Future Piyasalar Ergenekon ve Ötesi

Meslektaşım ve mesai arkadaşım Mehmet Sağlam’ın giderek yükselen emtia fiyatlarıyla ilgili önemli bir iddiası ve savı var. Dr. Sağlam, başta petrol olmak üzere birçok emtia fiyatının sanal future piyasalarda belirlendiğini söylüyor. Yani bu piyasalarda olan biten bir monopol-bilgisayar oyunu gibi. Karşılığı olmayan bir parayla(dolar) üretilmeyen malları satın alıyorsunuz. Para bol, mal sıkıntısı da yok. “ Dünyada bir yılda yeraltından çıkarılan altının tamamı 2500 ton, ama future piyasalarda alınıp satılan altın miktarı 100 bin ton. Demirde, bakırda, buğdayda, pirinçte, petrolde durum hep aynı. Elinde para olan herkes üretmek yerine future piyasalarda bir mala kapılanmayı kendine daha uygun görüyor.” [1] Bu soruna kestirme çözüm önerisi ise future sözleşmelerde teminatların artırılması. Ancak teminatların artırılması işin yalnızca bir yanı. Yani sorunun mal fiyatları yanını geçici olarak çözersiniz. Ancak “para” yanı çözümsüz kalır. Dolayısıyla uzun vadede kalıcı bir çözüme ulaşmış olmayız. Ancak yine de Sağlam’ın önerisi Fed’in piyasaya karşılıksız dolar pompalamasından daha sahici. Üstelik Fed’in yaptığı sorunun karşılıksız para yanını çoğaltan bir davranış. Malların fiyatları karşılıklarının tam anlamıyla olmaması nedeniyle de artıyor. Dolar artık bir kriz parası ve bu haliyle devam etmesi çok güç. Bugün emtia fiyatları, onları satın alacak paranın (dolar) giderek düşmesinden dolayı arttığı gibi, üretime dayanmayan spekülasyonlar yüzünden de artmaktadır. İşte istenirse otoriteler Mehmet Sağlam’ın dediği gibi işin spekülatif yanını, teminatları artırarak, hemen önleyebilirler. Ancak bunu yapmıyorlar. Çünkü bugün ikinci bir ekonomiyi ayakta tutmak ve bunu manipüle etmek bu geçiş döneminde önemli bir sermaye birikim aracı.


Su Sorunu Yine Karşımızda

YAZ GELİYOR “SU” SORUNUNU HATIRLAYALIM!

Su ticari bir meta olursa savaşlar kaçınılmaz!

Bugün dünyanın en sorunlu yeri Ortadoğu petrolün önem yitirmesiyle ve petrole alternatif geliştirilmesiyle daha da sorunlu hale gelecek. Çünkü şimdilerde elde ettikleri muazzam petrol gelirleriyle deniz suyu arıtarak ve taşıma su gibi oldukça yüksek maliyetlerle sorunlarını çözen körfez ülkelerinin zor durumda kalacakları artık biliniyor. Bugün su sıkıntısı çeken 29 ülkenin 13 tanesi Ortadoğu ülkesi. Türkiye’nin Dicle ve Fırat suları için geliştirdiği ve suların adil kullanımını içeren “Üç Aşamalı Plan” gibi girişimlerin giderek havada kalacağı aşikârdır.

Ortadoğu gibi dünyanın sorunlu bölgelerinde su sıkıntısının ilk önce doğal felakete sonra da, Türkiye’nin de içinde olduğu bitmek tükenmek bilmeyen savaşlara dönüşmemesi için suyun ve su kaynaklarının artırılması ve var olanların adil, akılcı, etkin insanca kullanımı gerekiyor.

Su sorunu petrol sorununu daha aşmadan karşımıza çıkacak. Her yaz başlangıcında Türkiye bu sorunu hatırlar. Baraj doluluk oranları haberlerin ilk sırasında boy göstermeye başlar. Su panelleri, kongreleri düzenlenmeye başlanır.


