Kısa ve Orta Dönemde Yapılması Gerekenler
Sanayi üretimindeki düşüş önümüzdeki aylarda sürecek mi? Bu sorunun yanıtı bize Türkiye’nin krizden ne ölçüde etkileneceği de verecek. Ancak şu gerçek ki Türkiye’nin potansiyel büyüme hızıyla gerçek büyüme hızı arasındaki fark giderek açılıyor.
Türkiye’de emek verimliği sürekli arttığı halde içerilmiş teknolojiye dayalı ve istihdam yaratıcı büyüme gerçekleşmemektedir. Nitekim son 6 yıldaki büyüme emek verimliğine ve küresel sermaye girişlerine bağlı olarak gerçekleşmiştir. Burada sermaye verimliliği -ama giderek azalan oranda- gerçekleşmiştir. Sermaye yatırımlarının marjinal verimliği, teknoloji verimliliği ile desteklenmediği için, giderek düşmektedir. Ancak burada vurgulanması gereken bir diğer önemli noktada sermaye mallarında ithalata dayalı çizginin hala kırılamamış olmasıdır. Burada iki önemli değişkene dikkat çekmek isteriz: Birincisi tasarruf oranıdır. Bu yüzde 16 civarındadır. Oysa gelişmekte olan Asya da bu oran yüzde 30–40 arasında değişirken, OECD ortalaması da yüzde 23’tür. İkinci önemli değişken sermaye/hâsıla rasyosudur. Bu oran, sermaye stokunda oluşan değişimin toplam üründe ortaya çıkardığı artışı bize verir. Türkiye’de bu oran yüzde 2,5 civarındadır. Şimdi Türkiye’nin istihdam yaratıcı sürdürülebilir bir büyüme yaratması için sermaye/hâsıla katsayısını yükseltmesi (en az yüzde 5 civarı) ve tasarruf oranının artması gerekir. Şimdi bunu küreselleşme döneminde ve açık bir ekonomide nasıl sağlarız? Bunun için Türkiye’nin kriz sürecinde en çok etkilenecek sektörleri ayakta tutmaya çalışarak sermaye verimliliği yüksek üst teknoloji sektörleri desteklemesi gerekecektir. Yaptığımız çalışmada imalat sanayi ve alt sektörlerde krizden en çok etkilenecek sektörleri saptadık. Buna göre:
Savaş sonsuz kötülüklerin sonucu ve anası ama savaşın yadsınamaz bir özelliği daha var; o da savaşların toplumların o anki siyasi ve ekonomik durumunu olanca çıplaklığıyla gözler önüne sermesi. Yine öyle oluyor. İsrail saldırısının acısı ve etkisi zamanla geçecek gibi değil. İsrail’in bu son operasyonun bölge ve insanlık üzerindeki etkilerini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Öte yandan Filistin halkı, yeniden ne denli yalnız olduğunu, yıllarca nasıl korkunç bir yoksulluğa mahkûm edildiğini görüyor.
Bugün dünyanın en yoksul bölgeleri aynı zamanda, yıllardır süren bitmez tükenmez bir savaşında pençesi altında. Bu bölgelerle dünyanın geri kalanı arasındaki gelir ve refah farkı da giderek açılıyor. Şöyle bir şey iddia ediyorum: Savaş bölgeleri aynı zamanda dünyada geler dağılımının en bozuk olduğu ya da bozulmakta olduğu bölgelerdir. Ve buralarda kapitalizm özellikle çarpık geliştirilmiştir. Toplumun kendi “iç” dinamikleriyle gelişimine izin verilmemiştir. İşte bu müdahale, bu bölgelerin kapitalizm öncesi, aile, aşiret daha sonra da çarpık devletçi kapitalizmin ürünü olan ulus-devletlerin elinde giderek yoksullaşmasına yol açmıştır. Buralarda-yarım yamalakta olsa- kapitalizmin piyasası hiç bir zaman olmamıştır ve zaten olmaması içinde çomak sokulmuştur. Devlet her zaman belirleyici olmuş ve otarşi hakların kaderi sayılmıştır. Bu bölgeler baskıcı bir devlet geleneğinin yoksulluğunda kavrulurken, dişarısı yani hakim kapitalizm bu bölgelerden başlayan savaşlarla hem geçerli sermaye birikim rejimine uygun düzenlemelerini yapmış hem de buna uygun yeniden paylaşımı gerçekleştirmiştir. Dikkat edilirse bu bölgeler hammadde, enerji, doğal kaynaklar ve dış ticaret açısından dünyanın en zengin bölgeleridir. Ama kapitalizmi taçlandıran “piyasa” buralara hiç uğramamıştır. Bu bölgelerin savaş ve baskıcı devletin baskısının göreli de olsa sona erdiği, kesintiye uğradığı dönemlerde nasıl hızla kalkındıklarını biliyoruz.
