Bugün Cemil Meriç’i anlamak ve anlatmak

Aşağıdaki yazı HECE dergisinin Cemil Meriç özel sayısı için kaleme alınmıştır. HECE dergisinin, bu özel sayıyla, gerçekten çok önemli bir iş yaptığını söylemeliyim. Cemil Meriç özel sayısı 480 sayfa. Cemil Meriç’in Hayatı, kişiliği, düşüncesi, Ebebiyat ve kültür, eserlerinin bakış açısı ve soruşturma bölümlerinden oluşuyor.

 Türkiye ilginç bir ülke; bu ülke sayısız aydın, yazar, bilim insanı yetiştirdi. Ama şimdiye değin, Türkiye, deyim yerindeyse, bu değerlerini yok saydı. Yok; yalnızca devletin aydınları yok saymasını, onlar üzerinde her türlü baskıyı tesis etmesini kastetmiyorum. Resmi ideoloji, bütün cumhuriyet tarihi boyunca, kendi çerçevesi dışına taşan “aklı” yalnızlaştırarak cezalandırmıştır. Böylece Türkiye’de “gerçek anlamda” aydınların muhalefeti yeterli derinlikten yoksun, kısır bir döngüde saplanıp kalmıştır. Bu kısır döngüyü aşmaya çalışanlar, hapishanelerin rutubetli koğuşlarda çürümeye terk edilmediyse bile, sanki “gizli bir el” tarafından “anlaşılmama” yalnızlığına itilmişler, toplumun gözünden uzaklaştırılarak, “fildişi kulesinin” yalnızlığına mahkûm edilmişlerdir. 

Cemil Meriç’te bu anlaşılamama haline bağlı yalnızlığa mahkûm edilmiş aydınlarımızdan sayılmalımıdır? Bir ölçüde evet; çünkü Meriç, resmi ideoloji tarafından benimsenmiş ön kabullere göre kendini yetiştiren ve ürün veren bir aydın değildi. O hem resmi sağ hem de resmi sol için aykırı hatta kabul edilemez bir düşünür, aydındı.


2010 notları-4 Türkiye leoparı kuyruğundan yakaladı

Erzurum Üniversitesi açılışı 1957

Erzurum Üniversitesi açılışı 1957

Bugün yeni yılın ilk günü. Herkes biraz yorgun biraz şaşkın ve –her şeye rağmen- biraz da umutludur bugün. Yorgunluk ve “bakalım bu yıl neler olacak” endişesi bu tatil günü insana bir şey yaptırmaz zaten. Gazeteler doğru dürüst okunmaz; şöyle bir göz atılır. İşte bundan dolayı ben bütün bir yıl yaptığım sıkıcı “şeyi” bugün yapmayayım. Yani benim bir gazete için hayli uzun sayılabilecek, zaman zaman alıntılarla da hayli sıkıcı yazılarımı okumaya çalışan cefakâr arkadaşlara bir yeni yıl hediyesi olarak yukarıdaki fotoğrafı sunarak yazıyı kısa tutayım.


2010 notları-3 “Muasır Medeniyet” ve madde 22

2010 birçok açıdan ilginç bir yıl olacak. Çünkü 2010’un ertesinde Türkiye önemli bir seçim sürecine girecek. Bir sonraki yılda da, yani 2012 sonunda, ABD seçimleri var. Türkiye seçimleri ABD seçimleri için, daha doğrusu Obama iktidarı için, çok önemli. Türkiye’nin “komşularla sıfır problem” hedefi, Doğu Avrupa’dan Kafkaslara kadar bütün bölgenin yeniden yapılanması hedefidir aynı zamanda. Bu çok geniş coğrafyada ABD’nin “gerekli” adımları atması yalnız ABD için değil İngiltere ve AB için de artık zorunluluktur. Ama “komşularla sıfır problem” tezi ancak ve ancak içte Kürt sorununun hal yoluna konmasıyla pratik bir yarar sağlayabilir. Kürt sorunu, AB içinde artık yalnız insan hakları sorunu değildir; bir pazar ve enerji kaynaklarına ulaşma sorunudur. Ama enerjiden daha önemli ve uzun vadeli olan pazarların açılması, Ortadoğu ve ön Asya’daki insan kaynağının hem işgücü hem de tüketici olarak devreye girmesidir. Bugün Ortadoğu’da Türkiye’nin Kürt sorunuyla yaşamasını isteyen bir tek İsrail kaldı. Daha doğrusu İsrail, tıpkı bizdeki, seçkinci statükocular gibi bir önceki “durumun” devam etmesini istiyor. Peki, bu, “bir önceki” durum tam anlamıyla ne? Aslında bunu anlatmak için çok önceye gitmemiz gerekiyor.


