“Sahi siz o jetleri niye uçurdunuz!”

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 09-01-2011

3

Türkiye bazı şeylerin kör gözüm parmağına olduğu ama bunları görmezden geldiğimiz bir ülke. Şimdi Yunanistan Başbakanı Türkiye’de sizin Başbakanınızla birlikte bir spor merkezinde; belli ki barış mesajları verilecek ve bir zamanlar aynı imparatorluğun sınırlarında yaşayan iki halkın yıllardır niye birbirine düşürüldüğü tartışılacak ve sorgulanacak. Ama tam bu sırada, iki ülkenin başbakanları Erzurum’da “olimpiyat” ruhuyla barış konuşması yaparken Ege’de Türk savaş uçakları sorunlu suların üzerinde uçuyor. Bu uçuş rutin bile olsa, komşu ülkenin başbakanı sizin topraklarınızda ise eğer, bu uçuş iptal edilir. Ama kör gözüm parmağına, sanki yetmişli yıllardaymışız gibi, jetler sorunlu hava alanlarında uçuş yapıyor.

Bu durumda, Yunan Başbakanı’nın olaydan duyduğu endişeyi dile getirmesi ve sorunun Kıbrıs, AB meselesine kadar gelip dayanması o “uçuş” emrini veren zihniyetin istediği bir sonuç olduğunu söylemek zor değil. Türkiye’de şimdiye kadar diktatörlüklerini pervasızca devam ettiren güçler, küresel sistemin çok köklü bir değişiklik içinde olduğunu görmüyorlar daha doğrusu görmezden geliyorlar. Türkiye’nin komşularıyla kavgalı kavruk, yoksul bir diktatörlük olarak devam etmesi hala en büyük hayalleri. Hayalleri diyorum çünkü dünyaları ve “o” dünyanın yaratacağı tahayülleri bu kadar. Akıntıya karşı kürek çekiyorlar ama bunun hepimize faturası çok ağır oluyor. Artık iktidarlarının ve o iktidarın dayandığı bütün kurgunun çöktüğünü göremiyorlar.

Yargı meselesi de özünde benzer bir meseledir. Sistem çökmüş işte; bunun çöktüğünü kabul etmezseniz öyle durumlar karşınaza çıkar ki, ne yapacağınızı şaşırırsınız. Tarihsel bir ironidir: Cumhuruyetin en önemli ayaklarından biri olan yargı sisteminin çöktüğünü biz Hizbullah üyeleri serbest bırakılınca ancak anlıyoruz ve tartışmaya başlıyoruz. Aslında bu yargı sistemi, onu yıkmak için silaha sarılan bir örgüt hakkında bile gerekli delilleri biraraya getirip, cari hukuk çercevesinde, cezalandıracak güce sahip değil. Kendisi için bile var olamıyor. Aynı durum siyasette, ekonomide, eğitimde ve birçok alanda var.

Share on Facebook

İşte şimdi tam buradasınız!

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 07-01-2011

0

Çok ilginç bir seçim süreci yaşayacağımız artık ortaya çıktı. Aslında Türkiye seçimi konuşmuyor seçim sonrasını konuşuyor. Siyasette ve ekonomide 2011 sonrasının temelleri atılıyor. Bu hafta açıklanan Sanayi Strateji Belgesi’nden Said-Nursi tartışmalarına kadar olan bütün gelişmeler bize önümüzdeki günlerin işaretlerini veriyor. Türkiye’nin tek bacakla yürümesine rağmen gelişmiş dünyayı yakaladığı bir süreçteyiz. Eğer Türkiye’de CHP yerine demokratik bir muhalefeti örgütleyen, geliştiren bir yapı olsaydı şüphesiz bugün çok farklı, daha iyi bir yerdeydik. Bakın şurada seçime altı aydan az bir zaman kaldı; ana muhalefet partisi 2011 ve sonrası ile ilgili tek bir alternatif programı açıklayamadı. Bir ekonomi programı açıklayacaklardı ama bunu şu sıralar açıklayacaklarını sanmıyorum; çünkü bu dönemi karşılayacak bir program geliştirmenin ilk koşulu bu dönemi anlamaktan geçer.

 Nasıl bir dönüşümün içindeyiz, dünya nereye gidiyor, ne başlıyor, ne bitiyor… Bu sorulara doğru dürüst yanıt veremeyen bir siyasi parti bırakın bir ekonomik program hazırlamayı artık var olamaz bile.

Share on Facebook

2011 notları-2

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 02-01-2011

1

2011 yılını bir “başlangıç” yılı yapacak temel ayrımlardan birisi de AB’nin krizden çıkış stratejisinin ekonomik ayağından sonra siyasi yanının belli olmaya başlaması olacak.