Küresel Enflasyon Değişimin Habercisi

 

Petrol fiyatları bugün bir senaryonun parçası olarak artıyor.
Bu durum, sadece bir simge ve bir çözülmenin işareti. Şimdi olan biteni 1970’lerdeki krize de benzetenler var. Benzetmeye gerek yok olan biten bu krizin kuyruğu aslında.
1973 krizi, yüksek enflasyonu ve durgunluğu getirmişti. Sorun yine dolardı. Çünkü Nixon 1971’de doların altına olan bağımlılığını kaldırmış, doların başıboş bir para olacağı ve değerinin düşeceği öngörülmüştü. Üstelik Amerika şimdiki gibi, Vietnam savaşı dolayısıyla çok yüksek askeri harcamalar yapmıştı. Ancak 1970’lerin asıl önemi dünyanın teknolojik ve siyasi değişimin eşiğinde olmasıydı. Demir çelik ve petro-kimya sanayilerinin egemenliğinin sonuna gelinmişti. Bu ana kontrol sanayilerindeki kar oranları hızla düşüyordu. Dünya üçüncü nesil biyoteknoloji ürünleri, yongalar, mikro elektroniğe dayalı ekonomiye geçiş sancısı çekmeye başlamıştı. Eski ana kontrol sanayilerinde çok hızlı düşen kar oranlarını telafi etmek için devlet ekonomileri çözüldü, özelleştirmeler ve arz yönlü iktisat hızla devreye sokuldu. Aslında bu çözüm değildi. Sadece karşılıksız doların ve eski kontrol sanayilerinin egemenliğini bir süre daha devam ettirmeye yarayacaktı. Bu arada 1970’lerde, Amerikan egemenliğine dayalı bu sistemin bir diğer yüzü ve yürütücüsü olan Sovyetler de hızla çözülmeye başlamıştı. Yani 1973’den sonrası çok hızlı bir ekonomik ve siyasi değişime sahne olacaktı ve öyle oldu. Şimdi olanların 1973’de başlayan krizle benzer belirtiler taşıması bu anlamda tesadüf değil. Çünkü dolar şimdiye kadar karşılıksız para olarak durumu idare etti. Doların arkasında ise giderek çürüyen Amerikan eski kontrol sanayileri, savaşa dayalı yayılmacı anlayış ve onun ekonomi politikaları vardı.
Şimdi Amerika ve dünya önemli bir makas değişimine hazırlanıyor. Aslında bu çok gecikmiş bir adım olacak. Bu anlamda şu günleri keskin bir çöküşle sonlanacak bir kriz olarak göremeyiz. Petrol fiyatları ne olursa olsun bugün, dünya ekonomisinde, bunu telafi edecek parasal güç var. Yani çok büyük bir sermaye birikiminin üzerinde oturuyoruz.
1970’lerin sonundan beri düşen kar oranlarını telafi etmek için çözülen devlet ekonomileri ve arz yönlü hat bu birikimi sağladı. Ancak bu birikim şimdi hızla Amerika ve Avrupa denetiminden çıkıyor. Aslında olan bir yönüyle de bu. Petrol ve diğer stratejik emtiaların fiyatlarını hızla artması ve daha da artma eğilimi taşıması bunu sağlıyor. Petrol ve doğalgaz rantları Rusya ve diğer petrol üreticisi ülkelere gidiyor. Öte yandan yine kar oranlarının düşüşüne çare olarak düşünülen ve artan liberalleşmeyle birlikte Asya ve gelişmekte olan ülkelere kaydırılan üretim gücü bu dünyanın önemli bir sermaye birikiminin üzerine oturmasına yol açtı.
Bu durumda Avrupa genişlemesi kaçınılmaz. Çünkü Avrupa, çözümü enerji ve pazar zenginliği olan doğuya doğru genişlemekte görüyor. Amerika yalnız militarizme dayalı bir egemenlikte ısrar etmenin hem kendisinin hem de dünya sisteminin sonu olacağını gördü. Bundan sonra daha akılcı ve “ duruma uygun” politikalar üretecek. 2009’da Demokratların iktidara gelmesi durumunda bu hat güçlenecek. Ancak petrol fiyatlarının yükselmesiyle kendisini belli eden bu değişim isteği bir müddet daha sürecek.
Petrolün ve başta gıda olmak üzere diğer stratejik emtiaların fiyatlarının bu çılgın artışı aslında bir değişim isteğidir. Önümüzdeki günler bu istek daha fazla ete kemiğe bürünecek.
Petrol 300 dolara çıkabilir; altın çıldırabilir, gıda fiyatları tarihi zirve yapabilir. Bunları görebiliriz. Ama çok önemli değişimleri de göreceğiz. Türkiye’de bu değişim dalgasından ayrı değil. Ankara’da olanlar da aslında yaklaşmakta olan bu değişime nafile direnme içgüdüleri.


