İSTANBUL, DİYARBAKIR, BEYRUT…

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları, Türkiye Yazıları | Posted on 22-06-2010

1

renasss_amedGerçekten olan biten baş  döndürücü. İlk önce en güncel olandan başlayalım. Türkiye’nin ev sahipliğini yaptığı Asya İşbirliği ve Güvenlik Zirvesi, (CICA) içeriği ve amacından çok, katılımcı devletlerin şu andaki stratejik konumu itibariyle çok önemli.

Amerika’ya rağmen bir Türkiye-Rusya-İran yakınlaşması bekleyenler bence yanılıyor. Bu üç ülkenin bundan sonra atacağı adımlar Obama yönetimine rağmen olmayacak. ABD, şimdilik yapılan nükleer anlaşmaya itiraz eder görünse de, bu konuda Türkiye ve İran’ın çok üzerine gitmeyecek. Bu zirve, esasında Ortadoğu ve Kafkaslar ile AB ve ABD arasında kurulacak yeni siyasi ve ekonomik oluşumun ilk adımı olarak okunabilir.

İNCİ KEFALİ NÖBETİ

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları, Türkiye Yazıları | Posted on 22-06-2010

0

00018277Van Gölü’nün sodalı suyunda yaşayan mucize bir canlı, inci kefali. Ama yanlış ve bilinçsiz avlanma yüzünden yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. İnci kefalinin, göç yolunda, yumurta bırakmadan avlanması, soyunun tükenmesine yol açıyor. Geçen gün çok ilginç bir haber vardı; Van Gölü’nde göç eden inci kefalleri, bundan böyle asker korumasındaymış. Haberin görüntüleri ise daha da ilginçti. Coşkun suda zıplayarak yolunu bulmaya çalışan kefallere tam donanımlı G-3 piyade tüfekli askerler elleri tetikte eşlik ediyordu. Gerçekten çok güzel bir uygulama bu. Aynı zamanda askerin en anlamlı nöbeti olmalı bu inci kefali nöbeti.

20. yüzyılın tasfiyesi-2

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları, Türkiye Yazıları | Posted on 14-05-2010

2

2008’in son günleriydi. Baykal birdenbire, çarşaf açılımı yapmaya kalkmış, tek parti dönemini eleştiren demeçler vermeye başlamıştı. O zaman şunu yazmıştık “Şimdi herkes Baykal’ı ve CHP’yi şaşırarak –CHP’liler de dâhil olmak üzere- izliyor; anlamaya çalışıyor. Türban açılımını herkes anladı gibi oldu; ama arkasından gelen tek parti dönemi eleştirisi bu meselenin öyle seçimler için yapılan bir oportünizm manevrası olmadığını ortaya koydu. Daha düne kadar kendisini “Ergenekon Terör Örgütü” avukatı ilan eden, Kürt sorunu konusunda “dışkı yedirmek” ve operasyon “çözümleri” kadar kafasını çalıştıran Baykal, birdenbire bu ülkedeki “en liberalleri” bile kıskandıracak açılımı yaptı. Şimdi gerçekten bu ülkede okuma-yazma düzeyinde mürekkep yalamışlığı olan herkese sormak istiyorum. Bütün bunlar, Baykal’ın ya da ona bu akılları veren “becerikli” İstanbul il başkanının işi miydi? Hayır değildi tabii; o zaman Türkiye’de Kürt açılımı dâhil, bugünlerde ortaya çıkan birçok karar alınmıştı. Bunların en önemlisi de CHP’nin yenilenmesi ve iktidar partisinin “yorgunluğu” durumunda “sahici” bir alternatif olarak devreye girmesiydi. Bu stratejiden Baykal’ın haberi vardı. Devlet, ABD ile birlikte bölgenin yeniden yapılanmasının merkezi olmaya soyunuyordu. Rejimin sağı ve solu yeniden biçimlendirilecekti. Bu, aynı zamanda Doğu Avrupa’dan Çin sınırlarına kadar olan tüm hinterlandın Türkiye’den başlayarak yeniden yapılanması ve 20. yüzyılın kurum ve yapılarının yine Türkiye’den başlayarak tasfiye edilmesi anlamına geliyordu.

