BİTİŞLER BAŞLANGIÇLAR

Posted by serapdurmus | Posted in Alternatif İktisat, Finans Politik, Kitap Tanıtımları, Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 20-03-2011

0

ÖNSÖZ

Bu kitap bir nehir söyleşi formatında… Dolayısıyla kolay tüketebilir kitaplar sınıfında sayılabilir. Ancak hazırlanmasının çok yoğun bir çabanın ürünü olduğunu söylemeliyim. Kitabın içerdiği konular, hepimizin uzun yıllardır tartıştığı meseleleri güncel olandan yola çıkarak tarihsel bir perspektiften ele alıyor. Bu açıdan aslında kitaptaki her soru bir konu başlığıdır ve aslında her cevap da o konuyla ilgili bir sonuç, daha doğrusu bir formülasyondur.

Benim Taraf yolculuğum yaklaşık 3,5 yıl sürdü;  ama bu 3,5 yıl, bize geleceğin Türkiye’sini anlatan yıllardı. Taraf yazılarında bu “hızlandırılmış tarihi” değerlendirmeye çalıştım. Her yazıya bir akademik makale kadar önem verdim ve üzerinde çalıştım. Bundan dolayı da Taraf yazılarının tamamına yakını tezli yazılardır. Ancak bu yazılarda güncel olandan başlayarak teorik olana ulaştım. Yani yazıların yöntemi, diyalektik güncel-tarih- gelecek sarmalıdır. Aynı şey bu kitapta da var; dolayısıyla…  İşte yine bu kitapta bu 3,5 yılda yapılan nefes nefese çalışmaların dolayısıyla Taraf sürecinin soluğunu hissedeceksiniz.  Tabii bundan dolayı da militarizmden alternatif iktisada kadar aslında başlı başına bir kitap konusu olabilecek birçok başlık bu kitapta okuyucuya sonuçları itibariyle verilmiştir.

Bu kitap tabii ki 2008 krizini, iktisadi açıdan, baz yılı kabul ederek bir çok yorumu ve çıkarımı yapıyor.

Bundan dolayıdır ki burada yazılanlar aynı zamanda ekonomi-politiğin ta kendisi… Kitabı okurken aynı anda birçok konu ele alındığı için paradokslar ve o paradokslara gizlenmiş metaforları belki benden bile habersiz bulup çıkaracaksınız. Ama şimdiden işinizi kolaylaştırmak için çok sevdiğim şu denizyıldızı-örümcek metaforuyla bu kitabın yolculuğuna başlayalım.

Şundan hiç şüphem yok; 21. Yüzyılın ilk çeyreği insanlığın sonraki yüzyıllarını belirleyecek bir zaman kesiti. Tıpkı 19. Yüzyılın son çeyreği gibi… Ama 19. Yüzyılın son çeyreğine bakıp, bundan sonra olacakları, şüphesiz ki kestiremeyiz. Ancak tam burada tarihin diyalektiğine başvursak çok önemli ipuçlarını yakalarız.

İşte size kitabın sayfalarında karşılaşacağınız ana tezlerden birini belirleyen çok önemli bir örnek:  “19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın hemen başı, imparatorlukların bittiği, ulus-devletlere dayalı sermaye birikiminin ve ulus-devlet paradigmasının başladığı zamanlardı. Birinci savaştan galip çıkan İtilaf Devletleri, tabii başta, küçülmekte olan imparatorluğunun sonuna geldiğini anlayan İngiltere, Osmanlı’nın, misak-ı milli teklifini geri çevirip, Batı’nın denetleyebileceği üniter bir ulus-devlet olarak devam etme seçeneğini Lozan’da hayata geçirdi. Zaten Anglosakson egemenliği, ikinci savaştan sonra da, Ortadoğu’da İsrail’i bekçi yaparak kendine bağımlı Baas rejimlerini arka arkaya dizecekti. Bu yüzden, 1908 İkinci Meşrutiyet öncesinde ve sonrasında, Osmanlı topraklarında, liberal aydınların, Müslümanların dile getirdikleri muhtariyet ve buna dayalı bir yeni devlet biçimini ortaya çıkarmak tarihsel olarak çok zordu. Her şeyden önce böyle bir adım İngiliz emperyalizminin rakibi olacağı için, Batı ve onun o günkü temsilcisi İngiltere tarafından kabul edilebilir değildi. Bu anlamda tek bir ırka dayalı ulus-devlet modeli, yani Lozan mutabakatı, o günler için işin en kolayıydı ve o oldu.” Bu bir tez;  katılmayabilirsiniz ama tartışılması gerekliğini bir kenara koyamayız. İşte bu kitap bize, şimdiye kadar tartıştırılmayan birçok “resmi” tezi ve bu tezlerin dayandığı anlayışı sorgulamanın kapılarını açmayı amaçlıyor. Bu açıdan kitaptaki sorulara benim verdiğim cevaplar mutlak doğrular olmaktan ziyade mutlak olanı kırmaya yönelik “yeni açılımlardır”