İşte İnşaat Sektörünün Panoraması

İŞTE MERAK EDİLEN İNŞAAT SEKTÖRÜNÜN PANAROMASI!
İnşaat ve konut sektörü tük dünyada ekonomilerin sürükleyicisi olarak bilinir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde hızlı şehirleşme, altyapı ve ulaşım sistemlerinin gelişimine bağlı olarak inşaat sektörü çok önemli bir paya sahip olmuştur. Türkiye’de de inşaat ve konut hem bu nedenlerden dolayı hem de konutun bir yatırım ve tasarruf aracı olması nedeniyle dünyanın geri kalanından da önemli olmuş ve hızlı bir gelişim göstermiştir. ABD’den başlayan küresel durgunluğun başlangıcının konut sektörü olması bu sektörün Türkiye’yi de saracak küresel geri gidişe maruz kalıp kalmayacağı sorusunu akla getirdi.
ABD’de son bir yılda konut inşaatları, çok sert bir düşüş yaşayarak yüzde 50’den fazla düştü. Bunu konut satışları da takip edince konut stoku çok hızlı olarak arttı. Şimdi ABD’deki konut fiyatları yüzde 30–40 aşağıda gözüküyor. Buna doların avro karşısındaki düşüşünü de eklerseniz şu an ABD’de konut almanın zamanı olduğunu söyleyebiliriz. Zaten, Avrupalı seyahat firmaları şu sıralar New-York’a emlak turları düzenliyorlar. Avrupalı zenginler, özellikle New-York’tan konut almak için bu turlara katılıyor. Amerikalı iktisatçı Roubini daha henüz konuttaki krizin dibine gelmediğimizi, ABD’deki konut krizinin daha uzun soluklu olduğunu söylerken, bunun Avrupa ve Türkiye’yi de etkileyeceğini söylüyor.
Roubini konut fiyatlarında %20’lik (%30) bir düşüş konut sektörü varlığı/sermayesinde 4 (6) trilyon dolarlık bir düşüşe yol açacağını söylüyor. Bu durumda sadece eşik-altı krediler 2,2 milyona varan ipotekli borç icrasına neden olacak ve eşik-altı kredilerdeki toplam kayıp 400 milyar dolara ulaşacak. Mevcut durumda konut fiyatlarındaki %10’luk bir düşüş, 8 milyon hane halkının konut varlığından zarar etmesi anlamına geliyor (evlerinin değerinin, evler üzerindeki ipotek değerinin altına düşmesi). Bu durum da hane halkının konut kredi borçlarında temerrüde düşmesi olasılığını artırıyor. Konut fiyatlarındaki %20 (%30) bir düşüş 16 (21) milyonun üzerinde hane halkının konut varlıklarından zarar edeceği anlamına geliyor. Böylece finansal sistemde, hane halkının ipoteklerinin gerektirdiği taahhütleri yerine getirememesinden kaynaklanan kayıplar 1 ile 2 trilyon dolara ulaşacak. Bankacılık sistemindeki sermaye büyük bir zarara uğrama riski taşıyor. Bu durumun sistemik bir bankacılık krizine dönüşmesini şimdilik Fed önlüyor. Ancak Fed’in elindeki para politikası araçları da tükendiğinde ne olacağını kimse bilmiyor. Ancak esas korkunun Roubini’nin dediği gibi bunun önce Avrupa’yı sonra da Asya’yı saran topyekûn bir krize dönüşmesi. Tabii bu kötümser senaryo gerçekleşirse baş aktör yine konut ve inşaat sektörü olacak.
İNŞAAT EKONOMİNİN MOTORU(YDU)
Türkiye’de inşaat sektörü aslında konut, inşaat malzemeleri sanayisi ile birlikte ele alındığında istihdam ve katma değer açısından çok önemli bir yere sahip. İnşaat sektörünün katma değer büyüklüğü 20 milyar doların üzerinde. Bu sektörün yurtdışı ve yurt içi pazar büyüklüğü ise 63,7 milyar dolar. Bunun 47,7 milyar doları iç pazar, 16 milyar doları dış pazardan oluşmakta. İç pazarın 27,9 milyar doları konut pazarı, 9,1 milyar doları konut dışı bina pazarı ve 10,8 milyar doları kamu alt yapı inşaat pazarıdır.
Şimdi 2007–2008 aralığında bu rakamlarda düşüşler olacaktır. Çünkü bu rakamlara veri olan 2006 yılında konut sektörünün yan dallarıyla büyümesi 19,4 olmuştur. Durgunluğun yayılması ABD’deki gibi konut balonunun, diğer ülkelerde de sönmesiyle başlayabilir.
Zaten bu, İspanya, İngiltere ve İrlanda’da başladı. Yakında İtalya, Portekiz, Fransa, Türkiye’de konut sektörü ciddi düşüşlere sahne olabilir.
Milli Gelirimizde inşaatın payı 1,6 puan artarak yüzde 4,8’den 6,8’e çıktı. İnşaat sektörü inşaat malzemeleri sanayi ile birlikte, 1990–2004 yılları arasında yıllık ortalama yüzde 2,8 büyümüş. Ancak 2005 ve 2006 büyümesi yüzde 21,5 ve 19,4 olmuş.
Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB) Başkanı Erdal Eren, dünyada yaşanan finansal krizin Türkiye’deki etkilerini gördüklerini söyledi geçen hafta. Eren, “Konut yapıp satan müteahhitlerin elinde çok fazla konut stoku birikti. Konut sektörü yara alacak bu durumdan” diyordu. Ayrıca Eren bankaların artık kredi vermek istemediğini de vurguluyordu.