AB bu krizde şu gerçeği gördü; birlik olmak öyle iki arada bir derede kalarak olmuyor. Hem ulus-devletler var olacak, bunların ayrı siyasi çıkarları, ayrı maliye politikaları, aynı bütçeleri ve sonuçta aynı savaş harcamaları olacak ama siz ekonomik çıkarları çatışmayacak bir birlik olduğunuzu söyleyeceksiniz. Bu garip durum bizce 2010 yılına damgasını vuran ve krizi AB tarafından derinleştiren en önemli gelişmeydi. Gelişmeydi çünkü Yunanistan, Portekiz, İspanya gibi ekonomiler tam da bu yüzden krizi derinleştiren ülkeler olarak öne çıktılar. Avrupa, ortak bir para ve ortak para politikasını sürdürülebilir kılan iki önemli dayanağın ekonomilerin verimlilik düzeyleri arasındaki farkın giderek azalması, eşitlenmesi olacağını ve ortak maliye politikası-bütçe olması gerektiğini yaşayarak öğrendi. İşte 2011, 2010 yılında öğrenilen bu sorunun ortadan kaldırılmaya çalışılacağı bir yıl olacak. Ama bu sorunun ortadan kaldırılması öyle basit bir adım değil; tam aksine çok köklü ve radikal bir siyasi dönüşümü gerektiriyor. Bu siyasi dönüşüm, daha önce Lizbon stratejisinde ortaya çıkarılan AB’nin ekonomik ve teknolojik yeniden yapılanmasının siyasi tarafı. Bunun da adı bir AB Anayasası. Daha önce AB Anayasası süreci, İrlanda gibi küçük ülkelerde yapılan referandumlarda reddedilerek tıkanmıştı. Burada bir diğer sorunda Anayasanın merkez Avrupa tarafından kotarılması ve neredeyse küçük ülkelere dayatılmasıydı. Şimdi hem İrlanda gibi ülkeler, bu krizle birlikte, birliğin siyasi bütünlüğünün tamamlanmamış olmasının sancısı çektiler hem de Almanya gibi verimliği yüksek merkez ülkeler tam da bu yüzden krizin ekonomik yükünü omuzlamak zorunda kaldı. Böyle olunca, AB şu an, örtük de olsa, hızlı bir siyasi bütünleşmeden başka çaresi olmadığını itiraf ediyor. Çünkü Avrupa Merkez Bankası (ECB)’nin FED’i takip etmesi ve krizden çıkış için, FED’e göre utangaç bir genişleme politikası izlemek zorunda kalması, krizin yoğunlaştığı Akdeniz ülkelerinin ve İrlanda gibi küçük ülkelerin Avrupa’nın ekonomik ve siyasi bütünlüğünün bir parçası sayılarak “kurtarılacağını” bize gösteriyor. Yani AB, “doğası gereği” “her koyun kendi bacağından asılır” demedi geçen yıl. Bu politikanın bu yıl hızlanarak süreceğini söyleyebiliriz. Bu, çok açık olarak, yeni bir AB anayasası ve yeni bir siyasi bütünleşme iradesinin ortaya çıkması anlamına geliyor. Dolayısıyla 2011 ve sonrasını yalnız Türkiye için değil, AB için de anayasa yapma süreçlerinin başlayacağı zamanlar olarak ilan edebiliriz.

Share on Facebook

2011 Notları-1

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 31-12-2010

0

 

Bir yıl daha bitiyor/İşte bu kadar duru, bu kadar yalın/Bu kadar el değmemiş/Sıradan bir gerçeği daha/kolları bağlı hayatımızın/Bu şiire nasıl dâhil edilebilir bir yılın son günleri/Her sonda, her/başlangıçta ve her defasında/Alır gibi başkasını karşımıza/Perdeler çekip, ışıklar söndürüp/oturup yatağın içinde bir başımıza/Sorgulamak kendimizi/Öğrenmek ikimizin anadilini, ikinci belleğimizi/Öğrenmek kendimizle hesaplaşmanın buzul ilişkilerini/Bu aynanın dehlizlerinde gezinirken görürüz/Karanlık günlerimizin kenar süslerini
/Biterken yılın son günleri/Biliyoruz takvimler belirlemez değişimin mevsimlerini/Gençlik ikindilerini/Kargınmış bir çocuktuk büyüdüğümüzden beri.

Evet, Murathan Mungan’la başladık bu 2010’un son yazısına… Geçen yılda 2010 notları yazmıştık tam dört gün… Ama bu sefer bugün ve pazar olmak üzere 2011 notları iki yazı olacak; ama bu 2011’in 2010’dan daha az hareketli geçeceği anlamına gelmiyor. Tam aksine, 2011 birçok açıdan belirleyici bir yıl olacak. Türkiye aynı zamanda “seçim yılına” da giriyor. Bu anlamda bizim bu yılımız dünyadan biraz daha ayrı ve hareketli olacak.