İşte şimdi “denizyıldızı-örümcek” metaforumuza dönebiliriz.

Dünya yeni bir paradigmaya geçiyor; tek ırka dayalı ulus-devlet modelleri tıpkı imparatorluklar gibi geride kalıyor. Binlerce yıldır ulus-devletlerin baskısı ile dillerini, kültürlerini, dinlerini toprağa gömen halklar bu değerlerini, özlerini gömdükleri yerden çıkartıyorlar ve özgürlük istiyorlar. Buna tarihin diyalektiği diyoruz; bundan kaçış yok.

21. yüzyılın ilk çeyreği bir arayışın yılları olarak insanlığın tarih defterine yazılacak.

Peki, biz ekonomi-politiğin perspektifinden bu arayışı en özlü nasıl ifade ederiz. Belki şöyle:  Dünya adem-i merkeziyeti öne çıkartacak ve bu anlamda ulus-devlete sıkışmış olan “temsili demokrasiyi” aşacak yeni bir yol arıyor kendisine… İşte bu yolun temel taşlarını şimdilerde görmeye başladık. Örneğin teknolojinin ve internetin dünyanın her yerine girmesi yeni bir dönemi başlatıyor. Ori Brafman ve Rod A. Beckstrom, Denizyıldızı ve Örümcek: Lidersiz Organizasyonların Önlenemez Başarısı adlı ufuk açıcı kitaplarında bu durumu çok veciz bir şekilde açıklarlar: “Gayrı-merkezileşme binlerce yıldır uyuyordu. Ama internetin ortaya çıkışı bu gücü serbest bıraktı.(..) Bir zamanlar zayıflık olduğu düşünülen, yapı, liderlik ve biçimsel örgütlenmenin yokluğu şimdi önemli bir değer haline geldi. Oyunun kuralları değişti.*” Brafman ve Beckstrom, kitaba adını veren denizyıldızı ve örümcek metaforlarını şöyle konumluyorlar: örümcek, merkezileşmiş bir hayvandır; bacakları merkezî gövdesinden uzar; başını kesin, ölür… Denizyıldızı ise gayrı-merkezî bir ağdır. Başı yoktur. Temel organları her bir kolda tekrarlanır. İkiye böldüğünüzde iki denizyıldızınız olur…

Amerika Vietnam’da direnişçileri kendisi gibi örümcek sandığı için yenildi. Oysa karşısında durmadan çoğalan ve başı belli olmayan “denizyıldızları” vardı.

Evet, bu kitap aslında Vietnam’dan beri “denizyıldızlarının” hikâyesini anlatmaya çalışıyor.

O denizyıldızları ki, kimi zaman Filistin’de İsrail’in tanklarını taşlayan “intifada”nın çocuklarıdır kimi zaman Latin Amerika’nın direnişçi ruhudur kimi zaman da Anadolu’nun en karanlık günlerinden bugüne gelen ışıktır…

Bu kitap için başta Etkileşim Yayınevi’nin tüm çalışanlarına, yöneticilerine ve söyleşiyi yapan Mehmet Tuncel’e sonsuz teşekkürlerimi iletirim…

Mart-2011/İstanbul

* Brafman , Ori ve Beckstrom Rod A. (2006), The Starfish And the Spider: The Unstoppable Power of Leaderless Organizations, Penguin, 2006, sf. 5, 6-7

