TAM REKABETTEN TEKELCİ DENGESİZLİĞE

TAM REKABETTEN TEKELCİ DENGESİZLİĞE

WALRAS’IN GENEL DENGESİNE NASIL DÖNÜLEBİLECEĞİNE DAİR ELEŞTİREL BİR YAKLAŞIM

 

ÖZ

 

 

Kapitalist piyasanın kendiliğinden dengesini kapsamlı olarak anlatan bu anlamda klasik iktisadın başyapıtı sayılan Smith’in “Ulusların Zenginliği,” “zenginliğin” başka bir anlatımla sermaye birikiminin önündeki en büyük engelin, devletin piyasanın doğal işleyişine müdahalesi olduğunu söyler. Smith’e göre; “doğal özgürlük ortamında devletin başlıca işlevi, adalet ve hukuk düzeni, ulusal savunma ve bazı kamu kurumlarının al-yapı yatırımlarını sürdürmesi olmalıdır.” Ancak Smith zamanında tekel hakkı merkantilizmin devletten elde ettiği imtiyazlarla sınırlıydı. Teknolojiyi üreten ve teknoloji rantıyla büyüyen karteller ve emperyal devlet kapitalizmiyle Smith tanışmamıştı. Smith, bu dönemi mutlaklaştırarak, tarihsiz bir kapitalizmi anlatırken, doğal olarak teorik bir dengeye ulaşacaktı. Bu anlamda, tam rekabet ve onun dengesi şüphesiz statik bir dengedir. Statik denge hiçbir şeyin hareket etmediği bir durumu ifade eder. Smith’in tam rekabetinin-zorunlu olarak- tarih olmasından sonra iktisat teorisi dengeyi tekelci dönemde de hep aramıştır.

 Şimdi yaklaşık 200 yılı aşkın bir süredir devam eden ulus-devlete dayalı kalkınma modeli ve onun serbest rekabete değil de “zora ve devlete” dayanan dengesi/dengesizliği bitiyor mu? Serbest piyasa, gerçekten kapitalizmin “anarşik” işleyişinin sonucunda ortadan kaybolmasa, yani tekelci kapitalizme dönüşmese, ilkönce Adam Smith’in “görünmez eli” sonra da Walras’ın mükemmel “genel dengesi” geçerli olur mu? Tekelci yapıların ve devlete dayanan bir ekonominin yerini, teknolojinin ve bilginin kesintisiz ve sonsuz yayıldığı bir rekabetçi sistem alırsa, bu sistemde, dinamik bir dengeyi hangi ekonomik birimler, nasıl oluşturur?  

Bu makale bu soruların yanıtını aramak için kısa bir başlangıçtır.


Gerici Tarihsel blok çözülüyor!

Bugünkü bu dördüncü yazı ile birlikte bir seriyi tamamlıyoruz. Bu yazılarda, 21. yüzyılın “kısa” tarihine, bütün bu yaşadıklarımızdan hareketle bir başlangıç yapmayı amaçlıyordum. Arrighi, 20. yüzyılı “uzun” diye tanımlar. Çünkü 20. yüzyıl, aslında 16. yüzyıldan beri süregelen bütün bir tarihin bileşkesi olarak görülmelidir. 20. yüzyıl, yaklaşık 700 yıllık bir tarihi adeta özetler. Bu anlamda 20. yüzyıl bir sentezdir. Bir anlamda da 20. yüzyıl ulus-devletler kapitalizmidir. Aslında imparatorluklardan ulus-devletin sınırlarına gerileyen kapitalizm, bu sınırları savaşlarla zorlarken, kendi içsel krizlerine yine bu savaşlarla ve militarist bir ekonomi ile çare buluyordu.


Rosa, 91 yıl sonra yeniden anlatıyor!

754px-rosaluxemburg2aBerlin’de Landwehrkanal’da Rosa anıtı. Alman militarist ulusalcıları Rosa’yı öldürdükten sonra buradan bu kanala attılar.

 

Çin artık dünyanın ihracat lideri; bu beklenen ve çok sıradan gibi gözüken ekonomi haberinin arkasında çok önemli bir değişimin ipuçları saklı. Bu ipucunu yakalamak için Çin’in kimi geçtiğine bakmamız gerek. Çin, 2009 yılında 1 trilyon 200 milyar dolar ihracatla Almanya’yı geride bırakıyor. Alman sanayiinin temelini geleneksel makine ve kimya oluşturur. Buradan Mercedes, BMW gibi otomotiv devleri, Siemens, AEG, Bosch gibi elektronik ve beyaz eşya tekelleri, Bayer gibi bir şehri yaratan ilaç ve kimya tröstleri çıkmıştır.


Ulusalcıların ikinci şansı-2

irkcilar1

ABD, 1957- ırkçı beyaz Amerikalılar üniversite kapısında siyah bir öğrenciyi taciz ediyor. Aynı görüntüyü Türkiye 2006′da İstanbul’da Aydın Üniversitesi’nde yaşadı. Ulusalcı-faşist öğrenciler başörtüsüyle derse girmeye çalışan bir kız öğrencinin arkasından koşarak ve tıpkı bu resimdeki gibi arkasında birikerek dakikalarca başörtülü kız öğrenciyi taciz ettiler ve okula girmesini engellediler.

Türkiye’de ulus-devlete ekonomik ve siyasi geleceklerini bağlamış kesimlerin ikinci bir şansı var mı? Sorumuz bu; aslında bu soru şu sıralar olan bitenin ve bütün bu olan bitenden kaynaklı tartışmaların özeti gibi. Eksen kayması tartışmasından, kurumlar arası çatışma tartışmasına kadar olan tüm tartışma, haber ve görüşler buraya dayanıyor.


Ulusalcıların ikinci şansı-1

060207brez32 Brzezinski’nin 2007 baskısı son kitabı üç Amerikan Başkanı döneminde Amerika’nın siyasi ve ekonomik hegemonyasını özetliyor. Kitap kesinlikle “satranç tahtası” kadar başarılı değil.

Baba Bush, Clinton ve ikinci Bush dönemlerini ele alan Brzezinski, kitabına İkinci Şans* adını vermiş. Amerika’nın ikinci bir şansı olduğuna inanıyor. Ama bu ikinci şansın, Bush dönemi politikalarının çok önemli bir değişim geçirmesiyle ve Amerikan hegemonyasının “biraz” törpülenerek yakalanacağını iddia ediyor.