2010 notları-2 (2010 Türkiyesi)

 Maraş Katliamı olalı tam 31 yıl oldu. 19 Aralık 1978’de bir provokasyonla başlayan olaylar, 26 aralıka kadar devam etmiş ve yaklaşık 500 kişi hayatını kaybetmişti. Türkiye’nin örtülü bir savaş yaşadığı ve adım adım faşist bir darbeye sürüklendiği yıllardı. CHP iktidardaydı.

Dönemin İçişleri bakanı İrfan Özaydınlı, olayların ana nedenin sol örgütlerin kışkırtması olduğunu söyleyerek tarihe geçmişti. Daha sonra görevden alınarak yerine Hasan Fehmi Güneş atandı.

 K. Maraş katliamı, Türkiye’yi 12 Eylül’e götüren en önemli virajlardan biridir. Katliamdan sonra Ecevit hükümeti 13 ilde sıkıyönetim ilan ederek 12 Eylül karanlığının yolunu açmıştı.  Olaylar Maraş’ta olmuştu ama Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Adana, Kars gibi stratejik önemi olan iller asker yönetimine teslim edilerek kalıcı askeri yönetim çemberi oluşturulmuştu.  Aslında 1978 Türkiye için ilginç bir yıldı. Amerika, 1974 Kıbrıs harekâtından sonra Türkiye’ye ambargo uygulamış, Ecevit hükümeti de Amerikan üslerini kapatmıştı. Soğuk savaşın son ama en keskin yıllarıydı. Amerika’nın Türkiye’deki üslerden vazgeçmesi mümkün değildi. 1973’te başlayan kriz, başta Amerika olmak üzere, merkez ülkelerde neoliberal uygulamaları zorunlu hale getiriyordu.  Amerikan militarizmi krizi aşmak için bütün dişlerini çıkarmıştı. Latin Amerika’da faşist darbeler zaten 70’li yıllarla birlikte gündemdeydi. Sovyetlerin egemenliğindeki Doğu Avrupa ile kaynayan Ortadoğu arasında köprü olan Türkiye’de “istikrar”, Amerikan şahinlerine göre, ancak ve ancak bir askeri darbe ile sağlanabilirdi. 1978’de Maraş olaylarından hemen önce, ordu içinde birçok gurup darbe için harekete geçmişti bile. Mesela “rahatsız genç subaylar” olayı çok ilginçtir.


2010 notları-1 (2010 NATO yılı olacak)

 İnsanlık tarihinde yüzyıllar geçse de unutulmayacak yıllar vardır. Bunlar hepimizin hatırında; bu yıllar, yılların birikimini ve gerilimini boşaltan deprem yıllarıdır.

İşte sanıyorum 2010 yılı böyle bir yıl olacak. 2010 yılında, artık kapitalizmin bir döneminin kesin olarak bittiğini göreceğiz. Bu anlamda 2010 yılı, ilkönce 1968’in sonra da 1989’un kesinleşmeyen sonuçlarını barındırırken, 1973’den beri süregelen krizin de noktalandığı yıl olacak. O zaman 2010 ve sonrası için şunu söyleyebiliriz: Küreselleşmenin yeni dönemi başlıyor. Peki, 2010 yılında başlayan bu dönem hangi bitişin sonucu olarak ortaya çıkıyor ve olası sonuçları ne olacak?  Bu kapsamlı soruyu yanıt aramadan önce şunu hemen söyleyebiliriz; 2010 yılı yalnızca, 1973 krizini takip eden yıllarda, uygulama olanağı bulan neoliberal dönemin bittiği bir yıl olmayacak. Bu “bitişi” anlatmak için çok daha gerilere gitmek gerekiyor.