyıldızı ve örümcek metaforlarını şöyle konumluyorlar: örümcek, merkezileşmiş bir hayvandır; bacakları merkezî gövdesinden uzar; başını kesin, ölür… Denizyıldızı ise gayrı-merkezî bir ağdır. Başı yoktur. Temel organları her bir kolda tekrarlanır. İkiye böldüğünüzde iki denizyıldızınız olur…

Amerika Vietnam’da direnişçileri kendisi gibi örümcek sandığı için yenildi. Oysa karşısında durmadan çoğalan ve başı belli olmayan “denizyıldızları” vardı.

Evet, bu kitap aslında Vietnam’dan beri “denizyıldızlarının” hikâyesini anlatmaya çalışıyor.

O denizyıldızları ki, kimi zaman Filistin’de İsrail’in tanklarını taşlayan “intifada”nın çocuklarıdır kimi zaman Latin Amerika’nın direnişçi ruhudur kimi zaman da Anadolu’nun en karanlık günlerinden bugüne gelen ışıktır…

Bu kitap için başta Etkileşim Yayınevi’nin tüm çalışanlarına, yöneticilerine ve söyleşiyi yapan Mehmet Tuncel’e sonsuz teşekkürlerimi iletirim…

Mart-2011/İstanbul

* Brafman , Ori ve Beckstrom Rod A. (2006), The Starfish And the Spider: The Unstoppable Power of Leaderless Organizations, Penguin, 2006, sf. 5, 6-7

KİTAP ÖZETİ

Öyle bir döneme giriyoruz ki, tarih boyunca bilgiyi üretip yönetenler, artık imtiyazlarını kaybediyorlar. Teknolojideki devlet tekelinin kırılması sayesinde başta Orta Doğu olmak üzere, bugüne kadar ulus devletlerin hakim olduğu topraklara siyasî küreselleşmenin dalgası varmış durumda… Şimdiye kadar uyuyan ya da baskıcı rejimlerin zorla yönlendirdiği dinamikler, dönüştürücü demokrasinin örnekleri olarak yeniden yapılanıyor.İktisatçı Cemil Ertem, bütün bu süreçlerin nasıl başladığı, hangi aşamalardan geçerek bize bugünkü manzarayı gösterdiği üzerine önemli tespitlerde bulunuyor elinizdeki kitabında. Sanayi devrimiyle başlayan 250 yıllık sürecin bugün neden yıkıldığını ve yerine neyin geleceğini iktisat biliminin verilerini sosyoloji ve tarihin bakış açısıyla buluşturarak irdeliyor.Bitişler Başlangıçlar, “Dünyanın dönüşümünü Türkiye’nin değişimi”yle birlikte ele alan özgün bir eser.Büyük bir dönüşümün tam ortasında, tarihin ve değişimin öznesi olmak isteyen herkesin bu kitaptan alacağı çok şey var…

Kitapla ilgili gazete haberleri için lütfen linki tıklayınız..

CHP ve Berlusconi üzerine…

Posted by ertemcemil132 | Posted in Alternatif İktisat | Posted on 17-12-2010

1

Devletin bütçesi ekonominin doğrudan bir parçası gibi gözükür ama özünde bütçe politik bir kavramdır. Çünkü kaynakların tahsisi ve nereye yönlendirileceği politik olanı belirleyen en temel adımdır. Tam da bu nedenden dolayı bütün bütçe görüşmeleri derinlikli, alternatif politik tartışmalara sahne olur.  

Bütçe görüşmelerinde böyle bir politik derinlik, muhalefet partisinden dolayı, hiç beklemeyin. Kılıçdaroğlu bazı “yolsuzluk” iddialarını gündeme getirdi; CHP seçim propagandasını sanıyorum bunun üzerinden yapacak. Zaten başka çaresi yok gibi. CHP’nin geleceğe dönük, Türkiye’nin 2011 sonrasını karşılayacak hiçbir öneri ve program getiremeyeceğini buradan iddia ediyorum.