IMF-HÜKÜMET GÖRÜŞMELERİNİN ARKA PLANI VE HEMEN ŞİMDİ HÜKÜMETİN YAPMASI GEREKENLER
Kriz ve bu krizin siyasi sonuçları ile ilgili elimizde yeterli veri var. Bundan dolayı olguları anlatmak yerine artık çözüm üzerinde durmak ve bu çözüm alternatiflerini yazmak gerekiyor.
Türkiye’de özellikle çalışanların bu krizden en az zararla çıkması ve kriz sonrasında da, şimdiye kadar sesi çıkmayan tüm kesimlerin etkili olabileceği demokratik bir Türkiye için; ne yapmalı, neyi önermeliyiz.
Tabii bu soruların yanıtları bir köşe yazısının sınırlarını aşıyor ama, en azından, alternatif bir programın başlıklarına kısaca değinebiliriz. İktisat Fakültesi’nden değerli arkadaşım ve meslektaşım Dündar Demiröz’le birlikte yaptığımız çalışmada, içinde bulunduğumuz “geçiş dönemini” ayrıntılarıyla ele aldık ve –IMF ile anlaşmanın yakın olduğu şu günlerde- “inadına” alternatif bir programın satır başlarını –kendimizce- ortaya çıkardık.
Yazan: cemilertem | Kategori: Taraf Gazetesi Yazıları | Tarih: 24-01-2009
2
44. ABD Başkanı resmen göreve başladı. Nasılsa Obama “resmen” işbaşı yapmadan İsrail çekilmeye başladı. Bu anlamlı; ancak bütün Obama iktidarı boyunca bu tür “anlamlı” gelişmelere tanık olacağız. Obama’yı yalnız Amerikalılar işbaşına getirmedi. Bir küresel uzlaşı söz konusu. Bu küresel uzlaşının, tabii ki hem siyasi hem de ekonomik tarafı var. Bu uzlaşının ekonomik tarafı giderek siyasi olanı da belirleyecek.
Obama iktidarının ekonomi konusunda atacağı en önemli adım yeni bir dünya parası konseptinin oluşturulması olacaktır. Bu adım, bu kriz sürecinin aslında kapitalizmin tarihindeki en büyük tasfiye ve yenilenme dönemi olacağını da bize gösterecektir. 1973 kriziyle başlayan kabuk değişimi Obama iktidarı ile sonlanacak.
Bu çerçevede yaşadığımız sürecin bir krizden daha çok yenilenme operasyonları toplamı olduğunu da söyleyebiliriz. Resmen işbaşına gelen Obama iktidarının, yalnız bundan dolayı bile, iki dönem iktidar olacağını söylemek çok iddialı bir yaklaşım olmaz.
Yazan: cemilertem | Kategori: Taraf Gazetesi Yazıları | Tarih: 23-01-2009
0
KURGU BOZULDU
Hem siyasette hem de ekonomide bir yolun sonuna geldik. 2009 yalnızca krizin dibini gördüğümüz bir yıl olarak kalmayacak; 21. yüzyılı belirleyecek değişimlerin başlangıcı olarak da tarihe geçecek. Ancak bütün bu olan biteni anlayabilmek için de şimdiye kadar olan ezber ya da yanlış bilgilerden kurtulmamız gerekecek herhalde. Bir kere, ilk önce ekonomide sonra da siyasette devlet olgusunu yeniden tartışacağız ve tanımlayacağız. Bu çok gerekli; bütün bu olanlar ortaya çıkarıyor ki, bu konuda şimdiye değin bilinenler basit ezberlerden öteye gidemiyor. Örneğin devletin bir ekonomik aktör olarak kapitalist toplumun kalkınmasındaki yerinin tekrar anlatılmasına ihtiyaç var. (Hele bu krizde, devletin piyasaya müdahalesinin, çok yeni bir şeymiş gibi anlatılmasından sonra.)