NAZİLER NE İSTİYORDU?

Posted by ertemcemil132 | Posted in Türkiye Yazıları | Posted on 05-05-2010

0

 

Bugün Türkiye’nin önünde iki yol var:  Ya sorunları 1930’lardaki Nazi Almanya’sı gibi halletmeye çalışan kesimlerin peşinden gidecek; ya da demokrasi yolunu seçecek.

 

Türkiye şu sıralar Ankara’nın başlattığı Hitler tartışmasını izliyor. Aslında bu tartışma olumlu ve öğretici bir tartışma. Çünkü öyle anlaşıyor ki, Türkiye’de Hitler’e ve Nazilere benzetilmek hakaret sayılıyor. Çok güzel; demek ki bu tarihsel bilince ulaşmışız. Ama yine de Nazilerin o tarihlerde ne istediğine ve Türkiye’nin bugün nasıl bir yol ayrımında olduğuna bir bakalım.  

 

Savaş, yalnız insanların değil, geleceğin de katilidir. Alman hukuk profesörü E. Hirsch unutulmaz anılarında Nazi Almanya’sından ayrılışını şöyle anlatır:

 “ Friedberg’de anne ve babamla vedalaştıktan sonra Haziran ortasında Frankfurt’tan hareket ettim ve Berlin üzerinden Amsterdam’a geçtim. Arada Berlin’e uğramamın nedeni orada, 1928 ve 1933 arasındaki beş yıl için pek çok şey borçlu olduğum iki kişinin elini sıkmak, onlarla vedalaşmak istememdi. Bunlar, Julius Magnus ve Hans Lewald idi. Her ikisi de, gerçi henüz görevlerinin başındaydılar, ama oldukça zorlanıyorlardı. Tehdit altındaydılar, çünkü Magnus Yahudi asıllıydı, Lewald ise herkesçe bilindiği gibi uluslarüstü insancıl bir dünya görüşünü savunuyordu. Her ikisi de, istasyona kadar gelerek beni geçirdiler, gece ekspresiyle Friedrichstrasse istasyonundan hareket ediyordum. Tam tren kalkarken Magnus’un “ İşte Almanya’nın geleceği gidiyor” dediğini duydum. Kendisini bir daha göremedim. Theresienstadt’a götürülmüş ve orada ölmüş.”

ENFLASYON, ANAYASA, YUNANİSTAN VE ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLER…

Posted by ertemcemil132 | Posted in Haberler, Türkiye Yazıları | Posted on 03-05-2010

0

 

 TÜİK’in dün açıkladığı veriler enflasyonda yeniden çift haneli rakamlara geldiğimizi gösteriyor. Nisan ayında tüketici fiyatları 0,60 artmış oldu. Geçen ay TÜFE’deki artış 0,58 idi. Bu bize tüketici fiyatlarında ekonomideki canlanmaya bağlı olarak yavaş bir artış olduğunu gösteriyor. TÜFE’de yıllık artış, 10,19 seviyesine geldi. TÜFE Nisan ayında giyim ve ayakkabı ürünlerine bağlı olarak yükseldi. Giyim ve ayakkabı ürünleri 10,58 oranında arttı.

Burada önemli olan enerji ve işlenmemiş gıda, tütün, alkol ürünlerini dışarıda tutan temel mallar endeksinin yükseliyor olması. Burada 0,80 oranında artış meydana geldi ki bu gelecek dönemde ekonomik canlanmaya bağlı fiyat artışlarının olacağını bize gösteriyor. Ancak önümüzdeki aylarda et fiyatlarındaki düşüşe bağlı olarak tüketici fiyatlarında, gerileme olmasa bile, artışın çok hızlı olacağını söyleyemeyiz. Et fiyatlarının genel enflasyona etkisi ise 1,7 puan

 

Şimdi üretici fiyatlarına bakalım

 

Geçtiğimiz Mart ayında üretici fiyatları artmaya başlamıştı. Artık üretici, artan maliyetlerini fiyatlara yansıtmaya başladı. Bu da krizden çıkışın işareti. Geçen ay ÜFE, 1,94 artmıştı. Nisan ayında ise bu artış aylık olarak 2,35 seviyesinde gerçekleşti. ÜFE’ nin yıllık artış oranı 10,42 oldu.

