Lübnan’da ve Türkiye’de hedef: (niye) Hizbullah

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 16-01-2011

3

Bir haber kanalında Hizbullah davasının avukatı ile BDP milletvekili Sırrı Sakık yayında. Sakık, ilkönce Hizbullah ve JİTEM bağlantısından dem vurarak Hizbullah’ın bir çok faili meçhul cinayetin sorumlusu olduğunu ve devletle işbirliği yaptığını söylüyor. Arkasından söz alan Hizbullah avukatı Zilan ise bir yeni bir başlangıçtan ve Abdullah Öcalan’ı da içine alacak genel aftan bahsediyor; hatta Öcalan’ı anarken söze “sayın” diye başlıyor. Ama bu arada haberin maderatörü her iki konuğa da, ısrarla, geçmişteki gibi bir PKK-Hizbullah çatışması olup olmayacağını soruyor. Bu soruya yanıt verirken BDP’li Sakık endişeli, Hizbullah sanıklarının bırakılmasında  yeni bir çatışma ortamı yaratmak isteyenlerin parmağı olduğunu, bir ölçüde, düşünüyor ve bunu ima ediyor. Ama Sıtkı Zilan bu konuda çok net; artık Kürtleri hiç kimsenin birbirine kırdırtamayacağını söylüyor ve yeni bir sayfa açtıklarından bahsediyor;  Zilan’ın bu sözlerini Sakık anlıyor ve biraz sakinleşiyor ama haberin maderatörü henüz ikna olmuş değil; haklı da; çünkü Hizbullah geçmişte bölgede yalnız PKK’ya karşı değil demokratik Kürt hareketine, sivillerine karşı, devletin yürüttüğü baskıcı ve katliamcı politikalara paralel işler yaptı. Hatta,devlet tarafından, önemli ölçüde, kullanıldı. 

Türkiye’de İslam, devletten ve onun siyasi aparatlarından bağımsız olarak henüz yeni doğuyor.

Güncel soru ve örneklerle yeni habercilik üzerine

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 14-01-2011

3

Dünya yeni bir dengeye gidiyor; bu süreci anlatan onlarca gelişme oldu son günlerde; Türkiye’de, Ortadoğu’da, Avrupa’da ve dünyada. Ama bizim basınımız bunların bir kısmını haberden bile saymadı bir kısmını ise “işte öylesine” gördü.

Türkiye’de basının, önümüzdeki süreçte, TV haberciliğinden başlamak üzere kendini yenileyeceği bir döneme gireceğiz. Burada artık izleyici ve haber talep eden yalnız görsel olanı istemeyecek, haberin nedenlerini ve olası sonuçlarını da sizden isteyecek. Örneğin Borçlar Kanunu niye değişti ve bunun gündelik hayatımızdaki olası sonuçları ne olacak ama daha ötesi Türkiye’de yeni Borçlar Kanunu hangi sürecin sonucu olarak bugünkü halini aldı ve bu süreç nereye gidiyor. İşte gerçek haber bu soruya yanıt veren içeriktir.  Basının önemli bir kısmı bu konularda yeterli bilgiye sahip olmayan “gazeteci” ve yazarla “dolu” olduğu için artık bu talep karşılanamıyor.  Ama daha sakat olan durum ise, Türkiye’de basının bir yönlendirme ve dezenformasyon makinesi olarak kullanılması. İşte şu günlerde olan bütün tartışmalar cehalet ve dezenformasyon ikilemine sıkışıp kalıyor. Örnekleyerek devam edelim.

“Sahi siz o jetleri niye uçurdunuz!”

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 09-01-2011

3

Türkiye bazı şeylerin kör gözüm parmağına olduğu ama bunları görmezden geldiğimiz bir ülke. Şimdi Yunanistan Başbakanı Türkiye’de sizin Başbakanınızla birlikte bir spor merkezinde; belli ki barış mesajları verilecek ve bir zamanlar aynı imparatorluğun sınırlarında yaşayan iki halkın yıllardır niye birbirine düşürüldüğü tartışılacak ve sorgulanacak. Ama tam bu sırada, iki ülkenin başbakanları Erzurum’da “olimpiyat” ruhuyla barış konuşması yaparken Ege’de Türk savaş uçakları sorunlu suların üzerinde uçuyor. Bu uçuş rutin bile olsa, komşu ülkenin başbakanı sizin topraklarınızda ise eğer, bu uçuş iptal edilir. Ama kör gözüm parmağına, sanki yetmişli yıllardaymışız gibi, jetler sorunlu hava alanlarında uçuş yapıyor.

Bu durumda, Yunan Başbakanı’nın olaydan duyduğu endişeyi dile getirmesi ve sorunun Kıbrıs, AB meselesine kadar gelip dayanması o “uçuş” emrini veren zihniyetin istediği bir sonuç olduğunu söylemek zor değil. Türkiye’de şimdiye kadar diktatörlüklerini pervasızca devam ettiren güçler, küresel sistemin çok köklü bir değişiklik içinde olduğunu görmüyorlar daha doğrusu görmezden geliyorlar. Türkiye’nin komşularıyla kavgalı kavruk, yoksul bir diktatörlük olarak devam etmesi hala en büyük hayalleri. Hayalleri diyorum çünkü dünyaları ve “o” dünyanın yaratacağı tahayülleri bu kadar. Akıntıya karşı kürek çekiyorlar ama bunun hepimize faturası çok ağır oluyor. Artık iktidarlarının ve o iktidarın dayandığı bütün kurgunun çöktüğünü göremiyorlar.