KİTAP ÖZETİ

Öyle bir döneme giriyoruz ki, tarih boyunca bilgiyi üretip yönetenler, artık imtiyazlarını kaybediyorlar. Teknolojideki devlet tekelinin kırılması sayesinde başta Orta Doğu olmak üzere, bugüne kadar ulus devletlerin hakim olduğu topraklara siyasî küreselleşmenin dalgası varmış durumda… Şimdiye kadar uyuyan ya da baskıcı rejimlerin zorla yönlendirdiği dinamikler, dönüştürücü demokrasinin örnekleri olarak yeniden yapılanıyor.İktisatçı Cemil Ertem, bütün bu süreçlerin nasıl başladığı, hangi aşamalardan geçerek bize bugünkü manzarayı gösterdiği üzerine önemli tespitlerde bulunuyor elinizdeki kitabında. Sanayi devrimiyle başlayan 250 yıllık sürecin bugün neden yıkıldığını ve yerine neyin geleceğini iktisat biliminin verilerini sosyoloji ve tarihin bakış açısıyla buluşturarak irdeliyor.Bitişler Başlangıçlar, “Dünyanın dönüşümünü Türkiye’nin değişimi”yle birlikte ele alan özgün bir eser.Büyük bir dönüşümün tam ortasında, tarihin ve değişimin öznesi olmak isteyen herkesin bu kitaptan alacağı çok şey var…

Kitapla ilgili gazete haberleri için lütfen linki tıklayınız..

Mısır: Nedenler, Sonuçlar

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 30-01-2011

10

Mısır aslında bütün bir 20. yüzyılı ve Ortadoğu tarihini anlatmak isteyen bir sosyal bilimci için laboratuar. Şimdi olup bitenleri ise 20. yüzyılı anlatmadan anlatamayız.

Mısır meselesinin aslında öyle bir komplo ya da basit bir kışkırtma olmadığını baştan söyleyelim.

İkinci savaş sonrası Amerikan hegemonyasında oluşturulan Ortadoğu’da Mısır, başından beri İsrail’le birlikte tayin edeci bir role sahip olmuştur.

Bu açıdan bugün Mısır’da köklü bir rejim değişikliği, İsrail’in durumunu da sallayacağı hatta değiştireceği için Mısır değişiminin, bütün bu toz dumana rağmen, yavaş ve reformist bir çizgide olacağını söylemek gerek. Ancak tabii ki Mısır değişimi bütün Ortadoğu’nun yeniden biçimlenmesi anlamına da geliyor.

“Yeniden Doğu” (*)

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 28-01-2011

2

Davos’un bu yıl için belirlenen teması çok ilginç: “Yeni gerçek için paylaşılan normlar” Burada yeni gerçek Doğu’nun yükselişi. Paylaşılan normlar ise Batı’nın değerlerinin (ekseninin) Doğu tarafından özümsenmesi. Çok güzel; bunun bir “garp kurnazlığı” olduğunu söyleyemezsek eğer, bu derinlikli tarihsel bir tespit demek ki… Aslında bu tema bana Andre Gunder Frank’ın başyapıtını hatırlattı. Frank, ölümüne değin (2005) çok önemli tezler ortaya atan ve bunları tartıştırmayı beceren bir sosyal bilimciydi. Bağımlılık kuramından, dünya sistemi tezine kadar birçok önemli çıkış Frank’ın imzasını taşır. Ama Frank’ın en önemli eseri, kendisinin de teslim ettiği üzere, “Yeniden Doğu” idi. (Re Orient)

Frank burada, Batı’nın Doğu karşısındaki tarihsel zaferinin geçici bir durum olduğunu ve 1400 ile 1800 yılları arasında Batı karşısında üstün durumda bulunan Doğu’nun 19. Ve 20. Yüzyıllarda niye gücünü Batı’ya bıraktığını araştırır ve çok önemli sonuçlara varır. Çin ve Hindistan’ın 19. Yüzyılın başına dek sahip oldukları güçlü dinamiklerin altını çizer. Osmanlı, Hint ve Çin imparatorluklarının gerileme sürecinin hızlanmasının 18. Yüzyılın son yarısında, neredeyse eş zamanlı olarak, gerçekleşmeye başlaması Frank’a göre anlamlıdır. Frank’a göre, Osmanlının sahip olduğu ekonomik güç, Avrupa’da yeni sanayi merkezlerinin ortaya çıkışı ve Avrupa’nın ticari egemenliğinin artması ile azalmıştır.