İkinci Ekonominin Karanlığı…

Şaşırmıyorsunuz değil mi? Müzelerin o müzeleri koruyanlar tarafından soyulmasına. Hatta dünyanın en değerli taşlarından biri olan ve eşi olmayan Kaşıkçı Elması sahte çıkarsa da şaşırmayacaksınız. Ama onlar çok şaşıracaklar, nasıl olduğunu birbirlerine soracaklar, sonra suçu birbirlerinin üzerine atacaklar. Ama şaşırmadan önce de inkar edecekler, tarihçi de olsalar, bakan da olsalar fark etmeyecek, Kapalıçarsı’da çekirdekten yetişmiş bir kuyumcu edası ve tezgahtarlığıyla sahtelerin aslında gerçek olduğunu söyleyiverecekler. Hep böyle olmadı mı zaten..

Müzeleri soyanlar, sokaklarda birbirlerini vuranlar, yoksulluk ve çaresizlikten kapkaç-hırsızlık yapanlar nasılsa ortada ve suç yine onların üzerine kalacak. Bu ülkede milyarlarca dolarlık bir karanlık ekonomi yaratan yoksullaştırıcı politikaların yine üzerinden atlanacak.

Kara parayı yaratan suç ekonomisi bugün artan bir hızla denetimden çıkmaktadır. İnsanı hiçe sayan yoksulluklaştırıcı politikalar bu ekonominin dünyada giderek karşı konulamaz bir büyüklüğe ulaşmasını sağlamıştır.

Küreselleşme ve düzensizleştirme bugün kara para ekonomisini büyütmektedir. İkinci ekonominin büyümesi ile yoksulluğun artması birbirine paralel iki gelişmedir.

Türkiye bugün dünyada kara paranın en önemli, en yoğun geçişlerinden biri. Avrupa’ya dağıtılan uyuşturucunun yüzde sekseni Türkiye’den geçiyor. Bu rakamın 50 milyar doların üzerinde olduğu söyleniyor. Bu ticaretin yaklaşık % 10’u Türkiye’de kalıyor. Bu çok önemli bir rakam. Tüm dünyada trilyondan dolara yakın kara para dolaşıyor.

Dünyada, şimdilerde bir kriz kaynağı olarak görülen ve Merkez Bankalarınca faiz artırma yarışıyla geri çekilmeye çalışılan trilyon dolarlık fonların kaynaklarından birisi bugün ikinci ekonominin yarattığı “kara para.”