Aşklar bile kurguymuş; şimdi yenilenme zamanı

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 23-01-2009

0

KURGU BOZULDU

Hem siyasette hem de ekonomide bir yolun sonuna geldik. 2009 yalnızca krizin dibini gördüğümüz bir yıl olarak kalmayacak; 21. yüzyılı belirleyecek değişimlerin başlangıcı olarak da tarihe geçecek. Ancak bütün bu olan biteni anlayabilmek için de şimdiye kadar olan ezber ya da yanlış bilgilerden kurtulmamız gerekecek herhalde. Bir kere, ilk önce ekonomide sonra da siyasette devlet olgusunu yeniden tartışacağız ve tanımlayacağız. Bu çok gerekli; bütün bu olanlar ortaya çıkarıyor ki, bu konuda şimdiye değin bilinenler basit ezberlerden öteye gidemiyor. Örneğin devletin bir ekonomik aktör olarak kapitalist toplumun kalkınmasındaki yerinin tekrar anlatılmasına ihtiyaç var. (Hele bu krizde, devletin piyasaya müdahalesinin, çok yeni bir şeymiş gibi anlatılmasından sonra.)

Türkiye’de zenginliğin kaynakları (Birikim Dergisi/ eylül-ekim/08

Posted by cemilertem | Posted in Finans Politik, Türkiye Yazıları | Posted on 20-01-2009

0

Kardeşim Hrant Dink’in anısına…

 

GİRİŞ

 

Türkiye’de “zenginliğin” oluşması ya da servetin Osmanlı “mülkünden” çıkıp yeniden biçimlenmesi ve el değiştirmesi tarihsel olarak Cumhuriyetten çok önceye dayanır. Ama ulusal bir pazar inşa etme ve o pazarın öznelerini yaratma politikası tabii ki-ulus-devlet iradesi olarak- Cumhuriyetle başlar. İlkönce Osmanlı sonra da Cumhuriyet döneminin sermaye birikimi ve bunun sonucunda gerçekleşen “zenginlik” hem ekonomik hem de siyasi olarak-hiç şüphesiz- iki ayrı döneme tekabül eder gözükür. Ancak yaratılan zenginliğin paylaşımı ve hâkim sınıfların kompozisyonunun oluşması Cumhuriyetten çok önceye dayanır. 1850’lerde belirginleşmeye başlayan bu süreç; zorunlu olarak, 1923’te Cumhuriyetin ilanıyla kesintiye uğrar. Ama şu çok açıktır ki, Cumhuriyetin özellikle 1930 yılından başlamak üzere uyguladığı politikalar devletçi bir yağmacılık olarak “zenginliğin”-sermayenin- Türkleştirilmesi sürecinin bir devamı niteliğindedir. Bu anlamda “milli iktisat” bir iktisat politikası olarak nitelendirilemez. 1930’da başlayan “devletçilik” dünya koşullarının zorunluluğu kadar, 1923’te kesintiye uğrayan ve kökleri İttihad-Terakki’de bulunan bürokratik-militarist hâkim yapının inisiyatifi ele almasıyla da açıklanabilir.  Ve bu dönemden sonra gelen 50 yıl, Türkiye’de hem zenginliğin hem de buna bağlı yoksullaşmanın, yağmanın kısaca haraç ekonomisinin tarihidir. Kapitalizmin ve onun “rasyonalitesinin” uçlarını verdiği, liberalizmin( ama artık neoliberal olarak) 1980 sonrası ise birçok yönüyle hem 50 yıllık yağma ekonomisinin izlerini hem de uluslar arası sermaye birikiminin güncel müdahalelerini barındırır. Bu kısa çalışma öncelikle Türkiye’de “zenginliğin” belki de güncel hukuk diliyle söylersek “ sebepsiz zenginleşmenin” köklerini ve bu konudaki iradi müdahaleleri ele almaktadır. Bu açıdan zaman aralığımız “tevhid” sürecinin ilk adımı sayılan 1844 Tashih-i Ayar girişimiyle başlayan “parasal birlik” sürecinin başlangıcı olarak belirlenmiştir. Bu süreç-yani 1923 Cumhuriyetin ilanına kadar olan süreç-,  ulusallaşma ve sömürgecilik (ittihadcılık-batılaşma-sömürgecilik) arasında çırpınan çökmüş bir imparatorluğun resmini de verir. Cumhuriyet öncesi, Niyazi Berkes’in de çok iyi anlattığı gibi[1] kalkınma yolu için üç temel görüş öne çıkmaktaydı. (Aslında buna üç temel ideolojik yaklaşım demek daha doğru olur.) İslam modeli, Ulusçuluk ve Batı liberalizmi çerçevesi. Bu üç temel yaklaşım, özünde batının kapitalizm açılımının farklı veçheleri olarak anlatılmış ve her üç akımın temsilcileri farklı biçimde de olsa artı-değer dolayısıyla meta üretimi olmadan gelişme olmayacağı konusunda hemfikir gözükmüşlerdir. İslamcılar dâhil.[2] Ama bu üç temel yaklaşımın ruhunda bulunan kapitalizmin rasyonalitesi pratikte, bütün bu tarihi süreç boyunca, hiçbir zaman ortaya çıkmamıştır. Çünkü Türkiye’de kapitalizmin tarihi, aynı anda kapitalizm öncesi siyasi bir yağma ile birlikte şekillenmiştir.