İttihatçı Liberalizm

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 23-01-2011

2

Meselelerin böyle içiçe geçtiği, kördüğüm olduğu zamanlarda Marks’ın yöntemi ve yöntemin oluşturduğu çözümlemeler inanın size çok yardımcı olur. Tarihsel ve toplumsal diyalektiğe dayanan sınıfsal çözümleme, ilk bakışta indirgemeci görünse de, yaşanılan andaki birçok kavramı yerli yerine oturtmanıza yardımcı olacaktır. 

Örneğin şu demokrasi kavramı; demokrasi bugün Türkiye’de neyi ifade etmekte ve ne adına savunulmaktadır; Türkiye’de demokrasiyi savunmak bugün kimlerin işidir.

 İşte bu soruların yanıtlarını Marks’ın yöntemine başvurmadan çözemezsiniz. Münir Ramazan Aktolga, demokrasiyi bir işletim sistemine benzetir. Yani bir bilgisayara siz işletim sistemini (Windows ya da Linux vb) dışarıdan monte edebilirsiniz ama toplumsal işletim sistemleri (demokrasi ya da diktatörlük) toplumsal gelişim sisteminin kendi içinde, onun dinamikleri ile oluşur. Bir toplum faşizmi demokrasi yerine tercih etmişse bu, ağırlıklı olarak, onun yapıcı dinamiklerinin sonucudur. Yani faşizm ya da demokrasi, bu dinamikleri belirleyen sınıfsal çelişkilerinin sonucu olarak tezahür eder. Bir topluma bilgisayara olduğu gibi, dışarıdan demokrasi ya da başka bir işletim sistemi ithal edemezsiniz.

O zaman siz bir toplumda (ülkede) demokrasiyi tercih ediyorsanız onu yapan, talep eden dinamiklerin farkında olacaksınız ve gerekirse o dinamikleri-demokrasi hatırına- destekleyeceksiniz.

Değişim değil; değişim karşısındakiler komplo!

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 21-01-2011

2

Bu haftanın dış dünyada iki önemli gelişmesi var; birincisi tabii Tunus olayları ikincisi de Çin devlet başkanı Hu Jintao’nun ABD ziyareti. Bu ziyaret birçok açıdan görüldüğünden çok daha önemli. Çünkü Hu Jintao’nun ziyareti iki farklı kutupta duran iki farklı ülke başkanının bir araya gelmesi ile açıklanamaz… Bu ziyaret, Çin ve ABD stratejik işbirliğinin, bir krizden çıkış stratejisi olarak, derinleşerek devam edeceğini bize gösteriyor. Jintao, ABD’ye gelmeden kısa bir süre önce Çin elindeki dolar rezervlerini zaten AB’nin kurtarılması için kullanmaya başlamıştı. Çin’in başta İspanya olmak üzere AB ülkelerini finanse etmeye başlamasının arkasında aslında ABD var. Çin, ABD’nin krizden çıkış stratejisini çok daha radikal bir biçimde uygulamasından ve bu uygulama sonucu doların fiili olarak bir rezerv para olmaktan çıkmasından çok korkuyor. Çünkü bu olursa Çin’in elindeki dolar zenginliği bir anda buharlaşacak. Hu Jintao, 2005’ten başlattığı “yeni sosyalist kırlar” ve değişim çizgisini bir anda yitirebilir. Çünkü Jintao’nun bu çizgisi ilkönce kırdan başlayarak (Çin’de Mao’dan beri her şey ilkönce kırdan başlar) toplumsal refahı artırmayı hedefliyordu. Çin yöneticileri yalnız ihracata dayalı bir dolar zenginleşmesiyle sonsuza kadar ayakta kalamayacaklarını biliyorlar. Çin, “sosyalist” piyasa ekonomisine inanıyor (!) ama bunun aslında pekâlâ bir “elitist” bir piyasa ekonomisi olduğunu de (gizliden) biliyordu.