NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in Ankara’yı kızdıran gecikmeli ziyareti, NATO’da hayli baş ağrısı olan, Türkiye’nin AB üyesi olmamasından kaynaklı sorunların çözümünü masaya getirecek olsa da, NATO’nun, Kürt açılımına açık desteğini öne çıkartacak. Rasmussen’in önce Yunanistan’a sonra da Türkiye’ye olan ziyareti NATO’nun yeniden yapılanması çerçevesinde değerlendirilmelidir.
NATO’nun yeniden yapılanma sürecinin ilk somut adımı 1999’da Washington toplantısında atılmıştı.
Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 08-11-2008
0
Artık öyle anlaşılıyor ki bu kriz, kapitalizmin iki büyük savaş sonrası gerçekleştirdiği dönüşümlere benzer bir dönüşümü yeni bir dünya savaşı olmaksızın gerçekleştirecek dinamikleri barındırıyor. Bütün bu yaşanılanların sonuçlarını ise Amerikan seçimlerinden sonra görmeye başlayacağız.
Obama iktidarı sıradan Demokrat bir iktidar olmayacak.
Amerika, Obama iktidarı ile başlayan büyük dönüşümü ekonomik ve siyasi olarak kontrol etmek isteyecek; ancak bu kontrolün yeni bir büyük küresel uzlaşmadan geçeceğini artık Bush bile biliyor. Camp-David zirvesinde kriz için alınacak esas önlemlerin Amerikan seçimlerinden sonra gündeme gelmesi kararlaştırılmıştı. Bunun nedeni, Amerika’nın yeni iktidarı ile birlikte küresel bir uzlaşma isteğiydi. Şimdi 15 Kasımda yapılacak G-20 zirvesine Türkiye de katılacak. Bu zirveye küresel uzlaşmanın ilk adımı diyebiliriz.
Yalnızca ekonomi değil, dünyanın yeni siyasi yapılanması da bu zirvelerde ele alınacak.
Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 15-08-2008
0
SAVAŞ TÜRKİYE’NİN DE SAVAŞI
Gürcistan’da olan biten yalnız Gürcü-Rus savaşı değil şüphesiz. Ama en basitinden bir enerji kaynaklarını denetleme savaşı da değil. Bu bölgesel gibi gözüken savaş, aslında 21. yüzyılın en önemli dinamiklerinden birini anlatıyor. Bu savaşın ilk işareti nerede derseniz; nisan ayında yapılan NATO zirvesine bakın. Orada NATO’nun yeni biçimi ve işlevi belirlenemedi ama AB genişlemesinde NATO’nun payının giderek artacağı konusunda Rusya dışında herkes hemfikirdi. The Independent’den Adrian Hamilton, zirve sonrası ABD’nin yakın gelecekteki dış politikasını şu paragrafla özetliyordu: “Deniyor ki, NATO olmasaydı, onu icat etmek durumunda kalırdık. Tam tersi doğru. NATO olmasaydı, bu dönemde çok daha farklı bir şey icat ederdik. Afganistan’a illa bulaşacaksak, bunu farklı bir biçimde yapardık. Eski Sovyet cumhuriyetlerindeki demokrasiyi garanti altına almanın aracı olarak AB üyeliğini kullanırdık. Ve bağımsız bir Avrupa savunma gücü oluştururduk.” Hamilton’un bu yorumunu şüphesiz Putin biliyordu. Yani Kafkasların ve Ortadoğu’nun, kendi denetimleri dışında, bir AB genişlemesi çerçevesine girmesi, buralardaki enerji kaynaklarını AB’nin ve ABD’nin Rusya’yı devre dışı bırakarak denetlemeleri, en azından şu aşamada, Rusya’nın izin vereceği bir şey değil.
Posted by ertemcemil132 | Posted in Taraf Gazetesi Yazıları | Posted on 18-06-2008
0
İrlanda “Neye” Hayır Dedi?
İrlanda, AB genişlemesinin temel dinamiği sayılan Lizbon Anlaşması’na hayır dedi. Yani ilk bakışta tam bir “besle kargayı oysun gözünü” durumu. İrlanda, AB’ye 1973’de İngiltere’yle birlikte üye olmuştu. Bu üyelik aslında ada için çok önemli dönüşümün de başlangıcıydı.
Ama ne olursa olsun, bu durum 2005’te Avrupa Anayasası’nın Fransa ve Hollanda referandumlarıyla reddedilmesinden sonra AB genişlemesinde en önemli sorun. Avrupa genişlemesi halen çok önemli sorunlar barındırıyor. Ve bu sorunlar, bugün yaşadığımız kriz kaynaklı yapısal sorunları içeriyor.
Şimdi buradan anlaşılıyor ki Avrupa genişlemesi, var olan haliyle olmayacak. Bugünkü Avrupa’nın temel direği de Maastrich kriterleri. 1991’de imzalanan ve 1993’te yürürlüğe giren Maastrich kriterlerinin özü Washington uzlaşısına dayanır. Esasında hem Maastrich’in hem de Washington uzlaşısının ardında IMF finansal ve yapısal uyum programları vardır. Stiglizh’in eleştirileri, 90’lı yılların “akılsızlığının” bugünkü krizi doğuracağı yönündeydi. “90’larda ortaya çıkan durum, Wall Street, Main Street ve işçi sınıfı arasında, eski endüstri ile yeni endüstri arasında uzun zamandır var olan kontrol mekanizmaları ve dengelerin finansın yeni egemenliği ile köklü bir biçimde altüst olmasıydı.” (Stiglizh; 2003)