2008 KRİZİNİN DİNAMİKLERİ (Birikim Dergisi/Aralık-Ocak/2009

Posted by cemilertem | Posted in ABD, Kriz, Küreselleşme, Finans Politik | Posted on 17-01-2009

1

2008 KRİZİNİN TARİHSEL-YAPISAL DİNAMİKLERİ ÜZERİNE

 

GİRİŞ YERİNE

 

2008 krizi halen devam eden ve gerçekten hepimizi çok şaşırtacak gelişmelere gebe bir dönüşüm. Dolayısıyla böyle bir ekonomik-toplumsal [1] dinamiğin tam başlangıcında onu irdeleyen bir yazı yazmanın zorluğu ortada. Örneğin Yunanistan olayları bu krizin ve küreselleşmenin şu anki aşamasının sonuçlarından biri olduğu gibi, küreselleşmenin yeni siyasi açılımlarının başlangıcı ve ipuçlarını da bize anlatıyor olabilir.

Bu kriz, kapitalizmin yetmişli yılların ilk yarısında girdiği krizin vardığı eşik olduğu kadar kriz sonrası karşımıza çıkacak toplumsal dönüşümün ve yeni siyasi oluşumlarını hazırlayıcısı (nedeni) olarak da ele alınabilir.

Bundan dolayı bu yazıda oldukça iç içe geçmiş bir neden-sonuç diyalektiğini izleyeceğiz.

Bitenler ve bitenlerin eteklerinden dökülen taşlar yeni dönemi belirlemeyecek ama “başlangıçların” politik hatta toplumsal köklerinin nereye dayandığını da bize anlatacak.

Bu anlamda “başlangıç” için işimiz hem kolay hem zor. Kolay; çünkü artık neyin-nelerin bittiğini kesin olarak biliyoruz. Bir çizgi çekebiliriz. Ama işte zor, tam da bu kolayın kıyısında başlıyor. Çünkü artık-dolayısıyla- yeni bir “şeyi” baştan anlatmak zorundayız.

 Anlatmak diyorum; çünkü şimdilik – o da belki-  bazı şeyleri anlatabiliriz. Daha ötesi, yani inşa etmek, oluşturmak ve elle tutulur bir hale, hayatın bir parçası haline getirmek, herkesin teslim edeceği gibi, biz anlatıcı ve aktarıcıları çok aşan bir durum. Yani siyasetin ama –hem de- yeni bir siyasetin, hayatın içinden, yeni dönemi anlayarak çıkan, siyasetin-tabii onun aktörlerinin, nesnelerinin- işi. Bundan dolayı bu yazı bu krizi ve sonrasını anlatmaya “bitenlerin” diyalektiğinden başlayacak. Bir tarihsel dönemde yolculuk yaparken 2008 krizini hem neden hem de sonuç olarak ele alacağız. Ama bunun sentezi “başlangıçlar” la başlayacak.

Atina sokaklarındaki “anarşist çocuklar” bir başlangıç mı? Obama ve kurtarılmayı bekleyen Amerikan otomotiv endüstrisi bugün bize neyi anlatmaktadır?

 John Calhoun’un dediği gibi: “ Eskinin çürümesi ile yeninin oluşumu ve yerleşmesi arasındaki zaman aralığı, bir geçiş dönemini oluşturur; bu dönem her zaman kaçınılmaz olarak belirsizliklerle, kafa karışıklıklarıyla, yanılgılarla, çılgın ve ateşli fanatizmlerle yüklü

olacaktır.” [2]

İşte bugünü anlatmanın -yani bir geçiş dönemini- Colhoun’un dediği gibi, her zaman önemli bir riski olacağından, ondan önce kapitalist işbölümünden başlayarak, üretiminin ve onun araçlarının-teknolojinin- değişiminin temel-iktisadi- yasalarını ele alalım.  

İ.Ü. de düzenlenen panelde yaptığım konuşma

Posted by cemilertem | Posted in Finans Politik, Türkiye Yazıları | Posted on 17-01-2009

0

 

 2008 krizinin yapısal nedenleri ve Türkiye için-kriz sonrası- model örnekleri   

 

 Sayın hocalarım, değerli öğrenciler hoş geldiniz.

Ben bugün gerçekten birçok açıdan önemli bir toplantı yaptığımızı düşünüyorum. İnsanlar toplumların değişimini çıplak gözle göremez ama bizim bu dönemdeki değişimi çıplak gözlerle gördüğümüzü iddia edeceğim. Bugün önemli bir gün; 4 Kasım Amerikan başkanlık seçimleri yapılıyor. İkinci dünya savaşından beri yapılan en önemli seçimlerden birisi olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla, Obama iktidarı diyeceğim çünkü bütün anketler Obama’nın iktidar olacağını gösteriyor, Amerika yeni bir Demokrat iktidar bekliyor. Aslında Amerika dünyada yeni bir değişimin simgesel bir öncüsü gibi…  Peki,  buraya nasıl geldik; krizin tarihsel-yapısal kökenleri nereye dayanıyor; buradan başlamak istiyorum.

Katliamcının değişen portresi

Posted by cemilertem | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 30-12-2008

0

İsrail’in bu saldırısı Ortadoğu’nun yeni yüzünün ortaya çıkması doğrultusunda atılacak adımları hızlandıracak. Ancak burada İsrail’in zamanlaması üzerinde de durmak gerekiyor. Bu zamanlamada, İsrail’deki iç siyasi çekişmelerden çok, kriz sonrası Obama iktidarı ile birlikte Ortadoğu’nun yeniden biçimlendirilecek olmasının payı büyük.

Önümüzdeki on yılda Ortadoğu’nun parçalanarak Avrupa ve Asya pazarlarını birleştiren tek bir ekonomi olması doğrultusunda önemli adımlar atılacak. Son beş yılda petrolden elde ettikleri gelirleri küresel sermaye yapılanması doğrultusunda stratejik alanlara yatıran ve küresel bir güç olan Körfez ülkeleri bu süreçte önemli bir rol oynayacaklar. Geleceklerinin artık petrol ve sürgit Amerikan “stratejik ortaklığında” olmadığını biliyorlar.