Bunun iki nedeni var; birincisi tarım ürünlerindeki aylık 9,31’lik gibi büyük bir artışın olması.  Bu artışta tabii ki mevsim etkisi büyük. Önümüzdeki aylarda bunu görmeyeceğiz. Sanayi ürünleri 0,83 oranında arttı. Bunu da iç talepteki canlanmaya bağlarız ki; ÜFE’ deki artışın ikinci nedeni budur.

 

Peki ya faizler?  

 

Krizden çıkışın etkisi ile önümüzdeki aylarda enflasyonda hatırı sayılır bir düşüş olmaz. Fiyat artışları önümüzdeki üç ayda yıllık 9,5-10,5 bandına oturacak. Önümüzdeki aylar yaz ayları; ÜFE’ de bu yükseliş sürmeyecek. TÜFE ise burada duracak. Ancak ciddi bir gerileme için 2011’in başını beklememiz gerekecek.

Enflasyondaki bu kısmi yükselişe Merkez Bankası faiz yükselişi ile cevap veremez. Çünkü hala piyasalarda para sıkıntısı devem ediyor. Merkez Bankası faiz artırımına giderse enflasyon ve durgunluk birlikte artar ki bu ekonomi için en tehlikeli seyirdir. Yani faizlerde şu dönemde bir artış olmaz.  

 

Türkiye ekonomisi için en büyük risk artık siyasi

 

Mecliste parti kapatma maddesinin 327 de kalarak düşmesi önemli bir gelişme. Bu gelişme yalnız siyaseti değil, ekonomiyi de vuracak düzede. Çünkü değişime direnen güçler artık son kozlarını oynuyorlar ve Başbakan’ın hâkimiyeti zayıflıyor. Yaklaşık bir yıla kalmadan Türkiye’de seçimler olacak. Bu gelişme bize gösteriyor ki, mecliste pazarlıklar başladı ve birileri saf değiştirdi. Ancak Başbakan yola devam dedi. Yarın iktidar partisinin kararlığı belli olacak. Bu kararlılık ne kadar üst düzeyde olursa piyasaya etki o kadar az olumsuz olur.

Askerlerin öldürülmesi ile mecliste bazı AKP’lilerin satın alınması aynı güçlerin işi olarak gerçekleşmiştir. Sonuçta 12 Eylül faşizmi direniyor.

 

Yunanistan artık AB’nin ta kendisi

 

Eğer IMF’nin Yunanistan’a vereceği 120 milyar dolara yakın meblağ bir anlaşma çerçevesinde gerçekleşirse bu bize tek bir şeyi anlatır: AB’nin artık siyasi olarak ta bütünleşme kararı verdiğini. Çünkü AB ortak para politikasının ortak maliye politikası ile desteklenmedikçe tüm kıtada topyekûn bir iflasa dönüşeceğini anlamış bulunuyor. Bunun için Yunanistan kurtarılacak. Bu kurtarma AB’nin Anglosakson egemenliğine yaklaşması ve giderek bütünleşme sürecinin önemli bir adımıdır. Yunanistan artık eski Yunanistan değil, örneğin eskisi gibi silahlanmayacak ve harcamayacak. Yunanistan’ın silahlanmaya daha az bütçe ayırması Türkiye’nin de AB üyeliğini zorunlu kılıyor.

Sonuçta Türkiye gerici oligarşisi Mecliste, dağda, şehirde direniyor. Ama boşuna, yakında çok önemli gelişmeleri bekleyelim.