2010 yılına girerken, 2010 notlarında, 2011 seçim sonuçları belli diye yazmıştım; evet, bu koşullar altında, belli. Burada önemli olan meclisin niteliği; şunu hemen söyleyelim: 2011 seçimleri ile gelecek meclis aslında bir kurucu meclis niteliği de taşıyacak. Ancak, eğer ki iktidar partisi bu milletvekili bileşimini büyük oranda değiştirmezse, istediği kadar Anayasa yapacak çoğunluğu elde etsin, Türkiye’nin gereksinme duyduğu Anayasayı yapamaz. Bu açıdan Ak Parti’nin yeni demokratik bir Anayasa yapmak gibi bir niyeti varsa bu iradeyi milletvekili adaylarında belli etmesi lazım. Yani 2011 seçimleri Ak-Parti’nin son iktidarıdır; bu iktidar yalnız Anayasayı yapmayacak kendi içinden Türkiye’nin 2011 sonrası için siyasi yapılarını ve aktörlerini çıkaracaktır. Eğer ki; Ak-Parti, bu bileşimi demokratik bir şekilde yansıtacak bir yapıyı meclise taşımayı tercih etmezse Türkiye 2015’e zor varır. İşte 2011 seçimlerinin en kritik sorusu budur. Yoksa MHP’nin baraj sorunu, CHP’nin yüzde 25’i geçip geçemeyeceği falan bunlar bu temel sorunun yanında konuşulması dahi abes meselelerdir. Ak-Parti, Türkiye’nin bundan sonrasını belirleyecek temel demokratik dinamiklerini meclise taşımak zorundadır. Bu dönüştürücü dinamiklerin neler olduğunu daha önceki yazılarımızda yazdık ama kısaca şunları söyleyebiliriz:

Share on Facebook

Denizyıldızları ve Örümcekler-2

Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 26-12-2010

4

Beyrut; Müslümanlar Mavi Marmara’da İsrail’in katlettiği Türkler için gıyabi cenaze namazı kılıyor…

Türkiye bu seçim süreciyle birlikte yeni bir Anayasa tartışmasına başlayacak. Bu, yeni bir demokrasiyi ve onun anlayışını, kurumlarını ortaya çıkarmak anlamına geliyor.

Yeni Anayasa tartışması, Türkiye’nin, şimdiye değin, sürüncemede bıraktığı, ertelediği bütün temel sorunları yeniden önümüze getirecek ve bu alanlarda çok önemli tartışmalar yaşayacağız. 

Demokratikleşme eğer kurumsallaşırsa kalıcı olur; bu açıdan birçok kurumun yeniden yapılanması 2011 yılının sıcak gündemleri olarak önümüzde olacak. Burada, bütün bu değişimi belirleyecek, dört önemli dinamik var.

AB ve ABD’nin krizden çıkış strajesinin belirleyeceği yeni ekonomik ve politik düzlem ve bu düzlemin ortaya çıkaracağı bütünleşik yeni bir Avrupa; bu Avrupa’nın siyasi güçleri ve kamuoyu ilk belirleyici dinamiğimiz. İkinci dinamik bütün bu süreçte ekonomik inisiyatifi eline alacak, dünya pazarlarından daha fazla pay almak isteyecek teknoloji ve ihracat ağırlıklı yeni burjuvazi. Üçüncü dinamik, şu sıralar yine yanlış bir şekilde gündeme gelen, Kürt dinamiği. Dördüncü dinamik yalnız Türkiye’de değil, Türkiye’nin etki alanında olan bütün Ortadoğu coğrafyasında ve K. Afrika’da, ön Asya’da siyasi gücünü artıracak olan İslam.

Bu dört önemli dinamiğinde aslında, şu yaşadığımız süreçte, kesin bir tanımı ve belirlenmiş sınırları yok. Dolayısıyla bu dört dinamiğin belirleyici unsurları, bir önceki yazımızda, kullandığımız ‘denizyıldızı’ meteforu olarak kendilerini ortaya çıkaracaklar. 

Bu süreç, merkezi ulus-devlet yapıları ile merkezsiz yeni dinamikler arasındaki mücadele olarak tarihe geçecek. Merkezi yapıların ve onları üreten ulus-devletlerin etkinliğinin giderek daha hızla azalacağı bir döneme girdiğimizi en çok 2011 yılında hissedeceğiz.  

Bu açıdan 2011 yılını, Türkiye için yalnızca bir seçim yılı olarak tanımlayamayız. Seçim bütün bu gündemin aslında arkasında bile kalacak.

2011 ve sonrasını belirleyecek bu dört dinamiğin niye “denizyıldızı” bu dinamikleri bastırmaya çalışacak ve bu dinamiklerin köklü bir dönüşümü yapmasını önlemeye çalışacak ulus-devletin ve onun ekonomik ve siyasi aparatlarının niye “örümcekler” olduğunu anlatalım.

Share on Facebook