Bütçe gibi politik bir tartışma imkânını bile kullanamadı CHP. Hâlbuki CHP’nin bütçeyi eleştirirken hem siyasi hem de ekonomik alanlarda alternatif çözüm önerileri getirmesi gerekirdi. Bir ekonomik program üzerine çalıştıklarını biliniyor. “Sol”ve Keynesci diye basına sızdırmışlar. Keynes’le solun ne alakası olduğunu gerçekten merak ediyorum.

Yani “Keynesci” ekonomi deyince kamu yatırımlarını ve sosyal devlet anlayışını öne çıkartan bir yaklaşım anlatılmak isteniyorsa şimdiden bu programın bir tutarsızlıklar abidesi olduğunu söyleyebilirim. Ama yine de eğlenmek için merakla açıklamaları bekliyorum. Mesela onlara hemen “Keynesci” bir maliye politikasının buna uygu bir para politikası olmadan etkin olamayacağını, böyle bir para politikasının ise bu Merkez Bankası yasası ile mümkün olmayacağını söyleyeyim. Ancak, CHP’de iyi iktisatçılar var; bunu akıl etmişler ve programa böyle radikal bir “çözümü” de koymuşlardır diye umuyorum.  Ama o zaman başları, kendilerine şu sıralar çok bel bağlayan TÜSİAD’ın merkez kanadı ile biraz belaya girer. Çünkü Merkez Bankası’nın şu anki para politikası, bu kesimi hayata bağlayan tek halat.

Bir Mises karikatürü

Posted by ertemcemil132 | Posted in Alternatif İktisat | Posted on 13-12-2010

1

Bu kısa notu Taraf sayfaları çok sınırlı olduğu için buraya yazmak zorundayım. Bugün Engin Ardıç liberalizmin çıkmaz sokağından bize seslenmiş. Tezi yabancı değil; Hayek, Mises gibi çıkmaz sokak liberallerinde orijinalini bulacağınız ancak Fukuyama’nın “Tarihin Sonu” diye förmüle ettiği şu cümle: “Kapitalizm insanın görüp göreceği son sistemdir; kapitalizm aşılamaz olsa olsa iyileştirilir. Hiç kendinizi boşu boşuna yormayın” Bu tezi aslında Hayek’tende iyi anlatan Ludwing von Mises’dir. Aslında hem Hayek hem de Mises’in anlattıkları bir soğuk savaş tepkisidir. Onlarnın sosyalizm sandikları şey tekelci devlet kapitalizmidir. Biçareler bütün ömürleri boyunca sosyalizmi eleştiriyorum diye sahip çıktıkları kapitalizmin bir üst aşaması olan tekelci sistemi eleştirip durmuşlardır. Bunların torunu olan Fukuyama ise ayrı bir durumdur. Tabii Fukuyama’yı neocon tezlerinden ayrı bir yere koymamız mümkün değil. Şimdi Engin Ardıç’ında kırk yıllık Mises tezlerini anlatırken düştüğü durum aslında bu. Yani Mises ve Hayek “sosyalizmi” eleştiriyoruz diye farkında olmadan tekelci devlet kapitalizmini nasıl eleştirdiler ve tarihsel epistomolojik bir tuzağa düştülerse, bizim super liberalimiz Engin Ardıç’da Kemalizmi eleştirirken aslında Kemalizmin herşeyi mutlaklaştıran, donduran anlayışının tuzağına düşüyor. Tabii hem Hayek hem de Mises iktisat teorosi açısından önemli bir yerdedir; onlar aldıkları Nobellerle falan kendilerini kurtarırlar; peki böyle olsa bile,onların karikatürü olmaya gerek var mı; hele Kemalizmi eleştirireyim derken, Kemalizmin özü olmaya. Geçelim bu 20.yüzyıl hikayelerini sayın Ardıç; siz beni okuyun, çok şey öğrenirsiniz, emin olun…