Yargı meselesi de özünde benzer bir meseledir. Sistem çökmüş işte; bunun çöktüğünü kabul etmezseniz öyle durumlar karşınaza çıkar ki, ne yapacağınızı şaşırırsınız. Tarihsel bir ironidir: Cumhuruyetin en önemli ayaklarından biri olan yargı sisteminin çöktüğünü biz Hizbullah üyeleri serbest bırakılınca ancak anlıyoruz ve tartışmaya başlıyoruz. Aslında bu yargı sistemi, onu yıkmak için silaha sarılan bir örgüt hakkında bile gerekli delilleri biraraya getirip, cari hukuk çercevesinde, cezalandıracak güce sahip değil. Kendisi için bile var olamıyor. Aynı durum siyasette, ekonomide, eğitimde ve birçok alanda var.

İşte şimdi tam buradasınız!

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 07-01-2011

0

Çok ilginç bir seçim süreci yaşayacağımız artık ortaya çıktı. Aslında Türkiye seçimi konuşmuyor seçim sonrasını konuşuyor. Siyasette ve ekonomide 2011 sonrasının temelleri atılıyor. Bu hafta açıklanan Sanayi Strateji Belgesi’nden Said-Nursi tartışmalarına kadar olan bütün gelişmeler bize önümüzdeki günlerin işaretlerini veriyor. Türkiye’nin tek bacakla yürümesine rağmen gelişmiş dünyayı yakaladığı bir süreçteyiz. Eğer Türkiye’de CHP yerine demokratik bir muhalefeti örgütleyen, geliştiren bir yapı olsaydı şüphesiz bugün çok farklı, daha iyi bir yerdeydik. Bakın şurada seçime altı aydan az bir zaman kaldı; ana muhalefet partisi 2011 ve sonrası ile ilgili tek bir alternatif programı açıklayamadı. Bir ekonomi programı açıklayacaklardı ama bunu şu sıralar açıklayacaklarını sanmıyorum; çünkü bu dönemi karşılayacak bir program geliştirmenin ilk koşulu bu dönemi anlamaktan geçer.

 Nasıl bir dönüşümün içindeyiz, dünya nereye gidiyor, ne başlıyor, ne bitiyor… Bu sorulara doğru dürüst yanıt veremeyen bir siyasi parti bırakın bir ekonomik program hazırlamayı artık var olamaz bile.

2011 notları-2

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 02-01-2011

1

2011 yılını bir “başlangıç” yılı yapacak temel ayrımlardan birisi de AB’nin krizden çıkış stratejisinin ekonomik ayağından sonra siyasi yanının belli olmaya başlaması olacak.

AB bu krizde şu gerçeği gördü; birlik olmak öyle iki arada bir derede kalarak olmuyor. Hem ulus-devletler var olacak, bunların ayrı siyasi çıkarları, ayrı maliye politikaları, aynı bütçeleri ve sonuçta aynı savaş harcamaları olacak ama siz ekonomik çıkarları çatışmayacak bir birlik olduğunuzu söyleyeceksiniz. Bu garip durum bizce 2010 yılına damgasını vuran ve krizi AB tarafından derinleştiren en önemli gelişmeydi. Gelişmeydi çünkü Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi ekonomiler tam da bu yüzden krizi derinleştiren ülkeler olarak öne çıktılar. Avrupa, ortak bir para ve ortak para politikasını sürdürülebilir kılan iki önemli dayanağın ekonomilerin verimlilik düzeyleri arasındaki farkın giderek azalması, eşitlenmesi olacağını ve ortak maliye politikası-bütçe olması gerektiğini yaşayarak öğrendi. İşte 2011, 2010 yılında öğrenilen bu sorunun ortadan kaldırılmaya çalışılacağı bir yıl olacak. Ama bu sorunun ortadan kaldırılması öyle basit bir adım değil; tam aksine çok köklü ve radikal bir siyasi dönüşümü gerektiriyor. Bu siyasi dönüşüm, daha önce Lizbon stratejisinde ortaya çıkarılan AB’nin ekonomik ve teknolojik yeniden yapılanmasının siyasi tarafı. Bunun da adı bir AB Anayasası. Daha önce AB Anayasası süreci, İrlanda gibi küçük ülkelerde yapılan referandumlarda reddedilerek tıkanmıştı. Burada bir diğer sorunda Anayasanın merkez Avrupa tarafından kotarılması ve neredeyse küçük ülkelere dayatılmasıydı. Şimdi hem İrlanda gibi ülkeler, bu krizle birlikte, birliğin siyasi bütünlüğünün tamamlanmamış olmasının sancısı çektiler hem de Almanya gibi verimliği yüksek merkez ülkeler tam da bu yüzden krizin ekonomik yükünü omuzlamak zorunda kaldı. Böyle olunca, AB şu an, örtük de olsa, hızlı bir siyasi bütünleşmeden başka çaresi olmadığını itiraf ediyor. Çünkü Avrupa Merkez Bankası (ECB)’nin FED’i takip etmesi ve krizden çıkış için, FED’e göre utangaç bir genişleme politikası izlemek zorunda kalması, krizin yoğunlaştığı Akdeniz ülkelerinin ve İrlanda gibi küçük ülkelerin Avrupa’nın ekonomik ve siyasi bütünlüğünün bir parçası sayılarak “kurtarılacağını” bize gösteriyor. Yani AB, “doğası gereği” “her koyun kendi bacağından asılır” demedi geçen yıl. Bu politikanın bu yıl hızlanarak süreceğini söyleyebiliriz. Bu, çok açık olarak, yeni bir AB anayasası ve yeni bir siyasi bütünleşme iradesinin ortaya çıkması anlamına geliyor. Dolayısıyla 2011 ve sonrasını yalnız Türkiye için değil, AB için de anayasa yapma süreçlerinin başlayacağı zamanlar olarak ilan edebiliriz.