Aşağıdaki metin referandum süreci ile ilgili yazdığım yazıların yalnız ekonomi-politik ağırlıklı tespitlerinin ve tezlerinin derlenmiş halidir.
Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en önemli iki ayını yaşayacak. Bu süreç, yalnızca bir referandum süreci değil bundan sonrasının temel dinamiklerinin ve aktörlerinin belirleneceği bir geri dönüşsüz yol aynı zamanda. Şimdi, şu saate kadar, çok tartışıldı ama AYM’nin aslında ne yaptığından başlayayım. AYM, tamam esasa girdi ama aslında pakete dokunmadı, dokunduğu hususlar öz’e sirayet etmeyen son derece teknik detaylar. Bu, AYM’nin, şimdiye kadar olan çizgisine ve ideolojik-politik duruşuna söz söyletmemek için bir “zevahiri” kurtarma taktiğidir.
Salı günü, yani AYM kararından bir gün önce şöyle yazmıştık: “Türkiye’de şu an referandum ve arkasından gelecek seçim sürecinin yarıda kesilmesi, sigara tekelleri gibi akbabalara, savaş endüstrisine, neocon artıklarına, uyuşturucu tacirlerine ‘Türkiye’yi yağmalayın, biz daha iktidardayız’ demek anlamına gelir. Bu, yalnız Türkiye’de demokrasi ve barış sürecinin yarıda kesilmesi anlamına gelmez, başta Ortadoğu olmak üzere, Türkiye’nin, siyaseti ve ekonomisiyle etkilediği bütün hinterlandın felce uğraması anlamına gelir. AB’nin krizi derinleşirken, Obama yönetiminin bütün stratejileri altüst olur. İsrail gibi terörist devletlerin ve onları besleyen uyuşturucu, silah, sigara tekellerinin günleri başlar. İşte bu gerçeğin yalnız hükümet değil, Türkiye’de TSK dahil, devletin birçok kurumu artık farkına vardı. (…) Sonuçta devlet, yukarıda yazdığım çerçevenin farkında ve AYM de devletin en önemli kurumu. Bu yüzden bence sonuç belli gibi. Ancak, AYM’nin kararından sonra nasıl bir süreç bizi bekliyor; 12 eylülde 12 Eylül Anayasası’ndaki en büyük deliği demokrasi adına bu ülke açabilecek mi; bilinemez ama bu sürecin Türkiye’de solu ve sağı yeniden dizayn edeceği çok açık.”
İşte şimdi tam buradan devam edelim.
Share on Facebook

Fotoğraf: Nuri Bilge Ceylan
Gün olur, susar bu hesapsız tüfekler
Nutuklar susar bir savaşın çıplağında
Bir ağıtın ateşinde susar manşetler
Gün olur
Ateşkes olur
Arkadaş olur kardeşini yitirmiş türküler.
Gün olur, yıkılır bu gök delen şehirler
Pazarlar yıkılır bir cevizin yeşilinde
Bir çocuğun bakışında yıkılır tekmil şirketler
Gün olur
Şenlik olur
Türkülere söz olur pazarlarda eskimiş şiirler
Gün olur koşar maviliklere çocuklar
Ceylanlar koşar Fırat’ın doğu yakasında
Bir abluka yağmurunda koşar Arap atlar
Gün olur
Bulutsuzluk olur
Gökkuşağı olur çocukluğunu unutmuş şarkılar.
Cüneyt Yalaz
Share on Facebook
Gerçekten olan biten baş döndürücü. İlk önce en güncel olandan başlayalım. Türkiye’nin ev sahipliğini yaptığı Asya İşbirliği ve Güvenlik Zirvesi, (CICA) içeriği ve amacından çok, katılımcı devletlerin şu andaki stratejik konumu itibariyle çok önemli.
Amerika’ya rağmen bir Türkiye-Rusya-İran yakınlaşması bekleyenler bence yanılıyor. Bu üç ülkenin bundan sonra atacağı adımlar Obama yönetimine rağmen olmayacak. ABD, şimdilik yapılan nükleer anlaşmaya itiraz eder görünse de, bu konuda Türkiye ve İran’ın çok üzerine gitmeyecek. Bu zirve, esasında Ortadoğu ve Kafkaslar ile AB ve ABD arasında kurulacak yeni siyasi ve ekonomik oluşumun ilk adımı olarak okunabilir.
Share on Facebook
Van Gölü’nün sodalı suyunda yaşayan mucize bir canlı, inci kefali. Ama yanlış ve bilinçsiz avlanma yüzünden yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. İnci kefalinin, göç yolunda, yumurta bırakmadan avlanması, soyunun tükenmesine yol açıyor. Geçen gün çok ilginç bir haber vardı; Van Gölü’nde göç eden inci kefalleri, bundan böyle asker korumasındaymış. Haberin görüntüleri ise daha da ilginçti. Coşkun suda zıplayarak yolunu bulmaya çalışan kefallere tam donanımlı G-3 piyade tüfekli askerler elleri tetikte eşlik ediyordu. Gerçekten çok güzel bir uygulama bu. Aynı zamanda askerin en anlamlı nöbeti olmalı bu inci kefali nöbeti.
Share on Facebook
Posted by ertemcemil132 | Posted in Finans Politik | Posted on 22-05-2010
1
Avrupa’nın bu krizi yeni bir Avrupa doğuracak mı; yoksa birleşik Avrupa fikri 20. yüzyılın gerçekleşmeyen en önemli ekonomik ve siyasi çabalarından biri olarak 21. yüzyılın ilk çeyreğinde tarih mi olacak? Şimdi bu soruyu sormanın zamanı; çünkü Avrupa öyle diken üstündeki en ufak, en masum haberler bile piyasaları alt-üst ediyor, avroyu yerden yere vuruyor ve umutları söndürüyor. Merkel’in açığa satışları kısıtlama girişimleri iki hafta önce piyasaları yine altüst ederken, Avrupa borsalarının artık hiçbir şeye tahammülünün kalmadığını ortaya çıkardı. Oysa yine geçen ay, Merkel’in başkanlığında, IMF’den OECD’ye kadar tüm dünya ekonomisini yöneten örgütler Almanya’da toplanmış ve finansal istikrar konusunda çok önemli kararlar almışlardı. Aslında Merkel açığa satış gibi, “eskiden” ve normal dönemlerde çok olağan sayılabilecek bir işlemi bugün kafasına takarken bu finansal istikrar meselesi doğrultusunda bir adım atmak istemişti.
Share on Facebook